Pusula Bülten
Cumhuriyet’in 103. yılında yeniden “Kahrolsun saltanat, yaşasın Cumhuriyet”
GÜNCEL

Cumhuriyet’in 103. yılında yeniden “Kahrolsun saltanat, yaşasın Cumhuriyet”

Cumhuriyet, bu topraklarda saltanata karşı verilen mücadelenin eseri olarak 103 yıl önce bugün ilan edildi. Bugün holdinglerin ve tarikatların egemenliğine, Yeni Osmanlı hayallerine ve emperyalist müdahalelere karşı Cumhuriyeti savunmak, onu emek, eşitlik ve halkın iradesi temelinde yeniden kurma mücadelesiyle birleşiyor. “Kahrolsun saltanat, yaşasın Cumhuriyet!”

Google'da haber kaynağınız olarak seçmek için tıklayın
Yasin YETER Yasin YETER Editör
29-10-2026 07:18 3 dk okuma

Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ekim 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada Osmanoğullarının saltanatını tarihe gömerken şöyle diyordu:

“Efendiler, hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına, vâzıü’l-yed olmuşlardı ve bu tasallutlarını altı asırdan beri idâme eylemişlerdi.”

Atatürk, konuşmasının devamında milletin egemenliği kendi eline aldığını vurguluyor ve bu tarihsel gerçeğin artık geri döndürülemeyeceğini ifade ediyordu.

Bu konuşmadan yalnızca bir yıl sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Saltanatın ardından Cumhuriyet’in ilanı, bu toprakların tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Halk, Osmanlı tebaası olmaktan çıkarak yurttaşlık temelinde yeni bir siyasal düzenin parçası haline geldi.

Aradan 103 yıl geçti. Bugün ise aynı Meclis’te, Cumhuriyet’in kazanımlarını tartışmaya açan Yeni Osmanlıcı hayaller yeniden karşımıza çıkıyor. Yemen’e, Suudi Arabistan’ın ve emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda asker gönderilmesi tartışılırken Osmanlı’ya yapılan göndermeler ve tarihsel öykünmeler dikkat çekiyor.

Peki, nasıl oldu da Cumhuriyet, 103 yıl sonra kendi kurduğu Meclis’te Yeni Osmanlıcı düşüncelerin güç kazanmasına sahne oldu?

Cumhuriyet’in direksiyonuna kimler geçti?

İşgal yıllarında bile kazanmaya devam eden ağalar ve patronlar, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından siyasal ve ekonomik düzen üzerindeki etkilerini artırdı. Cumhuriyet, saltanatın tasfiyesiyle önemli bir tarihsel eşiği aşmış olsa da emekçilerin ve halkın ekonomik eşitliğini sağlayan bir düzene dönüşmedi.

Sınıfsal çıkarlarını korumak isteyen sermaye çevreleri, yıllar boyunca Cumhuriyet’in toplumsal kazanımlarını sınırlayan bir rol oynadı. Tarikatların ve sermaye gruplarının etkisi genişlerken Cumhuriyet’in laiklik, yurttaşlık ve halk egemenliği temelindeki kazanımları da farklı dönemlerde saldırılara uğradı.

2002’de AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte patronların, cemaatlerin, liberallerin ve emperyalist güçlerin önemli bir bölümü açısından Cumhuriyet’in tarihsel mirasını geriletmeye yönelik süreç yeni bir aşamaya taşındı.

Cumhuriyet’i tarihsel bir engel olarak gören anlayış, yıllar içinde güç kazandı. Bugün gelinen noktada ise Yeni Osmanlıcılık, yalnızca geçmişe duyulan bir özlem olarak değil, Türkiye’nin geleceğine ilişkin siyasal bir iddia olarak da karşımızda duruyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın bu topraklarda monarşinin daha iyi bir yönetim modeli olabileceği yönündeki açıklaması da bu tartışmanın uluslararası boyutunu ortaya koyuyor.

Cumhuriyet’in kazanımlarını geriletmek isteyenler, bugün ulaştıkları noktayı bir zafer olarak görüyor olabilir. Ancak tarih, hiçbir toplumsal kazanımın kendiliğinden ve sonsuza kadar korunmadığını gösteriyor.

Konserler mi, reklamlar mı, mücadele mi?

103 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk, saltanatın milletin elinden zorla alındığını ve yine mücadeleyle geri kazanıldığını söylüyordu.

Bugün ise Cumhuriyet’in geleceği söz konusu olduğunda halkın önüne çoğu zaman iki seçenek konuluyor: Belediyelerin düzenlediği konserlerde kutlama yapmak ya da Cumhuriyet’i sahipleniyormuş gibi görünen büyük şirketlerin reklamlarını izleyerek geçmişe özlem duymak.

Elbette kutlamaların, anmaların ve kültürel etkinliklerin yeri var. Ancak Cumhuriyet’in anlamı yalnızca törenlere, konserlere ve reklamlara indirgenemez.

Cumhuriyet’i savunmak; emekçinin hakkını, halkın iradesini, laikliği, eşitliği ve demokratik hakları savunmaktan ayrı düşünülemez. Bir yanda Cumhuriyet’in tarihsel mirasını sahiplenip diğer yanda emeği sömüren, eşitsizliği büyüten ve kamusal kaynakları sermayenin çıkarlarına açan bir düzeni sorgulamamak, bu mirası eksik anlamaktır.

Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yol, işgale ve saltanata karşı verilen mücadeleyle açıldı. Bugün de Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak, onları emekçiler ve halkın çoğunluğu açısından gerçek bir toplumsal kazanıma dönüştürmek için mücadele gerekiyor.

Yeni Osmanlıcıların zafer söylemleriyle alanı doldurduğu, saltanat özlemlerinin yeniden dillendirildiği bir dönemde mesele yalnızca geçmişi anmak değil, geleceği kimin kuracağına karar vermektir.

103 yıl önce halkın egemenliği için açılan yolun yeniden emekçilerin mücadelesiyle büyütülmesi gerekiyor.

Bugün sokaklara yapılan çağrıya, Cumhuriyet’i yeniden kazanma mücadelesine kulak verme zamanı.

Kahrolsun saltanat, yaşasın Cumhuriyet!

Kaynak: Sol Haber 

Bu haber Pusula Bülten tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

GÜNCEL Haberleri