Kurtuluş Savaşı’nı anlatan filmlerde çoğu zaman cephede kazanılan zaferlere, verilen mücadeleye ve bağımsızlık fikrine odaklanıyoruz. Oysa savaşın asıl bedelini anlamak için bazen bir zaferin nasıl kazanıldığından çok, geride nelerin kaybedildiğine bakmak gerekiyor. Taş Mektep, bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken bir film. Özellikle lisedeki öğrencilerin hiçbirinin mezun olamaması, savaşın bir kuşağın geleceğinden neler götürdüğünü gösteren çarpıcı bir ayrıntı. Henüz hayatlarının başında olan, belki üniversiteye gidecek, meslek sahibi olacak, kendi hayatlarını kuracak gençler, ülkelerinin bağımsızlığı uğruna hayatlarını kaybediyor. Bir okulun mezun verememesi, yalnızca öğrencilerin yokluğunu değil, yarım kalan hayatları ve gerçekleşemeyen ihtimalleri de düşündürüyor.

Kurtuluş Savaşı denildiğinde benim için en dramatik meselelerden biri Tekâlif-i Milliye Emirleri’dir. Ordunun bir çift çoraba bile ihtiyaç duyduğu, en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir dönemde, her türlü askerî donanıma sahip emperyalist güçlere karşı mücadele ediliyor. Bir tarafta imkânsızlıklar içinde bağımsızlık mücadelesi veren bir halk, diğer tarafta askerî ve ekonomik bakımdan çok daha güçlü ordular var. Bu koşullarda verilen mücadeleyi anlamak, savaşın yalnızca cephede yaşananlardan ibaret olmadığını da görmek demek. Savaş, aynı zamanda bir halkın elindeki sınırlı imkânlarla var olma mücadelesidir.

Ancak bütün bu mücadelenin içinde insanın aklına takılan bir soru var: Bir ülkenin geleceği için savaşılırken o geleceği kuracak gençlerin de hayatlarını kaybetmesi ne büyük bir çelişki. Bağımsızlık uğruna verilen mücadele elbette tarihsel önem taşıyor; fakat bu mücadelenin bedelini yalnızca kazanılan zaferler üzerinden değerlendirmek mümkün değil. Taş Mektep’in bende uyandırdığı asıl düşünce de burada yatıyor. Bir ülke bağımsızlığını kazanabilir, savaş bitebilir, tarih kitaplarına zaferler yazılabilir. Fakat kaybedilen gençlerin hayatları geri gelmez. Mezuniyet töreni yapılamayan bir okul, tamamlanamayan bir eğitim hayatı ve gerçekleşemeyen hayaller, zafer anlatılarının arka planında kalmaya devam eder.

Belki de Taş Mektep‘i anlamlı kılan, Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca kahramanlıklarla değil, kayıplarla da hatırlanması gerektiğini düşündürmesidir. Çünkü bazen tarihin en ağır tarafı, kazanılan zaferin büyüklüğünden çok, o zafer uğruna geride bırakılan hayatların ağırlığında saklıdır.