Yemen’e dayatılan teslimiyet düzenine sert tepki

Yemen Ensarullah Hareketi Lideri Seyyid Abdülmelik el-Husi, 21 Eylül Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarını, ablukasını ve siyasi müdahalelerini sert sözlerle eleştirdi.

Yemen halkının yalnızca askerî saldırılarla değil; açlık, yoksulluk, ulaşım engelleri, ekonomik yaptırımlar ve siyasi vesayet yoluyla teslim alınmak istendiğini belirten el-Husi, Riyad yönetiminin amacının Yemen’in bağımsız karar alma iradesini ortadan kaldırmak olduğunu söyledi.

El-Husi’ye göre Yemen’de yaşanan çatışma, sınır anlaşmazlığı ya da iki komşu ülke arasındaki geçici gerilimden ibaret değil. Sorunun merkezinde, Yemen’in doğal kaynaklarını, kamu gelirlerini ve siyasal kurumlarını denetim altında tutmayı hedefleyen bir egemenlik mücadelesi bulunuyor.

Ensarullah lideri, Yemen halkının önüne konulan seçeneğin barış değil teslimiyet olduğunu vurgulayarak, özgürlüğün ve bağımsızlığın dış güçlerin çıkarlarına feda edilmesini kabul etmeyeceklerini ilan etti.

“Türkiye ve Pakistan aynı koşulları kabul eder miydi?”

El-Husi konuşmasının önemli bir bölümünde Türkiye, Pakistan, Körfez ülkeleri ve İslam dünyasına seslendi. Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı kurmaya çalıştığı bölgesel cepheye katılmamaları çağrısında bulunan el-Husi, başka bir ülkenin yaşayamayacağı koşulların Yemen halkına dayatılmasını ikiyüzlülük olarak nitelendirdi.

Yemen’de havaalanlarının kapatıldığını, hastaların ve yaralıların tedavi amacıyla seyahat etmesinin engellendiğini, ticari malların aylarca denetim noktalarında bekletildiğini ve ülkenin dış dünyayla bağlantısının kesilmek istendiğini söyleyen el-Husi, bölge ülkelerine şu soruları yöneltti:

“Vatandaşlarınızın havaalanlarını kullanmasının yasaklanmasını kabul eder miydiniz? Hastalarınızın tedaviye ulaşamamasına, ticaretinizin durdurulmasına ve mallarınızın aylarca başka bir ülkenin denetiminde bekletilmesine razı olur muydunuz?”

El-Husi, Yemen’e uygulanan ekonomik kuşatmanın yalnızca dış ticareti değil; para birimini, bankacılık sistemini, kamu gelirlerini ve çalışanların ücretlerini de hedef aldığını söyledi. Petrol ve doğal gaz gelirlerinin Yemen halkından alındığını savunan el-Husi, Türkiye veya Pakistan’da kamu çalışanlarının ülkenin kaynaklarına el konulduğu için yıllarca maaş alamamasının kabul edilip edilmeyeceğini sordu.

“Yemen’in yöneticilerini Suudi Arabistan belirlemek istiyor”

Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki müdahalesinin ekonomik ve askerî alanlarla sınırlı kalmadığını, ülkenin yönetim kadrolarını belirlemeye kadar uzandığını ifade etti.

El-Husi, Riyad’ın Yemen’de cumhurbaşkanlarını, bakanları ve üst düzey görevlileri tayin etme yetkisini kendinde gördüğünü belirterek, Suudi Arabistan tarafından onaylanmayan hiçbir siyasi iradenin “meşru” sayılmadığını söyledi.

Bu anlayışın Yemen halkının kendi kaderini belirleme hakkını tümüyle ortadan kaldırdığını vurgulayan el-Husi, Suudi Arabistan’ın Amerikan vesayeti altında Yemen’in hayatına ilişkin bütün kararları kontrol etmeye çalıştığını savundu.

El-Husi, söz konusu dayatmayı şu sözlerle tanımladı:

“Bu; özgürlüğün, bağımsızlığın, haysiyetin ve onurun bütünüyle gasp edilmesi, kelimenin tam anlamıyla Allah yerine başkalarına kulluk edilmesidir.”

Yemen’in komşularıyla eşitlik, ortak çıkar ve karşılıklı saygı temelinde ilişki kurmaya hazır olduğunu söyleyen el-Husi, egemenliğin ortadan kaldırıldığı bir düzenin komşuluk ilişkisi olarak sunulamayacağını belirtti.

ABD destekli savaşta bölgesel ortak arayışı

El-Husi, Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarını sürdürebilmek için Türkiye ve Pakistan dâhil bazı bölge ülkelerini çatışmaya çekmeye çalıştığını öne sürdü. Bölge halklarına, ABD’nin ve Suudi yönetiminin siyasi ve ekonomik vaatlerine kapılmamaları çağrısı yaptı.

Ensarullah liderine göre Riyad yönetimi, ABD ve İsrail’in doğrudan desteğini genişletmeye, Yemen’e karşı yeni bir bölgesel koalisyon oluşturmaya çalışıyor. El-Husi, Yemen halkına yönelik saldırılara katılacak devletlerin doğacak siyasi, hukuki ve insani sonuçlardan sorumlu olacağını söyledi.

Bölge ülkelerinin önünde tarihsel bir tercih bulunduğunu belirten el-Husi, bu tercihi Filistin üzerinden şöyle ortaya koydu:

“Filistin halkına karşı ABD ve İsrail’le iş birliği yapan Suudi yönetiminin yanında mı duracaksınız, yoksa ezilen Filistin halkıyla onurlu bir dayanışma mı göstereceksiniz?”

Bu sözlerle Yemen’e uygulanan kuşatma ile Filistin’e yönelik saldırılar arasında doğrudan bağ kuran el-Husi, bölgede ABD ve İsrail çıkarlarına göre şekillenen ortak bir baskı düzeninin bulunduğunu savundu.

“İmkânsız koşullar değil, saldırıların sona ermesini istiyoruz”

El-Husi, Yemen’in taleplerinin başka ülkelerin güvenliğini ya da egemenliğini tehdit etmediğini belirterek, temel beklentilerinin saldırıların durdurulması, ablukanın kaldırılması ve işgal edilen bölgelerden çekilinmesi olduğunu söyledi.

“Biz imkânsız şartlar ileri sürmüyoruz” diyen el-Husi, Yemen halkının ülkesinin kaynakları, havaalanları, limanları ve siyasi geleceği üzerinde söz sahibi olmak istediğini ifade etti.

Arabuluculuk yapmak isteyen ülkelere de çağrıda bulunan el-Husi, müdahil olacak tarafların Suudi Arabistan’ın taleplerini Yemen’e kabul ettirmeye çalışmak yerine, saldırıların ve kuşatmanın sona erdirilmesine katkı sunması gerektiğini belirtti.

Askerî yığınağa “kuşatmaya kuşatmayla” karşılık

El-Husi, Suudi Arabistan’ın Yemen’in çeşitli cephelerinde askerî yığınak yaptığını; Cevf, Muha, Beyda ve batı kıyısında on binlerce silahlı unsurun toplandığını ileri sürdü. Sana Havalimanı’nın hedef alındığını ve kara harekâtı hazırlıklarının hızlandırıldığını belirtti.

Yemen’in bu tırmanış karşısında teslim olmayacağını vurgulayan el-Husi, ülkesinin tutumunu “Kuşatmaya kuşatmayla, tırmanışa tırmanışla karşılık verme” sözleriyle özetledi.

Suudi Arabistan’ın hava ve füze saldırılarında köprülerin, kamu binalarının ve sivil altyapının hedef alındığını söyleyen el-Husi, Cevf’teki merkez cezaevine düzenlenen saldırıda kadınların, çocukların ve ziyaretçilerin öldürüldüğünü aktardı. Konuşmasında Suudi saldırılarının sayısının 760’a ulaştığını ileri sürdü.

El-Husi, Yemen’e yönelik bombardıman karşısında sessiz kalan bazı yönetimlerin, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin misilleme operasyonları başladığında tepki göstermesini uluslararası ikiyüzlülüğün açık örneği olarak değerlendirdi.

Uluslararası toplumun çifte standardı

Ensarullah lideri, Yemen halkının uğradığı saldırılar karşısında sessiz kalan uluslararası çevrelerin, Suudi Arabistan’ın petrol tesisleri veya askerî noktaları hedef alındığında hızla harekete geçtiğini belirtti.

Türkiye ya da Pakistan’ın yüzlerce hava saldırısına maruz kalması hâlinde çok daha güçlü bir uluslararası tepkinin ortaya çıkacağını söyleyen el-Husi, Yemenlilerin yaşam hakkının ve egemenliğinin daha değersiz görülemeyeceğini vurguladı.

El-Husi’ye göre “uluslararası toplum” adı verilen yapı, Yemen’de savaşın sona ermesini sağlamaktan çok, saldırgan devletlerin çıkarlarını koruyan bir mekanizma gibi hareket ediyor. Suudi Arabistan’ın bombardımanları görmezden gelinirken Yemen’in savunma hakkının suç sayılması, bu düzenin siyasi niteliğini açığa çıkarıyor.

Mekke üzerinden yürütülen propagandaya yanıt

El-Husi, Suudi Arabistan’ın Yemen’in Mekke’yi hedef alacağı yönünde propaganda yaptığını da söyledi. Ensarullah’ın Mekke, Medine ve Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine bağlı olduğunu vurgulayarak, kutsal mekânların Suudi hanedanının siyasi mülkü ya da savaş politikalarının kalkanı olarak kullanılamayacağını belirtti.

“Mekke’yi Suudi hanedanının mülkü olarak görmüyoruz” diyen el-Husi, mukaddes mekânların bütün İslam dünyasına ait olduğunu söyledi. Yemen halkının bu mekânların korunması konusunda Suudi yönetiminden daha samimi bir tutuma sahip olduğunu savundu.

Yemen’in mesajı: Vesayet değil eşitlik

El-Husi’nin konuşması, Yemen’de yıllardır sürdürülen savaşın arkasındaki temel çatışmayı bir kez daha gözler önüne serdi: Bir tarafta Yemen’i askerî güç, ekonomik kuşatma ve siyasi müdahalelerle denetim altında tutmak isteyen ABD destekli Suudi yönetimi; diğer tarafta ülkenin egemenliğini ve kendi kaderini belirleme hakkını savunduğunu ilan eden Yemen direnişi bulunuyor.

Ensarullah liderinin bölge ülkelerine yönelttiği sorular ise yalnızca Yemen’e ilişkin değil. Bir ülkenin havaalanlarının kapatılması, kaynaklarına el konulması, yöneticilerinin dışarıdan atanması ve halkının ekonomik kuşatmayla teslim alınması kabul edilemiyorsa, aynı düzenin Yemen’e dayatılmasına sessiz kalınmasının da savunulabilir bir yanı bulunmuyor.

Yemen’den yükselen mesaj açık: Komşuluk vesayetle, barış teslimiyetle, uluslararası hukuk ise yalnızca güçlü devletlerin çıkarlarıyla tanımlanamaz.

Kaynak:Yakın Doğu Haber