Bir insanın fikirleri, adı hatırlanmadan yaşamaya devam edebilir mi? Londra’daki London School of Economics (LSE) Kütüphanesi’nde 12 Ekim’de ziyarete açılan “Çalındı! Arşivlerde Hırsızlık” sergisi, bu soruyu arşiv belgeleri, sanat eserleri ve görünmez bırakılan hayatlar üzerinden tartışmaya açıyor.
18 Mart 2027’ye kadar sürecek sergi, hırsızlığı geniş bir çerçevede ele alıyor. Çalınan nesnelerin yanında, başkalarının adına kaydedilen düşünsel emek, bastırılan hakikat ve toplumsal hafızadan silinen katkılar da serginin konusu.
Bir kitabın gölgede kalan ortak yazarı
Serginin dikkat çeken bölümlerinden biri, filozof ve kadın hakları savunucusu Harriet Taylor Mill’e ayrılıyor. Uzun yıllar John Stuart Mill’in adıyla anılan Özgürlük Üzerine kitabının yeni bir baskısı, LSE’nin açıklamasına göre ilk kez Harriet Taylor Mill’in adını da ortak yazar olarak taşıyor.
Bu bölümün küratörü Profesör Jo Ellen Jacobs, meselenin Harriet’in fikirlerinin eşi tarafından sahiplenilmesinden daha farklı bir yerde durduğunu vurguluyor. Jacobs’a göre John Stuart Mill, eşinin ortak yazarlığını kabul etmesine rağmen sonraki kuşaklar onun katkısını görmezden geldi. Harriet’in LSE’de bulunan el yazmaları, ölümünden yaklaşık 150 yıl sonrasına kadar yazıya aktarılmadı.
Sergi böylece kadınların düşünsel üretiminin nasıl değerlendirildiğini ve kimlerin adının tarihe geçirildiğini sorguluyor.
Faşizmin hedefindeki belgeler
Bir başka bölümde, Mussolini yönetimini eleştirdikten sonra 1924’te öldürülen sosyalist milletvekili Giacomo Matteotti’nin cinayet soruşturmasına ait belgeler yer alıyor.
Faşist rejimden kaçan akademisyen Gaetano Salvemini’nin LSE Kütüphanesi’ne teslim ettiği bu belgeler, daha sonra bir hırsızlık girişiminin hedefi oldu. Girişim başarısız kaldı ve belgeler korundu.
Kütüphane arşivcisi Silvia Gallotti’nin hazırladığı bölüm, diktatörlüklerin insanların özgürlüğünü ve yaşamını ellerinden alırken gerçeğe ulaşma haklarını da nasıl engellediğine odaklanıyor.
Karşılıksız emeğin arşivdeki izleri
LSE öğrencilerinin hazırladığı Marksizm bölümü ise sömürü tartışmasını ev içi emekle birlikte ele alıyor. Bakım, ev işleri, duygusal emek ve çocuk yetiştirme gibi faaliyetlerin işgücünün devamlılığındaki rolüne dikkat çekiliyor.
Büyük ölçüde kadınların üstlendiği bu emeğin karşılıksız bırakılması ve değersizleştirilmesi, serginin “çalınan zenginlik” tartışmasına bağlanıyor. Angela Davis’in düşünceleri ve sosyolog Mary McIntosh’ın arşivinden seçilen belgeler de bu bölümde yer alıyor.
Arşivin sessizliği ne anlatır?
Sergi, Hint aktivist Hansa Mehta’nın hikâyesinde ziyaretçiyi bir boşlukla karşılaştırıyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde “bütün erkekler” yerine “bütün insanlar” ifadesinin kullanılmasında önemli rol oynayan Mehta’nın LSE’de eğitim gördüğü söyleniyor. Ancak bunu doğrulayan bir belge bulunmuyor.
Bu nedenle ilgili bölümde bilinçli olarak hiçbir arşiv malzemesi sergilenmiyor. Ziyaretçiye şu soru yöneltiliyor: Bir kaydın bulunmaması, o hayatın ya da katkının yok sayılmasını haklı çıkarır mı?
1978’de çalınıp yıllar sonra bir müzayedede ortaya çıkan Fabian Vitrayı’nın hikâyesini de içeren sergi, tarihin korunması kadar nasıl yazıldığına da bakıyor. Arşivlerde saklananlarla birlikte, kayda geçirilmeyenlerin ve duyulmayan seslerin izini sürüyor.
Kaynak: LSE Kütüphanesi; Daniel Brambilla-Payne’in 7 Ekim 2026 tarihli “Five images from LSE Library’s new exhibition ‘Stolen! Theft in the Archives’” başlıklı yazısı.
