Yeryüzü TV’de 21 Eylül 2026’da canlı yayımlanan, Çağlar Tekin’in hazırlayıp sunduğu programda, Yakın Doğu Haber Genel Yayın Yönetmeni Alptekin Dursunoğlu ile Yemen ve İran savaşlarının yarattığı değişim ve Katar’ın bölgedeki konumu ele alındı.
Dursunoğlu, Yemen’deki Sana yönetiminin Gazze için İsrail bağlantılı deniz taşımacılığına karşı harekete geçtiğini; bunun karşılığında saldırı, ekonomik baskı ve yeni bir savaş tehlikesiyle yüzleştiğini vurguladı. Ona göre Yemen’in tutumu, Filistin’e destek açıklamaları yapan ancak İsrail’le devlet ve ticaret ilişkilerini sürdüren bölge yönetimleriyle belirgin bir karşıtlık oluşturuyor.
Bu bedelin yalnızca askeri yönü yok. Kızıldeniz’deki saldırılar ve karşılıklı askeri operasyonlar Yemen’in zaten ağır olan insani krizini daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler, Eylül 2026’da 18 milyondan fazla Yemenlinin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu bildirdi. Sana yönetiminin Gazze adına yürüttüğünü söylediği deniz operasyonları ile Yemen’de bütün sivillerin siyasi tutumu da aynı şey olarak görülemez; savaşın maliyetini farklı görüşlerden siviller taşıyor.
İsrail’le anlaşmalar: 1979’dan İbrahim Anlaşmaları’na
Dursunoğlu’nun gündeme getirdiği karşılaştırmanın arka planında, Arap ülkelerinin İsrail’le farklı tarihlerde kurduğu resmi ilişkiler bulunuyor. Bu süreçte barış antlaşması, normalleşme bildirisi ve ticaret anlaşması farklı hukuki adımları ifade ediyor:
Normalleşmenin ticari ayağı: BAE örneği
İbrahim Anlaşmaları yalnızca büyükelçilik açılmasıyla sınırlı kalmadı. BAE ile İsrail, Mayıs 2022’de Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nı (CEPA) imzaladı. Mal ticareti, gümrük işlemleri ve düzenleyici işbirliğini kapsayan anlaşma 1 Nisan 2023’te yürürlüğe girdi. Böylece siyasi normalleşme, iki ülkenin şirketleri için kalıcı bir ticaret çerçevesine dönüştü.
Bahreyn ile İsrail de normalleşmenin ardından posta, ulaşım ve ekonomik işbirliği alanlarında adımlar attı; iki ülke arasında yatırım koruma ve serbest ticaret anlaşması görüşmeleri gündeme geldi. Katar’ın durumu ise farklı: 1996’da Doha’da İsrail ticaret temsilciliği açıldı, ancak bu bir barış antlaşması veya tam diplomatik tanıma değildi. Katar, Gazze’ye yönelik İsrail saldırıları sırasında 2009’da temsilciliğin kapatıldığını açıkladı.
Dursunoğlu’nun eleştirisi bu noktada yoğunlaşıyor: Yemen, Gazze için askeri çatışmanın sonuçlarıyla karşılaşırken başka başkentlerde İsrail’le kurulan siyasi ve ekonomik bağlar devlet politikası olarak sürdürüldü. Bununla birlikte her ülkenin anlaşmasının kapsamı ve uygulanma düzeyi farklı; aynı tablo içinde gösterilmeleri, hepsinin aynı askeri veya siyasi tutumu aldığı anlamına gelmiyor.
Katar’ın konumu: ABD üssü, Hamas temasları ve arabuluculuk
Katar, bu haritada anlaşma imzacısı olmadan etkili bir aktör. Bir yandan ABD’nin bölgedeki askeri harekâtında önemli rol oynayan El Udeyd Hava Üssü’ne ev sahipliği yapıyor; diğer yandan Hamas’ın siyasi temsilcileriyle temas kurarak Gazze görüşmelerinde arabuluculuk yürütüyor. ABD Hava Kuvvetleri kayıtları, El Udeyd’deki harekât merkezinin Irak savaşı sırasındaki hava operasyonlarında kullanıldığını gösteriyor.
Katar yönetimi, Hamas’ın Doha’daki siyasi ofisinin ABD ve İsrail’in bilgisi ve talebiyle yürütülen arabuluculuk sürecinin parçası olduğunu söylüyor. Dursunoğlu ise bu ilişkilerin Doha’ya yalnızca diplomatik görünürlük sağlamadığını; Filistin meselesinde vazgeçilmez arabulucu konumu kazandırdığını savunuyor. Katar’ın kendi açıklaması, temasların bilindiğini gösterse de bölgedeki bütün gelişmelerin taraflarca ortaklaşa planlandığını kanıtlamıyor.
Katar’ın Müslüman Kardeşler’le uzun geçmişi ve El Cezire’nin Arap dünyasındaki erişimi de bu etkinin parçaları. Mısırlı din âlimi Yusuf el-Karadavi 1961’de Katar’a yerleşti; daha sonra El Cezire’de geniş izleyiciye ulaşan yayınlar yaptı. Dursunoğlu, bu medya ve siyasi ağların Doha’nın bölgesel nüfuzunu artırdığı görüşünde.
Katargate: Araştırılan ilişki ne, kanıtlanmayan iddia ne?
Dursunoğlu’nun işaret ettiği İsrail’deki Katargate dosyası, 2022’de Avrupa Parlamentosu’nda başlayan ve aynı adla anılan yolsuzluk soruşturmasından ayrı. The New Yorker’ın 19 Eylül 2026’da yayımlanan araştırması, Netanyahu’nun yakın danışmanlarıyla bağlantılı kişilerin Katar lehine İsrail medyasında iletişim çalışmaları yürüttüğü iddialarını inceliyor. Katar ve ilgili isimler suçlamaları reddediyor veya kendi rollerine ilişkin farklı açıklamalar yapıyor.
Araştırma, Netanyahu yönetiminin Katar’ın 2018’den itibaren Gazze’ye ayda 30 milyon dolara varan kaynak aktarmasına onay verdiğini de aktarıyor. Dursunoğlu, bu politikanın Hamas ile Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi arasındaki ayrılığın sürmesine hizmet ettiği görüşünde. Bu, politikanın siyasi sonuçlarına ilişkin bir yorum; Katar’ın bütün ödemelerinin Filistinlileri bölmek amacıyla yapıldığını kanıtlayan bir belge olarak sunulamaz.
Netanyahu’ya veya seçim kampanyasına Katar’dan doğrudan para aktarıldığı iddiasının durumu daha da açık bir ayrım gerektiriyor: The New Yorker, buna dayanak gösterilen belgelerin gerçekliğinin kesinleştirilemediğini ve Netanyahu’nun parayı aldığına dair kanıt bulunmadığını yazıyor. Netanyahu ile Katar iddiayı reddediyor. Dosyanın doğrulanmış merkezindeki mesele, başbakanın yakın çevresindeki isimlerin Katar lehine çalıştığı iddiası ve bunun İsrail’deki soruşturmaya konu olması.
Yemen’den Katar’a uzanan tartışma, bölgedeki temel çelişkiyi görünür kılıyor: Gazze için kimin hangi bedeli ödediği ile Filistin adına konuşan devletlerin İsrail ve ABD’yle hangi anlaşmaları yaptığı aynı sorunun iki parçası. Dursunoğlu’nun değerlendirmesi, diplomatik söylemin ötesine geçip üsleri, ticaret anlaşmalarını, para akışını ve savaşın siviller üzerindeki sonuçlarını birlikte inceleme çağrısı taşıyor.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi
