İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ülkesinin askerî kapasitesini büyütmeyi, dış desteğe bağımlılığını azaltmayı ve bölgesel müdahalelerde inisiyatifi elinde tutmayı amaçlayan yeni güvenlik doktrinini kamuoyuna sundu. Açıklamalarda, önleyici saldırılardan mühimmat üretimine, Washington ile ilişkilerdeki belirsizlikten Türkiye ve İran’a yönelik değerlendirmelere kadar geniş bir çerçeve çizildi.
YDH’nin aktardığına göre, 7 Ekim sonrasında şekillenen yaklaşım, tehditleri kontrol altında tutmaya dayalı güvenlik anlayışının yerine, ilk darbeyi vurmayı ve karşı tarafın savaşma kapasitesiyle iradesini kırmayı esas alıyor.
Netanyahu, İsrail’in güvenliğinin herhangi bir müttefikin onayına bağlı olmaması gerektiğini savundu. Bu hedef doğrultusunda, uluslararası ortakların İsrail’in askerî ve teknolojik kapasitesine ihtiyaç duyduğu bir ilişki düzeni kurulmasını istedi.
Savunmaya on yılda 450 milyar şekel ek kaynak
Yeni yaklaşımın temel başlıklarından birini askerî harcamaların artırılması oluşturuyor. Netanyahu, önümüzdeki on yıllık dönem için savunma bütçesine yaklaşık 450 milyar şekel ek kaynak ayrılacağını açıkladı.
Bu kaynakla mühimmat üretiminin artırılması, silah tedarikinde dışa bağımlılığın azaltılması ve yerli savunma sanayisinin saldırılara karşı korunması hedefleniyor. Yer altında kurulacak endüstriyel ve teknolojik tesisler de bu planın unsurları arasında gösteriliyor.
Netanyahu, yapay zekâ uygulamalarının sağlayabileceği verimlilik artışına rağmen ordunun ve askerî harcamaların büyütülmesi gerektiğini savundu. İsrail’i kendisinden büyük güçlerle mücadele edebilen bir bal porsuğuna benzeterek, ülkenin uzun süre askerî güce dayanmak zorunda kalacağını söyledi.
Aktarılan bilgilere göre, 450 milyar şekellik kaynak açıklaması, daha önce gündeme gelen yaklaşık 350 milyar şekellik savunma bütçesi artışı ve bakanlıklarda yapılan 2,6 milyar şekellik kesintilerin ardından geldi. Ancak bu tutarların birbirleriyle nasıl ilişkilendirildiğine dair ayrıntılı bir bütçe dökümü paylaşılmadı.
ABD desteğinin azalması ihtimaline hazırlık
Netanyahu’nun açıklamalarında, ABD ile ilişkilerin geleceğine ilişkin kaygılar belirgin yer tuttu. Donald Trump’ı dostu olarak nitelendiren İsrail Başbakanı, mevcut yönetimin görev süresi içinde bölgesel cephelerdeki hedeflerini tamamlamak istediklerini ifade etti.
Önlerinde yaklaşık iki yıllık bir fırsat penceresi bulunduğunu ileri süren Netanyahu, gelecekte Washington’da İsrail’e karşı daha sert bir yönetimin işbaşına gelebileceğini söyledi. Böyle bir yönetimin askerî yardımları kesebileceğini, hatta İsrail’e yönelik yaptırımlara katılabileceğini öne sürdü.
Bu ihtimali silah üretiminde bağımsızlaşma hedefiyle ilişkilendiren Netanyahu, hem olumlu hem de olumsuz senaryolara hazırlık yaptıklarını belirtti. Açıklamalar, ABD desteğinin sürekliliğinin İsrail yönetimi açısından da kesin kabul edilmediğini ortaya koydu.
Yeni ortaklıklar ve silah ihracatı üzerinden nüfuz arayışı
Netanyahu, Batı ülkelerinde İsrail’e yönelik tepkilerin artması karşısında farklı coğrafyalarda ilişkileri güçlendirmeyi stratejik bir ihtiyaç olarak sundu. Hindistan ve Latin Amerika ülkelerini bu arayışın başlıca adresleri arasında sayarken Brezilya’daki siyasi gelişmelere de işaret etti.
İsrail’i kamuoyu önünde eleştiren bazı Avrupa ülkelerinin kapalı görüşmelerde Arrow hava savunma sistemlerini talep ettiğini ileri sürdü. Bu tutumu “küstahlık” olarak nitelendirdi.
Silah ve teknoloji ihracatı, açıklanan yaklaşımda ekonomik gelir kaynağı olmanın yanı sıra diplomatik etki yaratacak bir araç olarak da öne çıktı. Netanyahu, diğer ülkelerin İsrail’in geliştirdiği sistemlere duyduğu ihtiyacın stratejik ilişkilerde kullanılmasını savundu.
İran’dan otonom araçlara yedi tehdit başlığı
Netanyahu, güvenlik değerlendirmesini yedi temel tehdit üzerinden şekillendirdi.
İlk sıraya İran’ın nükleer kapasitesine ilişkin iddialarını yerleştirdi. İsrail’in gerektiğinde tek başına askerî harekete geçebilmesi gerektiğini savundu.
İkinci başlıkta insansız hava araçları yer aldı. Standart sistemlerin yanı sıra fiber optik kabloyla veya SIM kart üzerinden kontrol edilebilen araçlara dikkat çeken Netanyahu, bunların farklı noktalardan yönlendirilebildiğini söyledi. İHA tehdidiyle mücadele için özel bir görev gücü oluşturduklarını açıkladı.
Üçüncü tehdit olarak ağır harp başlığı taşıyabilen hassas balistik füzeleri gösterdi. Bu füzelerin üretim altyapısının büyük bölümünün imha edildiğini iddia etmesine rağmen tehdidin sürdüğünü belirtti.
Diğer başlıkları ise şöyle sıraladı:
-
Siber saldırılar, yapay zekâ ve kuantum teknolojilerindeki gelişmeler.
-
Batı Şeria ve İsrail içindeki yasa dışı silahların İsrail’e karşı kullanılma ihtimali.
-
Deniz altında ve yer altında faaliyet gösterebilen otonom araçlar.
-
Silah teknolojilerinin hızlı değişiminin yarattığı askerî belirsizlikler.
Netanyahu, siber kapasitede ABD ve Çin’in ardından dünya üçüncülüğünü hedeflemeleri gerektiğini savundu. Otonom sistemler konusunda ise ABD’li savunma teknolojisi girişimcisi Palmer Luckey ile görüştüğünü aktardı.
Önleyici saldırı ve sınır ötesi tampon bölgeler
Yeni doktrinin askerî çerçevesinde caydırıcılık, kesintisiz istihbarat, erken uyarı, stratejik aldatma ve inisiyatifin elde tutulması öne çıkıyor.
Netanyahu, caydırıcılığın karşı tarafın askerî ve sivil altyapısını ağır biçimde vurabilecek ateş gücüne dayanmasını savundu. Böylece sivil altyapıya yönelik saldırılar da açıkladığı askerî yaklaşımın unsurları arasında yer aldı.
Çok katmanlı savunma başlığı altında ise sınırların ötesinde tampon bölgeler oluşturulması ve mülteci kamplarına yönelik operasyonlar sıralandı. Güvenlik anlayışı, İsrail’in kendi sınırları içindeki tedbirlerin ötesine taşan askerî müdahalelerle tarif edildi.
Netanyahu’nun yaklaşımında “kesin zafer”, karşı tarafın savaşma iradesinin kırılmasıyla ilişkilendirildi. Bu hedefe teknolojik üstünlük, askerî kapasite ve bölgesel ortaklıklarla ulaşılması öngörülüyor.
Yapay zekâ, boykotlarla mücadele ve yerleşimlerin genişletilmesi
Doktrinin teknoloji başlığında araştırma ve geliştirme faaliyetleri, kuantum sistemleri, yapay zekâ ve uzay yatırımları bulunuyor. Bu alanlarda kapasite artırılarak dışa bağımlılığın azaltılması amaçlanıyor.
Netanyahu, İsrail’e yönelik boykotlar ve anti-Siyonist hareketlerle mücadelede yapay zekâ destekli araçların kullanılmasını da gündeme getirdi. Böylece kamuoyu ve algı faaliyetleri, askerî güvenlik planlamasının bir parçası olarak sunuldu.
Yerleşimlerin genişletilmesi, Yahudi mirasının korunması, diaspora ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve İsrail’e göçün teşvik edilmesi de ulusal güvenlik çerçevesine dahil edildi.
İran’da yönetim değişikliği hedefi
Netanyahu, İran yönetiminin devrilmesini nihai hedef olarak belirlediğini ve güvenlik birimlerine bu doğrultuda talimat verdiğini açıkladı.
Geçmişte İran’a ilişkin uyarılarının İsrail güvenlik teşkilatları tarafından yeterince dikkate alınmadığını ileri sürdü. Bazı girişimlerinin de bu kurumlar tarafından engellenmeye çalışıldığını iddia etti.
Bölgesel değerlendirmesinde, İran liderliğindeki güçlerle Türkiye merkezli olduğunu öne sürdüğü Müslüman Kardeşler çizgisindeki yapıların yakınlaşma ihtimalini önemli bir kaygı olarak sundu. Bölge ülkelerinin de bu olasılıktan rahatsız olduğunu savundu.
Türkiye ile gerilim: “Doğrudan çatışmayı önlemeye çalışıyoruz”
Netanyahu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimi altında Türkiye ile ilişkilerin önceki dönemlerdeki düzeyine dönmesini beklemediğini söyledi. Ankara’nın İsrail’e yönelik açıklamalarını düşmanca bulduğunu ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askerî varlığını bir hava üssü üzerinden genişletme girişiminin İsrail tarafından engellendiğini ileri sürdü. Bu iddiasını aktarırken Türkiye ile doğrudan çatışmayı önlemeye çalıştıklarını da belirtti.
Türkiye başlığının, Trump ile tam görüş birliği sağlayamadıkları az sayıdaki konudan biri olduğunu söyledi. Bu değerlendirme, Ankara ile ilişkilerin İsrail ve ABD yönetimleri arasında farklı yaklaşımlara konu olduğunu gösterdi.
Rusya ile temas ve çıkar çatışmaları
Netanyahu, Rusya ile görüşmelerin sürdüğünü, ancak Moskova’nın İran ile Ukrayna savaşı bağlamında geliştirdiği işbirliğinin çıkar çatışmaları yarattığını söyledi.
Rusya’yı İsrail karşıtı dezenformasyon faaliyetleri yürütmekle de suçladı. Buna karşılık Moskova’nın, kendi Müslüman nüfusunu da gözeterek nükleer kapasiteye sahip bir İran’dan endişe duyduğunu öne sürdü.
Gazze’nin yeniden inşasına silahsızlandırma şartı
Gazze’ye ilişkin açıklamalarında Netanyahu, tünellerin yüzde 95’inin imha edildiğini iddia etti. Aktarılan metinde bu orana ilişkin bağımsız bir doğrulama yer almadı.
Gazze’ye yabancı bir ordunun girmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteklediği sınırlı bir altyapı projesi dışında, Hamas silahsızlandırılmadan yeniden inşaya onay vermeyeceklerini belirtti.
Bu yaklaşım, Gazze’nin yeniden inşasını İsrail’in belirlediği askerî koşullara bağlarken bölgenin geleceği üzerindeki denetim iddiasını da sürdürdü.
Lübnan konusunda ise orduya operasyonel kapasitesini göstermesi için iki pilot bölge verildiğini, ancak bekledikleri sonucun alınamadığını ileri sürdü.
Filistin devletine karşı tutumunu yineledi
Netanyahu, İsrail’in doğu sınırında kapsamlı bir güvenlik engeli oluşturmayı hedeflediklerini açıkladı. Ülkeyi bir kaleye dönüştürme yaklaşımını savunurken Filistin devletinin kurulmasına izin vermeyeceklerini de yineledi.
Böylece yeni güvenlik çerçevesi, silahlanma ve askerî teknoloji yatırımlarının yanında Filistinlilerin devletleşmesinin engellenmesini de içeren siyasi hedeflerle birlikte sunuldu.

Haritada üç ayrı bölgesel blok
Netanyahu’nun açıklamalarına eşlik ettiği aktarılan haritada bölge, üç ana blok üzerinden gösterildi: İsrail-BAE ortaklığı, Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır-Pakistan grubu ve İran liderliğindeki Direniş Ekseni.
Haritada İsrail ve BAE ile ilişkilendirilen ülkeler arasında Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Etiyopya, Sudan ve Hindistan yer aldı. Azerbaycan da dostluk ilişkileri bağlamında gösterilen ülkeler arasında anıldı.
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ise “Sünni dörtgen” olarak adlandırılan ayrı bir grupta sunuldu. Libya, Suriye, Ürdün ve Yemen bu grubun çevresindeki dost ülkeler kategorisinde gösterildi.
İran liderliğindeki Direniş Ekseni kapsamında Yemen’de Ensarullah, Lübnan’da Hizbullah, Iraklı gruplar ve Hamas sıralandı.
Bu sınıflandırma, bölgedeki ülkelerin ve silahlı yapıların konumlarını haritayı sunan yaklaşım üzerinden tarif ediyor. Haritadaki gruplandırmalar, bütün tarafların kabul ettiği resmî ve bağlayıcı ittifaklar olarak değerlendirilemez.
Yemen’in bir yandan Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır-Pakistan grubuyla ilişkilendirilmesi, diğer yandan Ensarullah’ın İran ekseninde gösterilmesi de ülke içindeki farklı aktörlerin ayrı konumlandırıldığına işaret ediyor.
Haritada NATO üyeleri ve ABD’nin NATO dışındaki başlıca müttefikleri için ayrı kategoriler bulunurken Suudi Arabistan ve Azerbaycan, ABD’nin dostları arasında gösterildi.
İç siyasette mevcut ortaklarla devam mesajı
Netanyahu, iç politikaya ilişkin açıklamalarında Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit ile koalisyon ortaklığını sürdürmek istediğini belirtti. Savunma ve Ulusal Güvenlik bakanlıklarının ise kendi partisi Likud’un kontrolünde bulunmasını hedeflediğini söyledi.
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile ekonomi yönetimini başarılı biçimde yürüttüklerini savunan Netanyahu, Haredi nüfusun askerlik yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeye de değindi.
Dini eğitim almayan Haredilerin askere alınmasını ve yükümlülüğe uymayanlara hapis cezası uygulanmasını öngören tasarıyı mevcut yasama döneminde geçirmeyi amaçladıklarını ifade etti.
Kaynak:Yakın Doğu Haber
