Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la ortak savunma mekanizmasına katılmasını öngören Mekke Ortak Savunma Anlaşması için Meclis’teki görüşme süreci başlıyor. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, anlaşmanın onaylanmasına ilişkin kanun teklifini görüşmek üzere komisyonu 27 Ekim Salı günü toplamayı planladıklarını açıkladı.
Üç ülke arasında 7 Ağustos’ta imzalanan anlaşmaya ilişkin teklif, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından Dışişleri Komisyonu’na sevk edilmişti. İmzalanmasının üzerinden yaklaşık iki buçuk ay geçtikten sonra komisyon gündemine gelen metin; karşılıklı savunma, askerî yardım, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayisi işbirliği gibi alanları kapsıyor.
Anlaşmanın Türkiye’ye yükleyeceği sorumluluklar ise görüşmelerin en önemli başlıklarını oluşturuyor. Bir taraf ülkeye yönelik saldırının bütün taraflara yapılmış kabul edilmesi ve ilk on yıl boyunca anlaşmadan çekilmeye izin verilmemesi, Türkiye’nin hangi koşullarda bölgesel bir çatışmanın parçası olabileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Oktay, görüşmelerin kamuoyuna açık olacağını söyledi
Fuat Oktay, Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Claude Wiseler ve beraberindeki heyetle TBMM’de yaptığı görüşme öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Anlaşmanın onaylanmasına ilişkin teklifin komisyona ulaştığını belirten Oktay, gelecek hafta salı günü toplantı yapmayı planladıklarını söyledi. Anlaşmanın kapsamının ve farklı boyutlarının komisyonda değerlendirileceğini ifade eden Oktay, görüşmelerin kamuoyuna açık olacağını bildirdi.
Komisyonun vereceği karar doğrultusunda teklifin Genel Kurul gündemine taşınacağını belirten Oktay, Mekke Anlaşması’nı ve ardından sözünü ettiği “Bedir Anlaşması”nı Türkiye’nin bölgesel ve küresel ölçekteki stratejik adımları olarak nitelendirdi. Ancak aktarılan açıklamada Bedir Anlaşması’nın içeriğine ve takvimine ilişkin ayrıntı yer almadı.
Oktay’ın açıklamasıyla birlikte komisyon için hedeflenen tarih netleşirken, toplantıda anlaşmanın askerî ve siyasi sonuçlarının ne ölçüde açıklığa kavuşturulacağı önem kazandı.
Karşılıklı savunma hükmü ne öngörüyor?
soL’un aktardığı anlaşma hükümlerine göre ikinci madde, taraf ülkelerden herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırının bütün taraflara yapılmış sayılmasını öngörüyor.
Bu durumda taraflar, saldırıya uğrayan ülkeye karşılıklı yardım olanaklarını kullanarak derhal destek vermeyi taahhüt ediyor. Yardımın kapsamına askerî imkân ve kabiliyetlerin kullanılması da girebiliyor.
Bu düzenleme, üç ülke arasındaki ilişkileri olağan askerî işbirliğinin ötesine taşıyan bir savunma taahhüdü oluşturuyor. Türkiye açısından temel mesele, hangi olayların bu taahhüdü harekete geçireceği ve verilecek desteğin kapsamının nasıl belirleneceği.
Özellikle taraf ülkelerden birinin içinde bulunduğu çatışmanın nasıl değerlendirileceği, saldırı ve savunma ayrımının hangi mekanizmayla yapılacağı ve askerî yardım talebi karşısında nasıl karar alınacağı, komisyon görüşmelerinde yanıt bekleyen sorular arasında bulunuyor.
“Gerekli tüm yöntemler” ifadesinin sınırları tartışılıyor
Anlaşmanın ilk maddesinde, taraflardan birinin toprak bütünlüğünün, egemenliğinin veya uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi ya da tehlikeye düşmesi halinde “gerekli tüm yöntemlerin” kullanılmasına ilişkin hüküm yer aldığı aktarılıyor.
Bu ifade, doğrudan silahlı saldırı dışında kalan durumlarda da anlaşmanın nasıl işletilebileceği sorusunu doğuruyor. Bir tehdidin hangi ölçütlerle belirleneceği, ortak değerlendirme sürecinin nasıl yürütüleceği ve uygulanacak yöntemlerin sınırlarının ne olacağı önem taşıyor.
Dolayısıyla komisyonun önündeki tartışma, yalnızca bir saldırı sonrasında yardım edilip edilmeyeceğiyle sınırlı değil. Henüz saldırının gerçekleşmediği, ancak taraflardan birinin tehdit altında olduğunu ileri sürdüğü koşullarda Türkiye’den hangi adımların bekleneceğinin de açıklanması gerekiyor.
İstihbarattan lojistiğe uzanan işbirliği
Metin, taraflar arasında sürekli askerî işbirliği kurulmasını da öngörüyor. İstihbarat paylaşımı, lojistik destek, ortak askerî eğitim ve tatbikatlar ile savunma sanayisi alanındaki çalışmalar anlaşmanın kapsamı içinde yer alıyor.
Uygulamayı yönlendirecek stratejik komitenin sekretaryasının Suudi Arabistan’da kurulması kararlaştırılıyor. Böylece ortak savunma mekanizmasının işleyişinde Riyad merkezli bir idari yapı oluşturulması öngörülüyor.
Bu yapının yetkileri, kararların hangi usulle alınacağı ve taraf ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarının nasıl çözüleceği, Türkiye’nin anlaşma içindeki konumunu değerlendirmek açısından belirleyici olacak.
Askerî işbirliğinin mali boyutu da ayrı bir tartışma başlığı oluşturuyor. Ortak faaliyetlerin Türkiye açısından hangi kaynakları gerektireceği ve bunların nasıl denetleneceği, anlaşmanın siyasi hedefleri kadar somut sonuçları bakımından da önem taşıyor.
İlk on yıl çekilme hakkı bulunmuyor
Anlaşmanın süresine ilişkin düzenleme, uzun vadeli bağlayıcılığı nedeniyle dikkat çekiyor. Kaynak haberde aktarılan 16. maddeye göre anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacak ve taraf ülkeler ilk on yıl içinde anlaşmadan çekilemeyecek.
On yıllık sürenin ardından çekilmek isteyen ülkenin ise diğer taraflara en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunması gerekecek.
Bu hüküm, Türkiye’nin değişebilecek bölgesel koşullar karşısındaki hareket alanı bakımından önem taşıyor. Taraf ülkelerin dış politika tercihlerinin, askerî faaliyetlerinin ve birbirleriyle ilişkilerinin zaman içinde değişmesi mümkünken, çekilme hakkının on yıl boyunca sınırlandırılması uzun süreli bir taahhüt anlamına geliyor.
Anlaşmada ayrıca devam eden faaliyet ve projelerin, çekilme veya sona erme tarihinden etkilenmeyeceği belirtiliyor. Bu düzenlemenin hangi çalışmalar için geçerli olacağı ve ayrılık sonrasında ne tür sorumlulukların süreceği de açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında yer alıyor.
Yemen’deki çatışmalar Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Mekke Anlaşması’nın gündeme geldiği dönemde Yemen’e yönelik askerî müdahale tartışmaları da sürüyor. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki faaliyetleri, Türkiye’nin Riyad’la kuracağı ortak savunma ilişkisinin olası sonuçlarına ilişkin soruları artırıyor.
Kaynak haberde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin Yemen’e yönelik bir operasyona katılmasının istenip istenmeyeceğine ilişkin soruya olumlu karşılık verdiği aktarılıyor. Bu açıklama, anlaşmanın hangi bölgesel politikalarla birlikte değerlendirildiği tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Türkiye’nin anlaşmaya taraf olması, tek başına Yemen’e asker göndereceği anlamına gelmiyor. Bununla birlikte karşılıklı yardım hükümlerinin Yemen’deki çatışmalarla nasıl ilişkilendirilebileceği ve Suudi Arabistan’dan gelebilecek bir destek talebinin hangi kapsamda ele alınacağı belirsizliğini koruyor.
Bu nedenle komisyon görüşmelerinde, ortak savunma yükümlülüğünün mevcut çatışmalara uygulanıp uygulanmayacağının ve Türkiye’nin askerî katılımına ilişkin karar süreçlerinin açık biçimde ortaya konulması önem taşıyor.
NATO’ya ek bir savunma taahhüdü
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, kaynak haberde yer verilen değerlendirmesinde Mekke İttifakı’nın Türkiye’nin NATO başta olmak üzere diğer ittifak ve anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını, bunların tamamlayıcısı olduğunu belirtmişti.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin mevcut ittifak ilişkilerini sürdürürken Suudi Arabistan ve Pakistan’la yeni bir savunma mekanizmasına bağlanmasını öngörüyor.
Olası bir bölgesel krizde farklı ittifaklardan kaynaklanan beklentilerin nasıl bağdaştırılacağı, taraflar arasında görüş ayrılığı yaşanması halinde Türkiye’nin nasıl bir tutum alacağı ve yeni taahhütlerin dış politikadaki hareket alanını nasıl etkileyeceği tartışmanın diğer başlıklarını oluşturuyor.
Meclis’te askerî sorumlulukların sınırları konuşulacak
27 Ekim’de yapılması planlanan komisyon toplantısı, anlaşmanın Türkiye’ye sağlayacağı belirtilen kazanımların yanı sıra doğurabileceği yükümlülüklerin de değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.
Hangi koşullarda askerî yardım yapılacağı, tehdit değerlendirmesinin kimler tarafından gerçekleştirileceği, ortak mekanizmalarda kararların nasıl alınacağı ve on yıllık çekilmeme hükmünün neden gerekli görüldüğü soruları, görüşmelerin merkezinde bulunuyor.
Anlaşmanın değerlendirilmesi, Türkiye’nin bölgesel çatışmalardaki konumu ve kamu kaynaklarının kullanımıyla da doğrudan bağlantılı. Komisyon sürecinde yapılacak açıklamalar, ortak savunma taahhüdünün sınırlarının ve Türkiye’nin üstleneceği sorumlulukların kamuoyu tarafından anlaşılması bakımından belirleyici olacak.
Kaynak:Sol Haber
