ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaş, yedinci ayının sonunda bölgesel bir çıkmaza dönüşmüş durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki geçişler, Yemen çevresindeki deniz yolları, enerji fiyatları ve Körfez ülkelerinin güvenliği aynı krizin parçaları hâline geldi. Bir yanda İran ile ABD arasında arabulucular aracılığıyla yürütülen görüşmeler, diğer yanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın savunma ortaklığı ile Yemen’e ilişkin bölgesel temaslar bulunuyor.
Yeryüzü TV’de Çağlar Tekin’in hazırlayıp sunduğu dünya gündemi programına konuk olan Engin Solakoğlu, bu gelişmeleri yalnızca yeni askerî ittifaklarla açıklamanın yetersiz olduğunu söyledi. Solakoğlu’na göre ABD’nin bölgedeki askerî varlığı, ekonomik ilişkileri ve yerel müttefikleri birlikte ele alınmadan Irak’taki çekilmenin veya Yemen’e yönelik hazırlıkların anlamı görülemez.
ABD askerleri Irak’tan ayrılırken egemenlik sorusu sürüyor
Programın ilk başlığı, ABD öncülüğündeki koalisyonun Irak’taki askerî misyonunun sona ermesiydi. Bağdat ile Washington arasında belirlenen takvime göre son birliklerin 30 Eylül’de Irak’tan ayrılması bekleniyor. Iraklı bir askerî yetkili ülkede yabancı askerî üs kalmadığını açıklarken, çekilmenin kararlaştırılan tarihte tamamlanacağını belirtti.
Solakoğlu, önceki yıllarda da üslerin boşaltılması veya birliklerin yer değiştirmesiyle ilgili haberler çıktığını hatırlattı. Bu kez Irak’taki ABD askerî varlığının fiziksel olarak sona ermesine daha yakın olunduğunu söyledi. Ancak askerlerin ayrılmasının, ülkenin dış etkilerden bütünüyle kurtulduğu anlamına gelmeyeceğini vurguladı.
Solakoğlu, Irak’ın petrol ve doğal gaz kaynaklarına rağmen ekonomik kararlarını ne ölçüde bağımsız alabildiğini sorguladı. Petrol gelirlerinin kullanımı ve ABD ile kurulan mali ilişkilerin, askerî çekilmeden sonra da Irak’ın egemenliği açısından tartışılması gerektiğini savundu. Yayında bu gelirlerin serbest bırakılma biçimine ilişkin ayrıntılı iddialar dile getirildi; ancak söz konusu mali mekanizmalar bağımsız olarak doğrulanmış bilgi olarak sunulamıyor.
Solakoğlu ayrıca ABD’nin Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez’deki askerî varlığını hatırlattı. Ona göre Washington’ın Irak’tan çekilmesi, komşu ülkelerdeki üslerini de boşaltacağı veya Batı Asya’yı bütünüyle ikinci plana atacağı anlamına gelmiyor.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi neden kaygılı?
ABD askerlerinin ayrılışı, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi açısından farklı bir güvenlik sorusu doğurdu. Peşmerge Bakanlığı, çekilmenin bölgenin hava savunmasına ilişkin belirsizlik yarattığını açıkladı. Bakanlık, Kürdistan Bölgesi’nin hava sahasını koruma sorumluluğunun Irak federal hükümetine ait olduğunu da vurguladı.
Solakoğlu, bu kaygının ciddiye alınması gerektiğini belirtirken Irak’taki siyasi ve toplumsal kesimlerin ABD varlığına hiçbir zaman ortak bir tutumla yaklaşmadığını söyledi. Çekilme sonrasında Bağdat’ın güvenliği sağlama kapasitesinin ve federal hükümetle bölgesel yönetim arasındaki ilişkinin belirleyici olacağını ifade etti.
Programda Irak’taki silahlı grupların geleceği de tartışıldı. Solakoğlu, Haşdi Şabi içindeki bazı grupların silah bırakmasının kolay olmayacağını; silahlı gücün Irak siyasetinde aynı zamanda nüfuz ve kaynaklar üzerinde söz sahibi olma aracı hâline geldiğini savundu. Tekin ise Haşdi Şabi’nin IŞİD’e karşı mücadeledeki rolüne dikkat çekti. IŞİD’e karşı mücadelede Haşdi Şabi’nin yanı sıra Irak ordusu, Peşmerge ve uluslararası koalisyon da farklı cephelerde yer aldı.
“Batı Asya’nın önemi sona ermedi”
Çağlar Tekin, ABD’nin bölgedeki işlerini İsrail’e devredip askerî gücünü başka alanlara kaydırıp kaydırmadığını sordu. Solakoğlu, ABD’nin Asya-Pasifik’e verdiği önemin arttığını kabul etti; ancak İran savaşıyla birlikte Hürmüz ve Babülmendeb’in dünya ekonomisi açısından taşıdığı ağırlığın yeniden görüldüğünü söyledi.
Solakoğlu, bölgenin yalnızca petrol ve doğal gaz bakımından önem taşımadığını; deniz ticareti, gübre üretiminde kullanılan girdiler, petrokimya ürünleri ve Körfez’de yoğunlaşan finans ile veri altyapısının da bu hesapta yer aldığını belirtti. Bu nedenle ABD sermayesinin ve devletinin Batı Asya’yı bütünüyle İsrail’in yönetimine bırakabileceği fikrini gerçekçi bulmadı.
İsrail’in ABD politikasındaki merkezi rolünü kabul eden Solakoğlu, ülkenin tek başına bölgesel düzen kurabilecek siyasi kapasiteye sahip olduğu görüşüne karşı çıktı. Bölge halklarının İsrail’e yönelik tepkisinin, onun açık biçimde öncülük ettiği bir düzenin kurulmasını daha da güçleştirdiğini savundu.
Mekke Savunma İttifakı’nın kapasitesi tartışılıyor
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, programın ana başlıklarından biriydi. Üç ülke anlaşma kapsamında askerî ve siyasi eşgüdüm toplantıları düzenledi; genelkurmay başkanları da savunma iş birliğini görüştü.
Solakoğlu, Türkiye’nin askerî kapasitesinin, Pakistan’ın nükleer gücünün ve Suudi Arabistan’ın mali kaynaklarının bir araya gelmesinin güçlü bir görüntü oluşturduğunu söyledi. Buna karşın ortaklığın gerçek bir güven ilişkisine ve uygulanabilir bir askerî stratejiye dönüşüp dönüşmeyeceğinin henüz belli olmadığını vurguladı.
Solakoğlu’na göre ittifak, ABD ve İsrail’in bölge politikalarıyla uyumlu bir güç oluşturma girişimi olarak okunabilir. Ancak bu, anlaşmanın resmen açıklanmış amacı değil, onun siyasi değerlendirmesi. Türkiye’den yapılan açıklamalarda anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef almadığı ve daha geniş bir güvenlik iş birliğine dönüşebileceği belirtildi.
Yayında Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin olası rolleri de ele alındı. Solakoğlu, Mısır’ın nüfusu, askerî kapasitesi ve Arap dünyasındaki tarihsel ağırlığı nedeniyle bölgesel bir denklemden dışlanamayacağını söyledi. Buna karşılık ülkenin ekonomik ve toplumsal sorunlarının hareket alanını daralttığını belirtti. Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise finans ve teknoloji alanlarındaki rolüyle farklı bir ağırlığa sahip olduğunu ifade etti.
Yemen’e doğrudan müdahale mümkün mü?
Tekin, BAE’de Yemen konusunda yapıldığı belirtilen toplantıyı, Suudi Arabistan’dan gelen çağrıları ve Erdoğan’ın açıklamalarını gündeme getirdi. BAE’deki görüşmede Yemen’e saldırı kararı alındığını ortaya koyan kamuya açık bir sonuç metni bulunmuyor. Bu nedenle görüşmenin askerî bir harekât planına dönüştüğü söylenemiyor.
Solakoğlu, Türkiye’nin Yemen’de doğrudan ve geniş çaplı bir savaşa girmesini düşük ihtimal olarak değerlendirdi. Yemen’in coğrafi ve askerî koşullarına işaret ederek böyle bir harekâtın büyük kuvvet gerektireceğini, kesin sonuç vaat etmeyeceğini ve Türkiye’de iktidar açısından ağır siyasi maliyet yaratacağını söyledi.
Solakoğlu’na göre Ankara, ittifak toplantılarında yer alarak diplomatik görünürlük ve kısa vadeli kazanımlar elde etmeye çalışabilir; buna karşın doğrudan savaşa katılmanın sonuçlarından kaçınmak isteyebilir. Bu, Türkiye’nin açıklanmış bir kararı değil, Solakoğlu’nun mevcut tutuma ilişkin yorumu.
Yayında Suudi Arabistan Başmüftüsü’nün açıklaması da ele alındı. Erişilebilen haberler, müftünün sınırdaki Suudi askerlerini çatışmaya hazırlıklı olmaya çağırdığını aktarıyor. Dünyadaki bütün Müslümanlara Yemen’e karşı savaş çağrısı yapan bir fetva yayımlandığı iddiası ise bu kaynaklarla doğrulanmıyor.
Solakoğlu, ittifak üyelerinin Yemen yerine Lübnan’da siyasi ve askerî baskıyı artırmaya yönelebileceğini de öne sürdü. Türkiye ile Suudi Arabistan’ın Lübnan siyasetindeki etkilerini kullanabileceğini, Hizbullah üzerindeki baskının böyle bir girişimin parçası olabileceğini söyledi. Lübnan’a müdahale yönünde ilan edilmiş bir ittifak kararı bulunmuyor.
İran’ın ateşkes önerisi neden sonuç vermedi?
İran, çatışmaların durdurulması ve Hürmüz’ün yeniden açılmasını içeren yedi günlük bir öneri sundu. Tahran, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıklarına erişim ve bölgedeki saldırıların sona ermesi gibi talepler de gündeme getirdi. Trump öneriyi reddetti; ancak arabulucular üzerinden görüşmeler devam ediyor.
Solakoğlu, öneriyi İran içindeki farklı eğilimleri bir araya getiren bir hamle olarak yorumladı. Ona göre Tahran bir yandan diplomasiye açık olduğunu gösterirken diğer yandan Washington’ın kolayca kabul etmeyeceği koşulları koruyor. ABD’de 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesinde Trump’ın bu koşulları kabul etmesini beklemediğini söyledi. Seçim sonrasındaki askerî seçeneklere ilişkin tartışmaların ise kesinleşmiş bir karar gibi sunulmaması gerektiğini belirtti.
Hürmüz Boğazı’nın durumu da tarafların farklı anlattığı bir başlık. Solakoğlu, bazı tankerlerin geçiş yapabilmesinin ticaretin savaş öncesi koşullara döndüğü anlamına gelmediğini vurguladı. Deniz taşımacılığında saldırı riski sürdükçe sigorta ve taşıma maliyetlerinin yüksek kalabileceğini söyledi. Mevcut veriler, petrol geçişlerinin toparlandığını ancak olağan düzeye dönmediğini gösteriyor.
Askerî kayıplar ve istihbarat mücadelesi
Programda, 14 Eylül’de İran saldırısına uğrayan, ABD donanmasına ait olmayan bir gemide sekiz ABD deniz piyadesinin yaralandığına ilişkin haber de değerlendirildi. Askerlerin gemide hangi görevle bulunduğu açıklanmadı. Tekin ve Solakoğlu, olayın Hürmüz’deki askerî ve istihbarat faaliyetlerine ilişkin soru işaretleri yarattığını söyledi.
İran Devrim Muhafızları ayrıca ABD’ye ait bir insansız sualtı aracını ele geçirdiğini duyurdu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı bu iddiayı reddederek operasyonel araçlarının kendi denetiminde olduğunu açıkladı. Aracın ele geçirildiği bu nedenle doğrulanmış bir gelişme olarak değil, taraflar arasında ihtilaflı bir iddia olarak aktarılıyor.
Solakoğlu, İran’ın lider kadrosunun hedef alınmasının devletin hızla çökeceği beklentisini gerçekleştirmediğini savundu. İran’ın ağır bir ekonomik baskı altında olduğunu kabul etmekle birlikte, ülkenin kurumlarını ve toplumsal yapısını birkaç kişinin varlığına indirgemeyi hatalı bulduğunu söyledi. Washington’ın hızlı sonuç alma hesabının gerçekleşmemesini de bu değerlendirmesiyle ilişkilendirdi.
Yayından çıkan temel tablo, üç ayrı belirsizliğin birbirine bağlandığını gösteriyor: İran ile ABD müzakerelerinin sonucu, Mekke Savunma İttifakı’nın Yemen karşısında atacağı somut adımlar ve Irak’taki askerî çekilmenin ardından ülkenin güvenliğini nasıl yöneteceği. Solakoğlu’na göre ABD’nin bölgedeki asker sayısının azalması, Washington’ın ekonomik ve siyasi etkisinin de aynı hızla sona ereceği anlamına gelmiyor.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
