Küba Devrimi’nin önderlerinden Ernesto Che Guevara, Bolivya’da gerilla mücadelesi yürütürken CIA destekli bir operasyon kapsamında yakalanarak 9 Ekim 1967’de katledildi. Aradan geçen 59 yıla rağmen Che, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Che Guevara’nın ölüm yıl dönümünde, soL’da Hakan Karabulut imzasıyla yayımlanan yazıyı hatırlıyoruz.
FİDEL’İN GÖZÜNDEN CHE
Fidel Castro, Che’nin ölümünün ardından Küba halkına yaptığı konuşmada onun devrim açısından taşıdığı anlamı anlatırken, yeni kuşakların Che’nin devrimci ruhuyla yetiştirilmesi gerektiğini vurguluyordu.
Castro, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği sorusuna şu sözlerle yanıt veriyordu:
“Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimiz sorulduğunda hiç duraksamadan demeliyiz ki Che’nin ruhuyla yetişmeliler.”
Fidel’in bu sözleri, Che’nin yalnızca bir devrim önderi olarak değil, aynı zamanda insani değerlerin ve devrimci kararlılığın bir örneği olarak görüldüğünü ortaya koyuyordu.
Che’nin yaşamı incelendiğinde, bu değerlendirmenin yalnızca Küba Devrimi’nin ardından yitirilen önemli bir komutana duyulan saygıdan ibaret olmadığı görülüyor. Che, eşitlik ve özgürlük mücadelesini yaşamının merkezine yerleştiren, bilgi ve birikimin halkın yararına kullanılması gerektiğini savunan bir devrimciydi.
DEVRİMCİ BİR DOKTOR
Ernesto Guevara de la Serna, yola çıktığında insanlığın yararına bilimsel çalışmalar yapmayı ve önemli bir araştırmacı olmayı hayal ediyordu. Ancak Latin Amerika boyunca yaptığı yolculuklar, onu yoksulluk, açlık, hastalık ve eşitsizlikle yüz yüze getirdi.
İnsanların parasızlık nedeniyle tedavi olamaması, çocukların sağlık hizmetlerine erişememesi ve yaşamın yoksullar için giderek değersizleşmesi, Che’nin dünyaya bakışını derinden etkiledi. Bir doktor adayı olarak edindiği deneyimler, bilimin ve insanlığın biriktirdiği bilginin toplumun yararına kullanılması gerektiğine ilişkin inancını güçlendirdi.
Gittiği ülkelerde tanık olduğu emperyalist müdahaleler, darbeler ve bunlara karşı gelişen mücadeleler de Che’yi siyasi mücadeleye yaklaştırdı. Zamanla toplumsal eşitsizliklerin yalnızca bireysel çabayla giderilemeyeceği, köklü bir toplumsal dönüşümün gerekli olduğu düşüncesini benimsedi.
Che, devrimin gerekliliğini sağlık alanındaki çalışmalarından ayrı görmüyordu. Küba Halk Sağlığı Bakanlığının bir eğitim kursunun açılışında yaptığı konuşmada bu yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“Devrimci bir doktor veya devrimci olmak için sahip olmanız gereken ilk şey devrimdir.”
Meksika’da Fidel Castro ile tanışması, Che’nin örgütlü devrimci mücadeleyle bağını güçlendirdi. Disiplinli bir örgütlenme ve ortak hedefler doğrultusunda yürütülen mücadeleyle tanışan Che, Küba Devrimi’nin zaferinde ve sonrasındaki kuruluş sürecinde önemli görevler üstlendi. Kübalılar tarafından “El Che” olarak anılmaya başlandı ve Küba yurttaşlığını kabul etti.
YENİ İNSAN VE GÖNÜLLÜ ÇALIŞMA
Küba Devrimi’nin zaferinin ardından ülke, bir yandan toplumsal eşitliği sağlamaya ve yeni bir düzen kurmaya çalışırken diğer yandan emperyalist tehditlerle karşı karşıya kaldı. Ekonomik kaynakların sınırlı olduğu bu koşullarda Che’nin öncelik verdiği konulardan biri, sosyalist toplumun ihtiyaç duyduğu insan gücünün ve düşünsel birikimin oluşturulmasıydı.
Che, “yeni insan” anlayışını sosyalizmin inşasının temel unsurlarından biri olarak görüyordu. Ona göre devrimin kalıcı olması, yalnızca ekonomik ve siyasi kurumların değişmesiyle mümkün değildi. Dayanışmayı benimseyen, toplumsal sorumluluk üstlenen ve ortak yaşamı kişisel çıkarlarının önüne koyabilen insanların yetişmesi de gerekiyordu.
Bu anlayışını sözlerle sınırlamayan Che, fabrikalarda ve tarlalarda gönüllü çalışmalara katıldı. Çalışmayı yalnızca geçim sağlamak için yapılan bir faaliyet olarak değil, toplumun ortak ihtiyaçlarına katkıda bulunmanın ve dayanışmayı güçlendirmenin bir yolu olarak ele aldı.
Che’ye göre bilgi ve deneyim sahibi olan herkes, birikimini halkın yararına ve sosyalist toplumun gelişimine katkı sunmak için kullanmalıydı. Gönüllü çalışma, bu anlayışın günlük yaşamda karşılık bulduğu alanlardan biriydi.
İŞÇİ SINIFI ENTERNASYONALİZMİ
Che Guevara’nın devrimci anlayışının temel taşlarından biri de enternasyonalizmdi. Fidel Castro, işçi sınıfı enternasyonalizmi söz konusu olduğunda Che’nin ortaya koyduğu örneğin önemini özellikle vurguluyordu.
Che için mücadele, Küba’nın sınırları içinde tamamlanmış değildi. Nerede ezilen bir halk, sömürü ve eşitsizlik varsa orada özgürlük mücadelesinin güçlenmesi gerektiğine inanıyordu. Bu düşünceyle önce Kongo’ya, ardından Bolivya’ya gitti.
Bolivya’da devrimci mücadeleyi örgütlemeye çalışırken emperyalist güçlerin ve yerel işbirlikçilerinin hedefi oldu. CIA destekli operasyonun ardından yakalanan Che, 9 Ekim 1967’de Bolivyalı askerler tarafından katledildi.
CHE’NİN MİRASI YAŞIYOR
Emperyalizmin Che’yi katletmekteki amacı yalnızca bir devrimciyi ortadan kaldırmak değildi. Aynı zamanda emekçilerin ve devrimcilerin örnek aldığı direniş ruhunu, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgelerinden birini de yok etmek istiyordu.
Ancak Che’nin düşünceleri ve mücadelesi, ölümünden sonra da farklı coğrafyalarda yaşamaya devam etti. Küba halkının karşılaştığı ağır ekonomik ve siyasi baskılara rağmen ülkesinin bağımsızlığını koruma mücadelesini sürdürmesi, Che’nin temsil ettiği değerlerin tarihsel önemini yeniden gündeme getiriyor.
Che Guevara’nın mirası, yalnızca geçmişte yaşanmış bir devrimci mücadelenin hatırası değil; emeğin değeri, toplumsal eşitlik, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve uluslararası dayanışma üzerine süren tartışmaların da bir parçası.
Aradan geçen 59 yıla rağmen Che, dünyanın farklı coğrafyalarında daha eşit ve özgür bir yaşam için mücadele edenler açısından devrimci kararlılığın ve enternasyonalizmin simgelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Kaynak: Sol Haber
