Pusula Bülten
Annem Kokan Çiçekler: Bir annenin oğlundan saklı kalan hayatı
KÜLTÜR - SANAT

Annem Kokan Çiçekler: Bir annenin oğlundan saklı kalan hayatı

Yasemin MERKİT Genki Kawamura’nın Annem Kokan Çiçekler kitabını inceledi: Genki Kawamura, Annem Kokan Çiçekler romanında bir anne ile oğlunun hikâyesinden hareketle aile bağlarını, suskunlukları ve geçmişin izlerini ele alıyor. Roman, annelerimizi yalnızca annelikleriyle değil, kendilerine ait bir hayatı olan bireyler olarak görmeye çağırıyor.

Yasin YETER Yasin YETER Editör
24-10-2026 00:16 Güncellendi: 24-10-2026 00:20 2 dk okuma 5 okunma

Annelerimizi ne kadar tanıyoruz? Aynı evde yaşadığımız, sesine, alışkanlıklarına, hatta bazen sessizliğine bile aşina olduğumuz bir insanı gerçekten tanımak mümkün mü? Genki Kawamura’nın Annem Kokan Çiçekler romanını okurken aklımda en çok bu sorular kaldı.

Çocuğunu tek başına büyüten, hastalığını ondan saklayan bir annenin hikâyesini, bu kez bir erkek evladın gözünden okuyoruz. Ancak romanı etkileyici kılan yalnızca bir anne ile oğlunun hikâyesi değil. Asıl mesele, bir insanın hayatında çok önemli bir yere sahip olan başka bir insanı ne kadar az tanıyabileceği.

Çocukken annelerimizi çoğunlukla annelikleri üzerinden tanıyoruz. Bizi büyüten, koruyan, ihtiyaçlarımızı karşılayan, hayatımızın merkezinde duran kişiler olarak görüyoruz onları. Oysa annelerimizin de bizden önce başlayan bir hayatları var. Bizim bilmediğimiz hayalleri, yarım kalmış hikâyeleri, sevdikleri, özledikleri ve belki de hiç kimseyle paylaşmadıkları arzuları… Büyüdüğümüzde bile onları çoğu zaman bu yönleriyle tanımayı ihmal ediyoruz. Sanki annelerimizin hayatı bizimle başlamış, bizim etrafımızda şekillenmiş gibi düşünüyoruz.

Romanda annenin gitmek istediği ülkelerin listesinin bulunması, geçmişte bir adama âşık olduğunun sonradan öğrenilmesi gibi ayrıntılar bu açıdan oldukça etkileyici. Çünkü bunlar, bir annenin yalnızca anneden ibaret olmadığını hatırlatıyor. O da bir zamanlar hayalleri olan, birilerini seven, bir yerlere gitmek isteyen, kendine ait bir dünya kuran bir insan. Oğlunun annesine dair bilmediği bu ayrıntılar, onun hayatının ne kadarını gerçekten tanıyabildiğini sorgulatıyor.

Belki de romanın en dokunaklı tarafı, anne ile oğul arasındaki iletişimin zamanla bozulmasından çok, bu iletişimin hiçbir zaman bütünüyle kurulamamış olması. Birbirini sevmekle birbirini anlamak aynı şey değil. Aynı hayatı paylaşmak, birbirinin iç dünyasına ulaşmaya yetmiyor. Bazen en yakınlarımızla konuşmadığımız şeyler, zamanla aramızdaki en büyük mesafeye dönüşüyor. Sorulmayan sorular, anlatılmayan anılar ve ertelenen konuşmalar birikiyor. Sonra bir gün, karşımızdaki insanın hayatına dair bilmediğimiz şeylerin ne kadar çok olduğunu fark ediyoruz.

Kitabın bende bıraktığı duygu biraz da buradan geliyor. Bir insanı kaybetme ihtimaliyle karşılaşmak, onu yeniden tanımaya başlamamıza neden olabilir mi? Onun geride bıraktığı izlerden, sakladığı anılardan ve hiç anlatmadığı hayallerinden yola çıkarak nasıl bir insan olduğunu anlamaya çalışırız. Fakat bu kez öğrendiklerimizi onunla konuşma, sorularımıza cevap alma imkânımız olmayabilir.

Annem Kokan Çiçekler, bu yönüyle duygusal bir roman. Ancak bence kitabı yalnızca hüzünlü bir anne-oğul hikâyesi olarak değerlendirmek eksik kalır. Roman, annelerimizi yalnızca bize annelik eden kişiler olarak görmek yerine, bizden bağımsız bir hayatları olduğunu kabul etmeye çağırıyor. Onları yalnızca bizimle ilişkileri üzerinden değil, kendi hikâyeleri üzerinden de tanımamız gerektiğini hatırlatıyor.

Belki de en yakınımızdaki insanları tanımak için onlara başka türlü bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü bir insanı sevmek, onun bütün hikâyesini bildiğimiz anlamına gelmiyor. Bazen aynı evde, aynı hayatın içinde yıllarca bulunuyor; yine de birbirimize dair çok şeyi kaçırıyoruz.

Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan, bir annenin ardından duyulan hüzünden çok, onu hayattayken ne kadar tanıyabildiğimiz sorusu oldu. Annelerimizin bizim bilmediğimiz hayatları, içlerinde sakladıkları hikâyeleri ve kendilerine ait bir dünyaları var. Belki de onlara sormamız gereken soruları ertelemeden, onları yalnızca annelerimiz olarak değil, birer insan olarak tanımaya çalışmalıyız. Çünkü bazen bir insanın hikâyesini anlamaya başladığımızda, o hikâyenin içinde ne kadar az yer alabildiğimizi fark ederiz.

 

Bu haber Pusula Bülten tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

KÜLTÜR - SANAT Haberleri

Sıradaki Haber
Okumaya devam et Formula 1'de sıradaki durak ABD

Akışın sonuna geldiniz.