ABD’nin Irak’taki askerî çekilmesini tamamlaması, 2003’te başlayan işgalin ardından savaş, yıkım ve istikrarsızlık yaşayan ülkede yeni bir dönemin kapısını açtı. Son birliklerin ayrılmasıyla IŞİD’e karşı yürütülen koalisyon görevi sona ererken Washington, Irak’la eğitim ve istihbarat alanındaki desteğini sürdüreceğini bildirdi. Çekilme, Bağdat yönetimi tarafından egemenlik yolunda bir kazanım olarak karşılandı; Irak Kürdistan Bölgesi’nde ise güvenlik kaygılarını artırdı.

Yeryüzü TV’de gelişmeleri değerlendiren Çağlar Tekin, temel sorunun ABD askerlerinin ülkeyi terk etmesinin Irak’ın tam bağımsızlığı anlamına gelip gelmediği olduğunu belirtti. Tekin’e göre bu sorunun yanıtı, askerî üslerin boşaltılmasının yanı sıra Irak’ın ekonomik kaynakları, savunma kapasitesi ve siyasi kararları üzerinde ne ölçüde söz sahibi olabildiğinde aranmalı.

İşgalin bıraktığı yıkım

Tekin, çekilme tartışmasının ABD işgalinin Irak halkına ödettiği bedelden ayrı ele alınamayacağını vurguladı. Can kayıpları, zorunlu göç, kamu kurumlarının parçalanması, sağlık ve eğitim hizmetlerinin aşınması ile toplumsal yaşamın mezhepsel çatışmaların içine sürüklenmesini işgalin ağır sonuçları arasında sıraladı.

Washington’ın süreci ağırlıklı olarak Amerikan askerlerinin kayıpları ve savaşın maliyeti üzerinden anlatmasını eleştiren Tekin, Iraklıların yaşadığı yıkımın bu anlatıda geri plana itildiğini ifade etti. Değerlendirmesinde, askerî çekilmenin işgalin yarattığı tahribatı ortadan kaldırmadığına dikkat çekti.

2011’deki çekilme ve 2014’teki geri dönüş

Tekin, ABD’nin 2011’de de Irak’tan çekildiğini, ancak IŞİD’in ilerleyişinin ardından 2014’te yeniden askerî varlık oluşturduğunu hatırlattı. Bu geçmişin, bugünkü çekilmenin ardından ülkede hem kutlama hem de tedirginlik yaratmasının nedenlerinden biri olduğunu söyledi.

Musul’un düşmesi ve Irak güvenlik güçlerinin yaşadığı çözülmeye değinen Tekin, Haşdi Şabi’nin kuruluşunu IŞİD’e karşı mücadelede belirleyici gelişmelerden biri olarak değerlendirdi. ABD’nin sonraki dönemde yeniden yerleştiği üslere yönelik saldırıların da Washington üzerindeki çekilme baskısını artırdığını savundu.

Tekin’in değerlendirmesine göre Irak açısından asıl mesele, dış askerî desteğe bağımlı bir güvenlik düzeninin yerine ülkenin kendi savunma kapasitesini kurabilmesi.

Silah devri tartışmasının merkezinde egemenlik var

Çekilmenin ardından gündeme gelen başlıklardan biri de silahlı grupların devlet otoritesi altında toplanması. Tekin, bazı direniş gruplarının silah devrini yalnızca ABD’nin ayrılmasına bağlamadığını; Irak’ın savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve ülkedeki diğer silahlı yapıların durumunun da talepler arasında bulunduğunu aktardı.

Bu çerçevede PKK’nın ve İranlı silahlı muhalif grupların Irak’tan çıkarılması, Peşmerge güçlerinin lağvedilmesi ve Irak ordusunun güçlendirilmesi yönündeki şartlara değindi. Bunlar, Tekin’in aktardığı üzere, söz konusu grupların talepleri olarak gündeme geliyor.

Tekin, silahların devletin elinde toplanması tartışmasının hava savunması ve sınır güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Irak’ın hava sahasını koruyabilmesi, silah tedarikinde farklı seçeneklere sahip olması ve dış müdahaleleri engelleyebilmesini egemenliğin somut ölçütleri arasında gösterdi.

Petrol gelirleri üzerindeki etki sona erdi mi?

Tekin’in değerlendirmesinde ekonomik bağımsızlık önemli bir yer tuttu. Irak’ın petrol gelirlerinin ABD finans sistemiyle bağlantısını gündeme getiren Tekin, New York Federal Rezerv Bankası üzerinden işleyen mali düzenin Washington’a baskı imkânı sağladığını savundu.

2003 işgalinin ardından oluşturulan Irak Kalkınma Fonu’na değinen Tekin, petrol gelirlerinin yönetimi ve dolar kaynaklarına erişim meselesini ülkenin bağımsızlığı açısından kritik bir başlık olarak ele aldı.

Tekin’e göre Irak’ın kendi kaynaklarını kullanırken dış siyasi baskıya açık kalması, askerî çekilmenin tek başına tam egemenlik sağlamasını engelliyor. Bu nedenle bağımsızlık tartışmasının petrol gelirleri, bankacılık ilişkileri ve mali kararları da kapsaması gerekiyor.

Etnik ve mezhepsel görev paylaşımına eleştiri

Tekin, Irak’ta işgal sonrasında yerleşen etnik ve mezhepsel temelde siyasi görev paylaşımını da eleştirdi. Cumhurbaşkanlığının Kürt, başbakanlığın Şii Arap ve meclis başkanlığının Sünni Arap siyasetçilere bırakılması etrafında şekillenen düzenin, kamu kurumlarında da benzer paylaşım ilişkileri ürettiğini ifade etti.

Bu yapının ortak yurttaşlık bilincini zayıflattığını savunan Tekin, kamu görevlerinin topluma karşı sorumluluk yerine siyasi ve mezhepsel gruplara bağlılık üzerinden dağıtılmasının yolsuzluk ve kayırmacılığı beslediğini söyledi.

Lübnan’daki siyasi yapıyla karşılaştırma yapan Tekin, halkın ortak çıkarlarını ve sınıfsal taleplerini geri plana iten kimlik temelli iktidar paylaşımının dış müdahalelere de alan açtığını değerlendirdi.

Kürt yönetiminin kaygıları ve IŞİD tartışması

Tekin, çekilmeden duyulan rahatsızlığı anlatırken özellikle Irak Kürdistan Bölgesi yönetiminin güvenlik kaygılarına dikkat çekti. ABD’nin ayrılmasının ardından bölgesel yönetimin kendisini daha savunmasız hissedebileceğini, Bağdat’la ilişkiler ve İran’ın bölgedeki etkisinin bu kaygıda rol oynadığını belirtti.

Bununla birlikte Kürt siyasi aktörlerinin İran’la ilişkilerinin tek bir çizgide değerlendirilemeyeceğini ifade eden Tekin, Barzani ve Talabani çevrelerinin farklı ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.

Tekin’e göre dış bir gücün korumasına dayanarak kurulan siyasi hesaplar, o gücün öncelikleri değiştiğinde ciddi kırılganlıklar yaratıyor. Bu değerlendirmesini Irak’ın yanı sıra Suriye’deki Kürt siyasi yapılanmaları açısından da dile getirdi.

IŞİD’in yeniden güçlenmesi ihtimalinin çekilmeye karşı çıkanların başlıca gerekçelerinden biri olduğunu söyleyen Tekin, çekilmeyi destekleyenlerin ise işgalin ve sonrasında oluşan düzenin bu tehdidin ortaya çıkmasındaki rolüne dikkat çektiğini aktardı. Tekin, kalıcı güvenliğin Irak’ın askerî ve ekonomik kapasitesini geliştirmesiyle sağlanabileceğini savundu.