Yemenli yazar ve siyasi analist Fehmi Yusufi, Suudi Arabistan’ın Taiz ve çevresindeki askerî faaliyetlerinin, Kızıldeniz’in güney girişindeki Babülmendeb Boğazı üzerinde nüfuz kurmayı amaçladığını savundu. El-Mesire televizyonuna konuşan Yusufi, Riyad’ın bölgedeki politikalarını, Yemen’in batı kıyısını da kapsayan bir kontrol stratejisinin parçası olarak değerlendirdi.
YDH’nin aktardığı açıklamalara göre Yusufi, Suudi Arabistan’ın Taiz ve çevresinde 20’den fazla askerî kamp oluşturduğunu öne sürdü. Bu kamplara farklı siyasi yapılara bağlı silahlı grupların yerleştirildiğini belirten Yusufi, söz konusu gruplar arasında Islah Partisi mensuplarının ve kendisinin “tekfirci” olarak nitelendirdiği unsurların bulunduğunu söyledi.
Körfez medyasında Riyad yönetimini Taiz halkının destekçisi olarak gösteren yayınları eleştiren Yusufi, bu söylemin bölgedeki askerî yapılanmayla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Taiz’in kıyıları üzerinden stratejik kontrol arayışı
Yusufi, Taiz’in öneminin idari sınırlarıyla sınırlı olmadığını, Babülmendeb’e uzanan kıyı hattının kenti bölgesel rekabetin merkezlerinden biri hâline getirdiğini belirtti. Ona göre boğazın iki yakasında ve Yemen’in batı kıyısında etkili olmak isteyen aktörler, Taiz ile çevresindeki sahil bölgelerinde denetim kurmayı hedefliyor.
Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimlerin alternatif deniz güzergâhlarına yönelik ilgiyi artırdığını savunan Yusufi, Babülmendeb üzerindeki nüfuz mücadelesini de bu çerçevede değerlendirdi.
Türkiye’nin “Mekke İttifakı”na katıldığı yönündeki değerlendirmesine de yer veren Yusufi, Islah Partisi’nin Türkiye ve Katar’la ilişkilerinin bölgesel hesaplarda etkili olduğunu ileri sürdü. Suudi Arabistan’ın ise askerî faaliyetlerin yürütülmesi ve finansmanında belirleyici rol üstlendiğini savundu.
İki kıyıyı birleştirme projesini hatırlattı
Yusufi, İsrail’in Somaliland’daki varlığına ilişkin iddiaları da Babülmendeb çevresindeki kontrol arayışıyla ilişkilendirdi. Bu kapsamda, Enver Aşki’nin geçmişte gündeme getirdiği, Cibuti ile Yemen kıyılarında kurulması öngörülen iki “Nur Şehri”ni birbirine bağlama projesine değindi.
Bölgeye yönelik planların uzun bir geçmişi bulunduğunu söyleyen Yusufi, Soğuk Savaş dönemindeki uluslararası dengelerin bazı girişimleri sınırladığını, sonraki dönemde ise bu projelerin yeniden gündeme taşındığını ifade etti.
Türbe ve Mevasıt’ın, kendisinin “Yemen ordusu” olarak adlandırdığı güçlerin kontrolüne geçmesini de Riyad’ın planlarını zorlaştıran bir gelişme olarak değerlendirdi.
Taiz’deki ihlallere ilişkin iddialar
Taiz’de savaş boyunca yaşanan ihlallere dikkat çeken Yusufi, Suudi Arabistan’ın kente destek verdiği yönündeki söylemiyle bombardımanlar ve silahlı gruplara sağlanan destek arasında çelişki bulunduğunu savundu.
Yusufi, merkezî cezaevinden yaklaşık 1.200 tutuklunun serbest bırakıldığını ve bu kişilerden bazılarının daha sonra öldürme eylemlerinde kullanıldığını iddia etti. Son dönemde de mahkûmların suç işlemek üzere görevlendirildiğini öne sürdü. Aktarılan metinde bu iddiaları bağımsız olarak doğrulayan bilgiye yer verilmedi.
Riyad’ın mali desteğinin yeniden artmasıyla Islah Partisi çevrelerinde “Teşekkürler Selman” söyleminin tekrar öne çıktığını belirten Yusufi, askerî faaliyetlerle medya çalışmalarının ortak hedefinin Suudi nüfuzunu güçlendirmek olduğunu ileri sürdü.
“İdlib” benzetmesi ve BM’ye eleştiri
Yusufi, Islah Partisi ile ona bağlı silahlı unsurların Taiz’de Suriye’nin İdlib bölgesine benzer bir yapı oluşturmaya çalıştığını savundu. Kentin kuşatma altında olduğu yönündeki açıklamalara da karşı çıkarak yolların açık olduğunu ve ulaşımın sağlanabildiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler temsilcisinin bilgilendirmelerini de eleştiren Yusufi, bu açıklamaların sahadaki durumu yeterince yansıtmadığını ve taraflı kaynaklara dayandığını iddia etti.
Taiz’de yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Yusufi, halkın yaşadığı sıkıntıların siyasi ve askerî hedefler doğrultusunda kullanılmasına son verilmesi çağrısında bulundu.
Kaynak:Yakın Doğu Haber