Halkçı belediyeciliğin simge ismi yeniden gündemde

“Bir gün mutlaka” diyen bir siyaset

Kalabalığın karşısında uzun konuşmalar yapmadı. Sadece tek bir cümle kurdu:
“Faşizme karşı güçlerimizi birleştirmeliyiz, bir gün mutlaka.”

Bu söz, yıllar boyunca uygulamalarıyla “Komünist Osman” olarak anılan Özgüven’in siyaset anlayışını özetleyen bir manifesto gibiydi.

Dikili’de kurulan ‘başka bir belediyecilik’ mümkün müydü?

1944’te İzmir Dikili’de doğan Osman Özgüven, dört dönem belediye başkanlığı yaptı. Ancak onu “efsane” haline getiren şey süre değil, uygulamaları oldu.

Özgüven döneminde Dikili’de:

  • Belirli bir kotaya kadar su ücretsiz verildi
  • Toplu ulaşım ücretsiz hale getirildi
  • Sağlık hizmetine erişemeyen yurttaşlar için ücretsiz ambulans sistemi kuruldu
  • İşçilere ülke ortalamasının üstünde maaş ve haklar sağlandı
  • 1 Mayıs ve 8 Mart belediye çalışanları için tatil ilan edildi

Bugün birçok belediyede tartışma konusu olan uygulamalar, o dönemde hayata geçirilmişti.

Festival değil, politik alan: Dikili buluşmaları

12 Eylül sonrasının baskı ortamında Türkiye’nin birçok yerinde apolitik etkinlikler düzenlenirken, Dikili’de bambaşka bir tablo vardı.

Özgüven’in öncülüğünde düzenlenen festivaller:

  • Aydınları, sanatçıları ve gazetecileri bir araya getirdi
  • Yasaklı isimlere sahne açtı
  • Paneller, forumlar ve tartışmalarla politik bir zemin yarattı

Bu etkinlikler, yalnızca kültürel değil, aynı zamanda demokratik yeniden örgütlenmenin alanı olarak hafızalara kazındı.

Sistemle çatışan bir belediye başkanı

Özgüven’in politikaları yalnızca halkta karşılık bulmadı; aynı zamanda merkezi iktidarla sık sık çatışma yarattı.

  • Suyu ücretsiz vermesi nedeniyle hakkında davalar açıldı
  • İşçilere sağlanan haklar soruşturma konusu oldu
  • Ekolojik mücadelelerde ön saflarda yer aldığı için hedef alındı

Buna rağmen geri adım atmadı. Hakkında açılan davaların tamamı zaman içinde düştü.

Ekoloji, barış ve yerelden kurulan siyaset

Özgüven sadece belediye hizmetleriyle değil, politik duruşuyla da öne çıktı.

  • Aliağa’daki termik santral projesine karşı 70 km’lik insan zinciri eyleminde yer aldı
  • Türkiye ile Yunanistan arasında yıllarca kopuk olan ilişkilerde Dikili–Midilli hattında barış köprüsü kurdu
  • Uluslararası düzeyde ödüllerle tanınan bir barış aktivisti oldu

Bu yönüyle yerel yönetimi, yalnızca hizmet değil politik müdahale alanı olarak gördü.

Bir kitabın ötesinde: kolektif bir hikâye

Gökmen Ulu, kitabı hazırlarken geniş bir saha çalışması yürüttü:

  • 60’tan fazla yüz yüze görüşme
  • 130’dan fazla tanık anlatısı

Kitapta yalnızca siyasetçiler değil; işçiler, esnaf, sanatçılar ve yurttaşlar da yer alıyor. Ulu’ya göre bu hikâye:

“Sadece Osman Özgüven’in değil, onunla aynı yolu yürüyenlerin hikâyesi.”

Siyasetten kopuş ve tartışmalı süreç

Uzun yıllar yerel yönetimde aktif olan Özgüven’in siyasi kariyeri, 2014 yerel seçim sürecinde beklenmedik bir şekilde sonlandı.

CHP’de ön seçim yerine merkez atama sistemine geçilmesiyle:

  • Özgüven aday gösterilmedi
  • Bu karar kamuoyunda tepki yarattı
  • Yerel düzeyde ciddi bir kırılma yaşandı

Bu süreç, kitapta siyasi tartışmaların önemli başlıklarından biri olarak yer alıyor.

Bir miras tartışması: geçmiş mi, gelecek mi?

Bugün 82 yaşında olan Osman Özgüven’in hikâyesi yalnızca nostaljik bir anlatı değil.
Kitap, yerel yönetimlerin nasıl olması gerektiğine dair güncel bir tartışma açıyor.

“Belediyeler ticarethane değildir, yurttaş müşteri değildir” anlayışı, bugün hâlâ yanıt bekleyen bir soru olarak duruyor:

➡️ Başka bir belediyecilik mümkün mü?