Hüseyin Rahmi’nin aynı adlı eserinden uyarlanan Cadı, 2024 yılında vizyona girmiştir. Başrollerinde Furkan Andıç ve Buse Meral’in yer aldığı film, Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde geçmektedir. Filmin dekorları ve kostüm tasarımları incelendiğinde, dönemin atmosferinin başarılı bir biçimde yansıtıldığı açıkça görülmektedir.

Nefi Efendi, bir konakta yardımcıları ve iki çocuğuyla birlikte yaşamaktadır. Eşinin ölümünün ardından, kocası savaşta ölen Fikriye ile evlendirilir. Fikriye’nin aslında yeniden evlenmek niyetinde olmadığı görülse de dönemin koşullarında genç bir dul kadının yalnız yaşayamayacağı anlayışı nedeniyle bu evliliği kabul etmek zorunda bırakılır. Hüseyin Rahmi Gürpınar, eserinde bu ataerkil düzeni ve onun ikiyüzlü ahlak anlayışını da eleştirir. Fikriye’nin evlenmek istememesinin bir diğer nedeni ise konak hakkında dolaşan cadı söylentileridir. Konağa adım attığı andan itibaren Fikriye, gerçeği ortaya çıkarmayı kendine görev edinir.

Film, basit ve klişeleşmiş korku yapımlarına kıyasla kalıpların dışına çıkmayı başarmaktadır. Bu nedenle klasik bir korku filmi bekleyen izleyicilerin beklentilerinin tam anlamıyla karşılanmayacağını söylemek mümkündür. Konusu itibarıyla yapım, daha çok psikolojik gerilim türüne yaklaşmaktadır. Film boyunca eğitim eksikliği ve cehaletin, insanların gerçeği dedikodular aracılığıyla nasıl çarpıttığını ve olayları nasıl daha da büyüttüğünü açıkça görmekteyiz. Böylece film, insanları gerçekten korkutan şeyin doğaüstü unsurlar mı, yoksa kendi cehaletleri ve toplumsal baskılar mı olduğunu sorgulamaya açmaktadır.

Bazen korktuğumuz şeylerin üzerine gittiğimizde, gerçeklerin sandığımızdan çok daha farklı olduğunu görürüz. Filmde hurafeler ile bilgi eksikliği arasındaki çatışmanın da etkili bir şekilde işlendiği dikkat çekmektedir. Ayrıca filmin bir diğer önemli yönü de Fikriye karakteri üzerinden ayrı bir başlıkta değerlendirilmelidir. Fikriye, kendisine sunulan anlatıları olduğu gibi kabul etmemiş; korkularına rağmen gerçeğin peşine düşmüş ve ne olursa olsun bu yoldan dönmemiştir. Filmin geçtiği dönem göz önünde bulundurulduğunda, kadınların daha pasif ve geri planda kalmasının beklendiği bir toplumsal yapı içinde Fikriye’nin çağının ötesinde bir duruş sergilediğini söylemek mümkündür. Gerçeği ortaya çıkarmak adına büyük bir cesaret ve kararlılıkla mücadele etmiş, böylece yalnızca korkularıyla değil, toplumun dayattığı kalıplarla da yüzleşmiştir.

Film, hurafelere karşı akıl ve bilinç yoluyla gerçeğe ulaşılabileceğini göstermektedir. Geçmişin bastırılmasının ve suçluluk duygusunun insan psikolojisinde ne denli derin izler bırakabileceğini, hatta bireyi suça sürükleyebileceğini etkili biçimde ortaya koymaktadır. Alışılagelmiş korku kalıplarının dışında bir yapım olması, filmi bu yönüyle izlenmeye değer kılmaktadır. Doğru bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Fikriye’nin neyi temsil ettiği daha net anlaşılmakta; doğaüstü gibi görünen olayların ise çoğu zaman cehaletin, korkunun ve dedikodunun bir yansıması olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak Cadı, korku unsurunu doğaüstü olaylardan çok insan zihninin yarattığı korkular üzerinden kurarak, hurafe ile akıl arasındaki çatışmayı öne çıkarır ve gerçeğe ulaşmada en güçlü aracın sorgulayan bilinç olduğunu gösterir.