İran’a saldırı tartışması: Bölge halklarına savaş ve yıkım tehdidi

Gazeteci Çağlar Tekin, Yeryüzü TV yayınında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olası saldırılarını, nükleer silah kullanımına ilişkin iddiaları ve Mekke Anlaşması’nın bölgesel sonuçlarını değerlendirdi. Yeni bir savaşın İran sınırları içinde kalmayabileceğini belirten Tekin, Türkiye’nin bölgesel askerî hesaplara dahil olmasının halklar açısından ağır bedeller yaratabileceği uyarısında bulundu.

DÜNYA - 03-11-2026 15:39

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yeni bir saldırı hazırlığında olduğu yönündeki iddialar, bölgesel savaş tehlikesini yeniden gündeme taşıdı. Yeryüzü TV’de gelişmeleri değerlendiren gazeteci Çağlar Tekin, askerî baskı, diplomatik temaslar ve bölgesel ittifakların birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

Tekin’in değerlendirmelerinin merkezinde, İran’ın yer altındaki nükleer tesislerine yönelik saldırı tartışmaları ve ABD’nin nükleer silah kullanımını kolaylaştırabilecek bir doktrin değişikliğine gittiği iddiası yer aldı. Bu iddiaların kesinleşmiş bir saldırı kararı anlamına gelmediğini belirten Tekin, nükleer silah seçeneğinin gündeme getirilmesinin dahi bölge halkları açısından ciddi bir tehlike oluşturduğunu ifade etti.

İran’a baskı ve bölgesel güç dengesi

Tekin’e göre Washington ve Tel Aviv’in İran’a yönelik politikaları, nükleer program tartışmasının ötesinde bölgedeki güç dengesini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme arayışıyla bağlantılı. İran’ın askerî kapasitesinin zayıflatılması, bölgesel ilişkilerinin sınırlandırılması ve siyasi taviz vermeye zorlanması, bu yaklaşımın başlıca hedefleri arasında değerlendiriliyor.

ABD’nin askerî varlığı, İsrail’in güvenlik hesapları ve Körfez ülkeleriyle kurulan ilişkilerin birbirini tamamlayan unsurlar olarak okunması gerektiğini savunan Tekin, olası bir saldırının sonuçlarının yalnızca İran’la sınırlı kalmayacağına dikkat çekti.

İran’ın karşılık vermesi, Lübnan ve Yemen’deki güçlerin çatışmaya dahil olması ve Körfez’deki askerî tesislerle enerji altyapısının hedef hâline gelmesi, Tekin’in üzerinde durduğu riskler arasında yer aldı. Böyle bir gelişmenin bölgeyi birbirine bağlı cephelerden oluşan daha geniş bir savaşa sürükleyebileceğini belirtti.

Mekke Anlaşması hangi hesapların parçası olabilir?

Tekin, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında gündeme gelen Mekke Anlaşması’nı da bu bölgesel tablo içinde değerlendirdi. Anlaşmanın, tarafların güvenlik ilişkilerini ve askerî koordinasyonunu güçlendirme başlığının ötesinde, olası çatışmalarda nasıl bir rol oynayacağının sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Özellikle Yemen başlığına dikkat çeken Tekin, ittifakın Suudi Arabistan’ın yanında Yemen’e karşı askerî bir sorumluluk üstlenmesi ihtimalinin İsrail açısından dolaylı sonuçlar yaratabileceğini savundu. Bu değerlendirmeye göre Yemen’deki Ensarullah güçlerinin başka bir cephede baskı altına alınması, İran’la olası bir savaşta İsrail’in karşılaşabileceği askerî baskıyı azaltabilir.

Tekin’in yorumunda Mekke Anlaşması, bu nedenle yalnızca imzacı ülkeler arasındaki ilişkiler üzerinden değil, İsrail’in çok cepheli çatışma ihtimaline etkisi bakımından da ele alındı. Bunun kesinleşmiş bir görev paylaşımı olduğuna ilişkin belge sunulmazken, anlaşmanın böyle bir işlev kazanabileceği yönünde siyasi değerlendirme yapıldı.

Türkiye açısından ise temel riskin, başka ülkelerin güvenlik hesapları doğrultusunda bölgesel bir savaşa dahil olmak olduğunu belirten Tekin; askerî yükümlülüklerin can kayıpları, ekonomik maliyetler ve yeni güvenlik sorunları doğurabileceğine işaret etti.

“Sınırlı nükleer kullanım” söyleminin arkasındaki tehlike

Yayında, Tucker Carlson’a atfedilen nükleer doktrin değişikliği iddiaları da ele alındı. Bu anlatıma göre ABD yönetiminin, bölgesel çatışmalarda daha düşük patlayıcı güce sahip nükleer silahları seçenekler arasına alabilecek bir yaklaşım üzerinde çalıştığı ileri sürülüyor.

Ancak söz konusu iddiaları doğrulayacak resmî belgeler yayında ortaya konulmadı. İran’a yönelik nükleer saldırı kararı alındığı veya belirli bir saldırı takviminin kesinleştiği de gösterilmiş değil.

Tartışmanın siyasi boyutuna odaklanan Tekin, nükleer silahların “taktik”, “noktasal” veya “sınırlı” gibi ifadelerle sunulmasının, bu silahların kullanımını daha kabul edilebilir bir askerî tercih hâline getirme tehlikesi taşıdığını vurguladı.

Nükleer tesislerin konvansiyonel silahlarla hedef alınmasıyla nükleer silah kullanılmasının farklı başlıklar olduğu da değerlendirmede önem taşıdı. Yer altı tesislerinin dayanıklılığına ilişkin tartışmaların, nükleer saldırıyı kaçınılmaz veya zorunlu bir seçenek gibi sunmak için kullanılamayacağı belirtildi.

Savaşın hedefinde halkların yaşam koşulları var

Tekin’in değerlendirmesinde savaşın korkunçluğu, yalnızca vurulacak askerî hedeflerle sınırlı tutulmadı. Elektrik santralleri, petrol tesisleri, limanlar ve su altyapısına yönelik tehditlerin, milyonlarca insanın gündelik yaşamını doğrudan hedef aldığına dikkat çekildi.

Enerji ve su sistemlerinin zarar görmesi; hastanelerin çalışmasından gıda üretimine, temiz suya erişimden barınmaya kadar temel ihtiyaçları tehlikeye atabilir. Yeni bir bölgesel savaşın, doğrudan saldırılarda yaşanacak kayıpların yanı sıra sağlık hizmetlerinin aksaması, geçim kaynaklarının yok olması ve insanların yerinden edilmesi gibi ağır sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

Nükleer silah kullanılması ihtimali ise bu yıkımın çok daha ağır bir boyuta ulaşması anlamına geliyor. Patlamanın özelliklerine ve çevresel koşullara bağlı olarak radyoaktif kirlenme ve uzun süreli sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, etkilenecek insan sayısı veya belirli bölgelerin ne kadar süre zarar göreceği konusunda somut hesaplama olmadan kesin rakamlar verilemeyeceği gözetildi.

Diplomasi sürerken saldırı tehdidi

Tekin, arabuluculuk girişimleriyle askerî tehditlerin eş zamanlı yürütülmesinin, İran açısından güven sorununu derinleştirdiğini değerlendirdi. Tahran’ın temel kaygısını, görüşmeler devam ederken yeniden saldırıya uğrama ihtimali olarak aktardı.

Bu çerçevede müzakerelerin yalnızca bir anlaşma metni üzerinde uzlaşmayı değil, anlaşmanın uygulanmasına ve yeni saldırıların önlenmesine ilişkin güvence sorununu da içerdiğini belirtti.

Netanyahu’nun iç siyasetteki konumunun da savaş tartışmalarından ayrı düşünülemeyeceğini savunan Tekin, güvenlik krizlerinin siyasi iktidarlara hareket alanı açabileceğini söyledi. Ancak bu değerlendirme, Netanyahu’nun belirli bir saldırı kararı aldığına ilişkin doğrulanmış bilgi olarak sunulmadı.

Savaş karşıtı mücadele çağrısı

Tekin, değerlendirmesinin sonunda bölge halklarının geleceğinin askerî planlara ve iktidar hesaplarına bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Savaşın bedelinin, kararları alan yönetimlerden önce emekçiler, yoksullar ve çatışma bölgelerinde yaşayan insanlar tarafından ödendiğine dikkat çekti.

ABD ve İsrail’in askerî baskısına, nükleer tehditlerin normalleştirilmesine ve Türkiye’nin bölgesel çatışmalara dahil edilmesi ihtimaline karşı toplumsal itirazın büyütülmesini istedi. Halkların örgütlü savaş karşıtı mücadelesini, yıkımı önleyebilecek başlıca güçlerden biri olarak değerlendirdi.

Programın tamamını izlemek için tıklayın

Haber Merkezi

 

Günün Diğer Haberleri