Eskişehir’de göçmen işçiler düşük ücret ve sınır dışı tehdidi kıskacında

Eskişehir’de farklı sektörlerde çalışan göçmen ve mülteci işçiler, sigortasızlık, ödenmeyen ücretler ve işten çıkarılma baskısıyla karşı karşıya. Avukat Şahap Arpacı, alacaklarını isteyen işçilerin ve tanıkların sınır dışı edilme tehdidiyle susturulmaya çalışıldığını belirterek ortak mücadele çağrısı yaptı.

EMEK - 02-11-2026 10:16

Eskişehir’de tarım, hayvancılık, sanayi ve ev içi bakım hizmetlerinde çalışan göçmen ve mülteci işçilerin yaşadığı sorunlar, kayıt dışı istihdamın yarattığı güvencesizliği ortaya koydu. Berivan Özkara’nın haberinde görüşlerine yer verilen Avukat Şahap Arpacı, düşük ücretlerle çalıştırılan işçilerin, emeklerinin karşılığını almak için başvurdukları süreçlerde de ciddi engellerle karşılaştığını anlattı.

Arpacı’nın aktardığı örneklerde, ücretlerin aylarca ödenmemesi, sigorta primlerinin yatırılmaması ve işçilerin göç idaresine şikâyet edilmekle tehdit edilmesi öne çıktı.

Tarımda ve sanayide kayıt dışı çalışma

Arpacı, Alpu, Beylikova, İnönü, Mihalıççık ve Seyitgazi çevresindeki tarımsal üretimde Afgan ve Suriyeli işçilerin yoğun biçimde çalıştığını belirtti. Kırsalda genç nüfusun azalmasıyla birlikte patates, domates ve pancar gibi ürünlerin hasadında göçmen emeğinin önemli bir yer tuttuğunu söyledi.

Bu işçilerin düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalıştırıldığını aktaran Arpacı, kayıt dışılığın iş kazası ve hastalık durumlarında da hak aramayı güçleştirdiğine dikkat çekti.

Sanayide ise Teksan ve Baksan sanayi sitelerindeki otomotiv tamirhaneleri, boya ve mobilya işletmeleri ile organize sanayi bölgesine üretim yapan yan sanayi kuruluşlarında göçmen işçilerin çalıştığını ifade etti.

Arpacı, sigorta kaydı ve çalışma izni bulunmayan işçilerin, ücret alacaklarını talep ederken çalışma ilişkisini kanıtlama konusunda güçlük yaşadığını anlattı. Aylarca ücret alamayan işçilerin, geçim sıkıntısının yanında haklarını aramanın getirdiği baskıyla da karşılaştığını belirtti.

Tanıklara da sınır dışı tehdidi

Arpacı’nın aktardığı Filistinli bir işçinin yaşadıkları, ücret alacaklarının tahsilinde karşılaşılan baskılara örnek oldu. Boya ve kimyasallarla çalıştığı iş yerinden fazla mesai ve diğer ücretleriyle birlikte 200 bin liranın üzerinde alacağı bulunduğunu belirttiği işçi için hukuki süreç başlatmak istediklerini söyledi.

Ancak aynı iş yerinde çalışan diğer göçmen işçilerin tanıklık yapmaktan çekindiğini aktaran Arpacı, işverenin bu kişileri göç idaresine şikâyet etmek ve sınır dışı ettirmekle tehdit ettiğini ileri sürdü. İşverenin kamu görevlileriyle bağlantısı bulunduğunu öne sürerek baskı kurduğunu da anlattı.

Arpacı, tanıklık yapması beklenen işçilerin bir süre sonra telefonlara dahi yanıt vermediğini, süreç sonunda arabuluculukta 80 bin liralık anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldıklarını belirtti. İşçinin çalışırken maruz kaldığı kimyasalların sağlığı üzerindeki olası etkilerinin ise belirsiz kaldığını söyledi.

Göçmen kadınların bakım emeği de güvencesiz

Çocuk, hasta ve yaşlı bakımında çalışan göçmen kadınların da düşük ücret ve sigortasızlıkla karşılaştığını belirten Arpacı, Eskişehir’de Türkmenistan ve Özbekistan’dan gelen kadınların bu alanlarda çalıştığını aktardı.

Bazı işverenlerin sigorta primlerini yalnızca ilk birkaç ay yatırdığını, ardından ödemeleri durdurduğunu söyleyen Arpacı, ev içinde yürütülen bakım işlerinde denetim güçlüğünün güvencesizliği artırdığına dikkat çekti.

Arpacı ayrıca, bakım işi vaadiyle Türkiye’ye getirilen bazı kadınların büyük kentlerde suç örgütleri tarafından cinsel sömürüye maruz bırakıldığını anlattı. Kadınların pasaportlarına el konulduğunu ve dışarıyla bağlantılarının kesildiğini belirterek, göçmen kadınların karşı karşıya kaldığı baskının çalışma yaşamıyla sınırlı kalmadığını ifade etti.

Savaşların yarattığı göç, ucuz emek düzenini besliyor

Göçün nedenlerinin savaşlardan ve dış müdahalelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyleyen Arpacı, Irak’ın işgali, Suriye’deki savaş ve Filistin’de yaşananların insanları ülkelerini terk etmeye zorladığını belirtti.

Arpacı’ya göre, yerinden edilen insanların Türkiye’de karşılaştığı çalışma koşullarında ise işverenlerin düşük maliyetli ve örgütsüz emek arayışı belirleyici oldu. Düşük ücret, sigortasızlık ve sendikasızlığın işverenler açısından avantaj olarak kullanıldığını ifade etti.

Göçmen düşmanlığının işçiler arasındaki ayrışmayı derinleştirdiğini vurgulayan Arpacı, bu durumun sömürü koşullarının sürmesini kolaylaştırdığını söyledi.

Ortak haklar için ortak mücadele çağrısı

Arpacı, çözümün göçmen ve yerli işçilerin birbirine karşı konumlandırılmasında değil, aynı haklar etrafında örgütlenmesinde olduğunu belirtti.

Göçmen işçilerin sendikal mücadeleye katılmasının işçi sınıfının tamamını güçlendireceğini ifade eden Arpacı, birlikte mücadelenin hem güvencesizliğe karşı kazanım sağlayacağını hem de işçiler arasındaki dayanışmayı büyüteceğini vurguladı.

SEO etiketleri: Eskişehir, göçmen işçiler, mülteci işçiler, kayıt dışı istihdam, sigortasız çalışma, ödenmeyen ücretler, göçmen kadınlar, işçi hakları, Şahap Arpacı, sendikal mücadele

Emeğe el konuluyor, hak arayan tehdit ediliyor: Eskişehir’de göçmen işçilerin güvencesiz mesaisi

Eskişehir’de tarlalarda, sanayi atölyelerinde ve ev içi bakım işlerinde çalışan göçmen ve mülteci işçiler; düşük ücret, sigortasızlık ve ödenmeyen alacaklarla mücadele ediyor. Avukat Şahap Arpacı’nın aktardığı örnekler, sınır dışı edilme korkusunun işçilerin hak aramasını engelleyen bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. Arpacı, çıkış yolunun yerli ve göçmen işçilerin ortak örgütlenmesinden geçtiğini vurguladı.

Eskişehir’de tarımdan hayvancılığa, otomotiv tamirhanelerinden mobilya ve boya atölyelerine, çocuk bakımından yaşlı bakımına kadar pek çok alanda göçmen ve mülteci işçilerin emeği bulunuyor. Ancak üretimin ve gündelik yaşamın sürmesini sağlayan bu işçiler, emeklerinin karşılığını almakta ve güvenceli çalışma koşullarına ulaşmakta ciddi sorunlarla karşılaşıyor.

Berivan Özkara’nın haberinde çalışma koşullarını değerlendiren Avukat Şahap Arpacı; düşük ücretlerin, kayıt dışı istihdamın ve sınır dışı edilme korkusunun işçileri işveren karşısında savunmasız bıraktığını anlattı. Arpacı’nın aktardığına göre, bazı işçiler aylarca ücret alamazken alacaklarını talep ettiklerinde işten çıkarılma veya göç idaresine şikâyet edilme tehdidiyle karşılaştı.

Ortaya çıkan tablo, göçmen emeğinin ucuzlatılmasının yalnızca ücretlerle sınırlı kalmadığını gösterdi. Sigorta primlerinin yatırılmaması, fazla mesai karşılıklarının ödenmemesi ve tanıklığın baskıyla engellenmesi, işçilerin çalışırken de haklarını ararken de güvencesiz bırakılmasına yol açtı.

Tarladaki üretimin yükü göçmen işçilerin omzunda

Arpacı, Eskişehir’de göçmen ve mülteci işçilerin yoğun olarak çalıştığı alanların başında tarım ve hayvancılığın geldiğini belirtti. Özellikle Alpu, Beylikova, İnönü, Mihalıççık ve Seyitgazi çevresindeki tarımsal üretimde Afgan ve Suriyeli işçilerin önemli bir yer tuttuğunu söyledi.

Kırsal bölgelerde genç nüfusun azalmasıyla birlikte tarımsal işlerin giderek daha fazla göçmen işçilerin emeğiyle yürütüldüğünü anlatan Arpacı, patates, domates ve pancar hasadı gibi ağır işlerde bu işçilerin yaygın biçimde çalıştırıldığını aktardı.

Üretimde böylesine önemli bir sorumluluk üstlenmelerine rağmen işçilerin düşük ücret ve kayıt dışı çalışmayla karşılaştığını belirten Arpacı, güvencesizliğin iş kazası ve hastalık durumlarında daha ağır sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti.

Arpacı’nın değerlendirmesine göre, işçilerin çalışma ve ikamet durumlarına ilişkin kaygıları, hastaneye gitmekten hukuki başvuru yapmaya kadar pek çok aşamada hak aramayı güçleştirdi. Böylece tarlada harcanan emeğin karşılığı kadar, işçinin sağlığını ve yaşamını koruyacak güvencelere erişimi de sorun haline geldi.

Sanayi atölyelerinde düşük ücret, geciken maaş

Göçmen işçilerin çalıştığı bir diğer alanın sanayi olduğunu belirten Arpacı; Teksan ve Baksan sanayi sitelerinde, otomotiv tamirhanelerinde, boya ve mobilya işletmelerinde Iraklı ve Suriyeli işçilerin bulunduğunu anlattı. Organize sanayi bölgesindeki ana fabrikalara üretim yapan yan sanayi işletmelerinde de göçmen emeğinin kullanıldığını söyledi.

Bu iş yerlerinde öne çıkan sorunlar arasında düşük ücret, sigortasızlık ve ücretlerin zamanında ödenmemesi yer aldı. Arpacı, zaten düşük ücretlerle çalışan işçilerin kimi zaman aylarca maaş alamadığını aktardı.

Kayıt dışı çalıştırılmanın, alacakların tahsili sırasında da işçinin karşısına engel olarak çıktığını belirten Arpacı; sigorta kaydı, çalışma izni ve çalışma ilişkisini ortaya koyacak belgelerin bulunmamasının ispat sürecini zorlaştırdığını ifade etti.

İşverenin kayıt dışı çalıştırarak maliyetini düşürdüğü koşullar, uyuşmazlık çıktığında işçinin çalışmasını ve alacağını kanıtlamasını da güçleştirdi. Arpacı’nın anlattığı örneklerde, geçinebilmek için çalışmayı sürdüren işçiler bir yandan biriken alacaklarını beklerken diğer yandan işlerini kaybetme korkusu yaşadı.

Alacağını isteyen işçiye sınır dışı edilme baskısı

Göçmen ve mülteci işçilerin karşılaştığı baskının en ağır boyutlarından birini sınır dışı edilme tehdidi oluşturdu. Arpacı, bazı işverenlerin işçilerin ülkede kalmaya ilişkin kaygılarını kullanarak ücret taleplerini bastırmaya çalıştığını anlattı.

Arpacı’nın aktardığı Filistinli bir işçinin yaşadıkları, bu baskının hak arama sürecini nasıl etkilediğini gösterdi. Boya ve kimyasallarla çalıştığı iş yerinden fazla mesai ve diğer ücret kalemleriyle birlikte 200 bin liranın üzerinde alacağı bulunduğunu belirttiği işçi için hukuki süreç başlatmak istediklerini söyledi.

İşçinin çalışmasına tanıklık edebilecek Iraklı ve Filistinli başka işçilerin de benzer sorunlar yaşadığını aktaran Arpacı, ancak bu kişilerin baskı nedeniyle tanıklık yapmaktan çekindiğini belirtti.

Arpacı, işverenin işçileri göç idaresine şikâyet etmek ve sınır dışı ettirmekle tehdit ettiğini ileri sürdü. İşverenin, göç idaresinde tanıdıkları veya akrabaları bulunduğunu söyleyerek işçiler üzerinde baskı kurduğunu da aktardı. Bu bağlantı iddialarının gerçek olup olmamasından bağımsız olarak, yaratılan korkunun işçilerin davranışlarını etkilediğine dikkat çekti.

200 bin lirayı aşan alacak için 80 bin liralık anlaşma

Arpacı, tanıklık yapabilecek işçilerin zamanla müvekkilinin telefonlarına yanıt vermemeye başladığını anlattı. Tanıkların geri çekilmesiyle birlikte alacağın ispatına ilişkin güçlüklerin arttığını belirtti.

Süreç sonunda arabuluculukta 80 bin liralık anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldıklarını söyleyen Arpacı, işçinin 200 bin lirayı aşan alacağının önemli bir bölümünden vazgeçtiğini ifade etti.

Aktarılan örnekte, sınır dışı edilme korkusu yalnızca alacağını isteyen işçiyi etkilemedi. Aynı iş yerindeki diğer işçilerin tanıklık yapmasını da engelleyerek dayanışmanın önünde baskı oluşturdu.

Arpacı, işçinin sağlığının da ayrı bir belirsizlik taşıdığını belirtti. Boya ve kimyasallarla yürütülen çalışma sırasında maruz kaldığı koşulların herhangi bir hastalığa yol açıp açmadığının bilinmediğini söyledi. Böylece ücret alacağına ilişkin kayıp, çalışma koşullarının olası sağlık sonuçlarına dair kaygıyla birleşti.

Ev içi bakım emeğinde kadınlar güvencesiz bırakılıyor

Arpacı, göçmen kadınların özellikle çocuk, hasta ve yaşlı bakımında çalıştığını belirtti. Eskişehir’de Türkmenistan ve Özbekistan’dan gelen kadınların bu alanlarda istihdam edildiğini aktardı.

Kadınların bir bölümünün kayıt dışı çalıştırıldığını, gerekli izinleri alınarak işe başlayanların da sigorta primlerinin düzenli yatırılmaması sorunuyla karşılaşabildiğini söyledi. Bazı işverenlerin yalnızca ilk bir veya iki ay prim ödediğini, ardından sigorta ödemelerini durdurduğunu anlattı.

Düşük ücret ve sigortasızlığın bir arada yaşandığı bakım işlerinde, çalışmanın ev içinde yürütülmesi denetimi de güçleştirdi. Arpacı’nın aktardığı koşullar, başkalarının bakımını üstlenen kadınların kendi sosyal güvencelerinden yoksun bırakıldığını gösterdi.

Bakım işi vaadiyle getirilen kadınlara yönelik sömürü

Arpacı, göçmen kadınların karşı karşıya kaldığı risklerin çalışma yaşamındaki hak ihlalleriyle sınırlı olmadığını da belirtti. Büyük kentlerde bazı kadınların çocuk veya hasta bakıcılığı vaadiyle Türkiye’ye getirildiğini, ardından suç örgütleri tarafından fuhşa zorlandığını aktardı.

Kadınların pasaportlarına el konulduğunu, belirli evlerde tutularak dışarıyla görüşmelerinin engellendiğini anlattı. İş bulma ve geçimini sağlama umuduyla gelen kadınların, hareket özgürlüklerinin de ellerinden alındığı ağır bir sömürüyle karşılaşabildiğini ifade etti.

Arpacı’nın bu anlatımı, Eskişehir’deki bakım işlerinde yaşanan güvencesizlikten ayrı olarak, göçmen kadınların büyük kentlerde karşılaşabildiği daha ağır istismar koşullarına işaret etti.

Göçe zorlayan savaşlar, emeği ucuzlatan çalışma düzeni

Arpacı, göç tartışmasının insanların neden ülkelerini terk etmek zorunda kaldığı sorusundan koparılmaması gerektiğini vurguladı. ABD’nin Irak’ı işgalini, Suriye’deki savaşı ve Filistin’de yaşananları hatırlatarak savaşların ve dış müdahalelerin kitlesel yerinden edilmeye yol açtığını söyledi.

İnsanların doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmasını zorunlu hale getiren koşulların ortadan kaldırılması gerektiğini belirten Arpacı, barışın, demokratik hakların ve sosyal güvencelerin önemine dikkat çekti.

Göçmenlerin Türkiye’deki çalışma koşullarını değerlendirirken de işverenlerin ucuz emek arayışına işaret etti. Düşük ücretle, sigortasız ve sendikasız çalıştırılabilmenin, göçmen emeğinin tercih edilmesinde belirleyici olduğunu ifade etti.

Bu değerlendirmeye göre, göçmen işçinin güvencesizliği işveren açısından maliyet avantajına dönüştürülürken, işçinin emeğinin karşılığını istemesi çeşitli baskılarla engellendi.

İşçileri karşı karşıya getiren ayrımcılık sömürüyü büyütüyor

Arpacı, göçmen düşmanlığının çalışma yaşamındaki sorunların kaynağını görünmez hale getirdiğini belirtti. Yerli ve göçmen işçilerin birbirine karşı konumlandırılmasının, düşük ücret ve güvencesizlikten yararlanan işverenlerin elini güçlendirdiğini söyledi.

İşçilerin milliyetleri üzerinden ayrıştırıldığı koşullarda ortak talepler etrafında bir araya gelmelerinin zorlaştığını vurguladı. Ücretini alamayan, sigortası yatırılmayan veya ağır koşullarda çalıştırılan işçilerin sorunlarının ortak olduğuna dikkat çekti.

Arpacı’nın değerlendirmesi, göçmen işçilere yönelen öfkenin ücretleri ödemeyen, kayıt dışı çalıştıran ve hak aramayı baskıyla engelleyen işverenlerin sorumluluğunu perdelediği yönünde oldu.

Çözüm eşit haklar ve ortak örgütlenme

Arpacı, göçmen ve mülteci işçilerin sendikal mücadeleye katılmasının hem kendi haklarını korumaları hem de Türkiye işçi sınıfının örgütlü gücünün büyümesi açısından önemli olduğunu belirtti.

Suriyeli ve Afgan işçilerin diğer işçilerle birlikte mücadeleye katılmasının ortak kazanımlar yaratacağını ifade etti. Sınıf dayanışmasının, aynı iş yerinde çalışan insanların birbirlerinin haklarını savunmasıyla somutlaşacağını vurguladı.

Eskişehir’den aktarılan örnekler; ödenen ücretin miktarı kadar ücretin zamanında alınmasının, sigorta güvencesinin ve baskı görmeden hak arayabilmenin de temel mücadele başlıkları olduğunu ortaya koydu. Arpacı’nın çağrısı, işçileri kökenlerine göre ayıran yaklaşımlara karşı eşit haklar, sendikal örgütlenme ve ortak mücadele yönünde oldu.

Kaynak:Evrensel Gazetesi

Günün Diğer Haberleri