Büyük Ekim Devrimi’nin 109. yılında, emperyalist savaşların, yoksulluğun ve sömürünün kuşattığı dünyada Ekim’in mirası yeniden gündemde. 1917’de Rusya’da işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi, yalnızca bir ülkenin değil, dünyanın ezilen halklarının ve emekçilerinin mücadelesinde tarihsel bir dönüm noktası oldu.
Yoksulluk ve açlık dünyamızı esir almış durumda. Ülkemizde de tablo farklı değil. Fon soyguncuları, vurguncular, hırsızlar ve yolsuzluk düzeninin temsilcileri hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.
Savaşlar sürüyor, yenileri ve çok daha kapsamlı olanları kapıda bekliyor. Ülkemizde cumhuriyet düşmanı Yeni Osmanlıcılar, dünyada ise emperyalist haydutlar yeni kanlı sayfalar açmaya hazırlanıyor.
Bir kez daha…
İnsanlık, bundan 109 yıl önce, kanlı bir savaşın ve büyük bir yıkımın ortasında, bütün bu karanlığa güçlü bir yanıt vermişti.
Rusya’da Bolşeviklerin öncülüğündeki işçi sınıfı, sermayenin egemenliğine son vermek, bir avuç zenginin düzenini yıkmak ve insanlığın eşit, özgür, kardeşçe geleceğini kurmak için tarihsel bir adım attı.
Öyle büyük bir adımdı ki bu, dünyanın dört bir yanındaki yoksul halklar ve emekçiler Bolşeviklerin zaferini kendi zaferleri olarak gördü.
İşgal altındaki Anadolu kurtuluş mücadelesine giriştiğinde, Ekim Devrimi’nin ardından kurulan Sovyetler Birliği’nin dost elini yanı başında buldu. Sovyetler, yalnızca Anadolu’nun kurtuluş mücadelesine değil, dünyanın dört bir yanında işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadelesine de destek verdi.
Ekim Devrimi’nin işçi sınıfına açtığı tarihsel yol, dünya siyasetinde ve emek mücadelesinde yeni bir dönemin kapısını araladı.
109 yıl sonra, Ekim Devrimi’nin iktidara taşıdığı işçi sınıfının tarihsel kazanımları büyük ölçüde tasfiye edilmiş durumda. Sosyalizmin dünya siyasetindeki etkisinin gerilediği bu dönemde, emperyalist barbarlık emekçilere, onların haklarına ve kazanımlarına daha büyük bir saldırıyla yöneliyor.
Dünyamızın yeniden kan ve gözyaşına sürüklenmesine karşı, 109 yıl önce yükselen Ekim bayrağına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.
Tarih 7 Kasım 1917.
Rusya’da milyonları kendi çıkarları uğruna savaşa ve ölüme gönderen Çarlık rejimi devrilmişti. Şimdi sıra, iktidarı ele geçiren burjuva hükümetin düzenini yıkmaya ve işçi sınıfının kendi iktidarını kurmasına gelmişti.
Milyonların barış ve ekmek talebine yanıt verebilecek, ülkeyi içine sürüklendiği kanlı savaştan çıkarabilecek bir siyasal güç vardı: Bolşevikler.
Partinin lideri Vladimir Lenin, devrimin ertelenmemesi gerektiğini savunuyordu. Tarihsel fırsatın kaçırılmaması için harekete geçilmeliydi.
Ekim Devrimi’ne saatler kala Merkez Komite üyelerine gönderdiği mektupta Lenin şöyle sesleniyordu:
“Yoldaşlar! Bu satırları 24 Ekim akşamı yazıyorum. Durum son derece kritik. Şimdi ayaklanmayı herhangi bir şekilde geciktirmenin gerçekten ölüm anlamına geleceği gün gibi ortada… Tarih, bugün muzaffer olabilecekken (ve kesinlikle muzaffer olacakken) yarın birçok şeyi yitirme, evet hatta her şeyi yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak devrimcilerin geç kalmasını affetmeyecektir. Bugün iktidarı ele geçirirsek, onu Sovyetlere karşı değil, onlar için ele geçirmiş olacağız. İktidarın ele geçirilmesi ayaklanma meselesidir; politik hedefi iktidarı ele geçirdikten sonra açıklık kazanacaktır… Hükümet yalpalıyor. Son darbe indirilmelidir, ne pahasına olursa olsun! Eylemin gecikmesi ölümdür.”
Eylem gecikmedi.
Petrograd’da başlayan ayaklanmayla Bolşevikler iktidarı ele geçirdi. Milyonlarca emekçi, barış ve ekmek taleplerini gerçekleştirme umuduyla yeni bir dönemin kapısını araladı.
Büyük Ekim Devrimi, 109 yıl sonra da insanlığın eşitlik, özgürlük ve sömürüsüz bir dünya mücadelesinde tarihsel bir dönüm noktası olarak yaşamaya devam ediyor.
Kaynak: Sol Haber