Güncel TDK Sözlükte ‘Paçoz’ sözcüğü 1. hayvan bilimi Kefal türünden bir balık (Mugil cephalus)i,2 Basmakalıp düşünme, samimiyetsiz davranma, gereksiz gururlanma vb. içinde bulunan kimse. argoda fahişe, yine argoda Uyumsuz, özensiz giyinmiş kimse anlamlarına gelen Rumca kökenli bir isimdir. Paçozluk, argo kökenli bir kelime olup “bayağılık, niteliksizlik, yozlaşma” anlamına gelir. Siyasette “bayağılaşma” ve “yozlaşma” anlamında kullanılır; politik söylem ve pratiklerin niteliksizleştiği, popülizm ve argo dilin hâkim olduğu durumları ifade eder. Bu bağlamda paçozluk, siyasetin toplumsal kültürle etkileşiminde ortaya çıkan bir yozlaşma biçimi olarak görülebilir.

Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü (siyaset, siyasa: ) olarak tanımlanan politika ise parti programı olarak ilan edilen politik tavrını, manifestosunu, iktidara geldiğinde neler yapacağını anlatan resmi bir belgedir. İktidarda olduğunda ise bütünlüklü bir ideolojinin icracıları, değiştireni olmak da eklenir. Yani politika sözcüğü her ne kadar ‘isim’ olsada kamusal alanda eylemlilikte bulur kendini. Yansımasını toplumların ekonomik ve kültürel davranışlarında bulur, bir nevi toplumun yüklemi gibi.

Politika ve eylem arasındaki kuramsal bağ, teori ile pratiğin karşılıklı beslenmesi üzerine kuruludur. Politika, eyleme yön verir; eylem ise politikayı sınar, dönüştürür ve yeniden üretir. Bu bağın sürekliliği, toplumsal hareketlerin ve kolektif mücadelelerin başarısı için kritik önemdedir.

Günümüz siyasetinde "paçozluk" kavramı, samimiyetsizlik, içi boş sloganlar ve emperyalizme eklemlenmiş politikalar için güçlü bir metafor olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzeysel, samimiyetsiz ve sistemle iç içe geçmiş politikaları tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu kavram, gerçek bir değişim ve dönüşümden uzak, sadece görünüşte var olan politikaları ifade eder. Toplumsal bağlamda Türkiye’de özellikle kültürel değişim süreçlerinde, toplumun pazar odaklı, yüzeysel ve gösterişçi bir hale gelmesini eleştirmek için kullanılır.

Muhafazakâr iktidar dönemlerinde paçozlaşma, toplumsal değerlerin yozlaşmasıyla ilişkilidir. Hukuk devleti yerine mafyatik ilişkilerin hakim olduğu, muhalefetin, proje, fikir üretmediği, bireylerin haz ve hız peşinde koştuğu, derinlikli düşünce ve ideolojiden uzaklaştığı ‘post-modern’ bir kültürel dönüşümün politik yansımasıdır. Paçozluk siyasette kalıcı hale geldiğinde, demokratik tartışma kültürü zayıflar, toplumda güven kaybı, kutuplaşma ve NİTELİKSİZLEŞMİŞ aktörler ortaya çıkar.

Kısacası, paçozluk politikada niteliksizleşme ve yozlaşmanın bir metaforu olarak kullanılır. Hem muhalefetin söylem düzeyinde hem de iktidarın kültürel dönüşümünde bu kavram, siyasetin toplumsal değerlerden uzaklaşmasını eleştiren bir çerçeve sunar. Politik aktörlerin derinlikli projeler yerine sosyal medyada “gösterişli” çıkışlarla gündem yaratmaya çalışması, Şeffaflık yerine liyakatsızlığın, kayırmacılığın ve rant siyasetinin öne çıkması, paçozluğun kurumsal düzeydeki karşılığıdır. Bu, siyasetin etik değerlerden uzaklaşmasını gösterir. Muhalefetin alternatif politik vizyon üretmek yerine slogancılığa ve yüzeysel eleştirilere sıkışması, akıl almaz siyasi gelişmeler, paçozluk kültürünün siyasete sirayet etmesidir.

Gerçek değişim reformlarla değil, köklü kopuşla mümkündür! değişim için köklü bir dönüşüm şarttır.

Son 22 yılda iktidarda olan AKP ve Cumhur İttifakı, kurucu ideolojiyi boşaltarak sermaye ve cemaatlerle ittifak kurmuş, özelleştirmelerle bağımsızlık ilkesine darbe vurmuştur. Bu süreç, Cumhuriyetin temel değerlerinden kopuşun somut örneklerindendir. CHP ve diğer sol gruplar, tarihsel dayanaklardan kopuk, yüzeysel ve sistemle uyumlu politikalar geliştirmekte, örgütlerde dayanışma yerine rekabet, kolektif üretim ve mücadele yerine bireysel başarıların yüceltilmesi, eylemlerin ideolojik yönelimden koparak dağınık ve etkisiz hale gelmesi, toplumsal bağların zayıflaması, solun toplumsal tabanla kurduğu organik bağların kopması, Teori ile pratik arasındaki bağın kopması, sol siyasetin devrimci özünü kaybetmesine ve ‘paçozluğa’yol açmıştır.

Bağımsızlık ve devrimci ilkelerle kurulan Cumhuriyet, halkın iradesine dayanan, çağdaş ve laik bir devlet yapısını hedeflemiştir. Bu ilkeler, Türkiye'nin emperyalist kuşatmalara karşı direnişinin ve toplumsal dönüşümünün temel taşlarıdır. İlerleyen yıllarda ilerici öğrenci hareketleri "Tam Bağımsız Türkiye" sloganıyla sosyalist bir perspektiften mücadele etmiş ve bu uğurda ağır bedeller ödemiştir. Onların direnişi, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinin özüne sahip çıkmanın sembolüdür. Onların mücadelesi, Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin sınıfsal ve sosyalist bir perspektifle yeniden yorumlanmasıydı. Bugün ise Cumhuriyetin kurucu değerleri — bağımsızlık, halkçılık, laiklik, inkılapçılık — sermaye ve cemaatlerle yapılan ittifaklar, özelleştirmeler ve ideolojik boşaltmalarla aşındırılmış durumda. Bu kopuş, tarihsel bağlamda Cumhuriyetin kuruluşundaki direniş ruhuna ters düşmektedir. Gerçek değişim, ancak bu tarihsel mirasa sahip çıkılarak ve köklü bir kopuşla mümkün olabilir.Ekonomik, siyasal, kültürel ve sınıfsal yönleriyle ele alındığında, tek gerçek çözüm bu kokuşmuş sistemden net bir kopuştur. Reformlarla değil, köklü bir kopuşla mümkün olacak bu değişim olmadan, her çözüm politikası "paçozluktan" ibarettir.

Sistemin içinden çıkış yoktur; ancak cesur ve kararlı bir kopuşla yeni bir gelecek inşa edilebilir.

Sol siyasetten kopuş ve çürüme, yalnızca bir ideolojik kayma değil, toplumsal mücadelelerin ruhunu zedeleyen bir süreçtir. Sanat, kültür ve dayanışma pratikleriyle solun toplumsal bağlarını güçlendirmek, eşitlik, özgürlük ve adalet ilkelerinin yeniden merkezileştirilmesi, solun yeniden toplumsal tabanla organik bağ kurması, çürümenin aşılmasında kritik rol oynar. Devrimci ahlak, yalnızca soyut idealler değil, günlük yaşamda ve örgütlenmede somut davranış biçimleriyle sınanır. Devrimci ahlak, bireysel çıkarların değil, kolektifin ve sınıf mücadelesinin çıkarlarının öncelenmesini şart koşar, kapitalist toplumun bireyci, rekabetçi ve tüketimci değerleri reddedilir; yerine dayanışma, eşitlik ve ortak üretim değerleri konur. devrimci ahlak, sınıf mücadelesine bağlılık, kolektif sorumluluk ve kapitalist yozlaşmaya karşı duruş üzerine kuruludur.

Sahip çıktığımız gelenekte, devrimci kadroların kişisel rahatlıklarını, hatta yaşamlarını mücadele uğruna feda etmeleri ahlaki bir yükümlülük olarak görülür. Sol ahlakta Teori-pratik birliği, söylem ile eylem arasındaki uçurumu kapatmak; manifestoda yazılanı sokakta, evde, işte yaşamaktan geçer.