Türkiye bir kaç gündür akıl almaz bir siyasi dezenformasyonun içinde, deyim yerindeyse kim kime, dum duma. Aynı siyasi düşünceye, ideolojiye sahip seçmenlerden oluşan bir partinin politikası birbirlerince eleştiriliyor ve kabul edilmiyor. Düşünsenize aynı partinin insanları seçilmiş başkanlarının göreve gelmesini içine sindiremedikleri için dava açıyor ve bu davayı yargının değişik bir kararı ile kazanıyor. Kararı takiben, bu kez 13 seçim kaybetmiş bir genel başkan, tekrar partinin başına geldiği için partililerce istenilmediğini düşünmeden, dönme çalışmalarına başlıyor. Hatta ilk işi sosyal medya hesaplarında kendini CHP Genel Başkanı olarak aktifliyor. Yargının Asliye Hukuk (Asliye Hukuk'un böyle bir karar verme yetkisi var mıdır onu da bir irdelemek lazım) kararı ile Genel Başkanlıktan alınacağı bildirilen Özgür Özel ,ben bu görevi seçilerek kazandım, bırakmam, ne görevimi ne parti binasını diyor.Parti binasını kim kapacak yarışına giriliyor. Ben haklıyım, bu benim partim, bina bize ait, biz Türkiye'nin ilk partisinin demokrasinin savunucusuyuz sloganları atıyorlar.

Biri, binadan çıkmıyor. Kendisinin arkasında olan partililer, merkez binayı talan edercesine barikatlar kuruyor. Diğeri dşarıda arkasına devletin kolluk kuvvetini alıp, çık o binadan diye veryansın ediyor. İçeride ki ve dişarıdaki partililerin birbirine söyledikleri küfürler ise yenilir yutulur cinsinden değil. Kameralara yansıyan görüntüleri içerisinde, milletvekilleri de bulunun bu ipini koparmış birbirine öfke kusan lanetler hakaretler eden bir güruha dönüyor.

Yargının vermiş olduğu karar doğru mudur değilmidir tartışmaları süre dursun, kendisini binadan çıkmamak için partililerle odasına kilitleyen Genel Başkan tarafından eline verilen tebligatın yırtılması ile bu kararı kabul etmiyoruz ve gereken her türlü irademizi ortaya koyacağızın gövde gösterisini yapıyor. Millet vekilliği görevine devam edecek olan Özgür Özel, parti Genel başkanlığından alınmasının hiç bir hükmü olmadığını gösterdi tüm Türkiye'ye ve bunun için gerekli parti yaptırımlarının nasıl işlerlik kazanacağını belirledi.

Kılıçdaroğlu ise tüm insani ve siyasi gururunu, onurunu bırakıp tekrar koltuğuna dönmenin sevincini yaşıyor. Hatta verdiği röportajda heyecanına yenik düşüp titriyor. Kulaklarını diğer partililere tıkamış durumda. Sürekli siyaseti bırakacağını söyleyen kendisiyken, bu yaşında tekrar koltuğunun başına geçmenin, ne kadar irite edici bir karakterizasyon haline geldiğinin farkına bile varmak istemiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlük Bakanlığı,  kamu ve özel  çalışma alanlarında çalışanların tüzel hakları için aldığı kararlar da, yasama organın yasal çalışma yaşı olarak belirlenen 65 yaş sınırının, siyaset ve poltika da yer alacaklar içinde geçerli olmasını ve uygulamasını sağlamalıdır.

Ülkemizde ve dünyada kabul gören belli bir yaşın üzerinde ki insanların bilimsel olarak da akli melekelerinde sorun olabileceği durumu yasalaşmış ve kabul görmüşken, ülkemiz de siyasi ve politik çevrelerde dikkate alınmaması, hemen gündeme getirilmeli ve yasaklanmalıdır. Bu nasıl bir koltuk sevdasıdır ki  A parti, B parti, C parti olması önemli değil, vazgeçmek bilmiyorlar. Cumhuryiyet tarihinin her döneminde, ülkenin iktidarına gelenler de öyle, gitmek bilmiyorlar. Tapu da bile bir satış yapılırken veya ehliyet için yaş sınırı getirlirken, bu kişiler neden artık bir kenara çekilmelerinin farkına varamıyorlar.

Bu nasıl bir bencilliktir. Sen bulunduğun partinin temsilcisisin. Fikren, zihnen ve bedenen dinamik bir yapıya sahip olmalısın ki arkandak kitleyi peşine takıp sürükleyebilesin. Bu hem iktidarda, hem parti başkanlıklarında olmalıdır. Ben, bu yaştaki insanların peşinden gidenleri, savunanları da artık anlamaz hale geldim. Evinizde ki ananızı babanızı bu yaşa geldiğinde sen bilmezsin diye had bildirirken, böyle bir duruma neden kapı açar çanak tutarsınız. Bu kadar kendini yeterli görüyorsan, o zaman partililere belli konularda danışmanlık ver. Saygınlık çerçevesinde, seni sevenlerin hoş sohbetlerine bırak kendini. Yoksa Türkiye gibi, etrafı kendisini alt etmek isteyen ülkelerin, hatta uzaklardan hakimiyet kuranların yaşattıkları baskılarından illallah derken, sen ne diye iktidar da ya da muhalefetteki koltuklarınızı bırakmayan insanlara dönüşüyorsunuz. Türkiye'nin siz yaştakilere ihtiyacı yok, bunu anlayın ve farkına varın artık. Düşün bu ülkenin yakasından.

 

Ayşe Özçelikler, 25.05.2026