Hashtag aktivizmi yalnızca görünürlük mü yaratıyor, yoksa dijital çağın yeni örgütlenme ve siyaset biçimlerinden birine mi dönüşüyor?
Genellikle sosyal medyada bir kampanya büyüdüğünde, bir etiket günlerce gündemde kaldığında ya da dijital bir itiraz dalgası oluştuğunda biri mutlaka çıkıp bunu söylüyor. İlk bakışta haklı gibi de görünüyor. Sonuçta hiçbir iktidar yalnızca bir etiket yüzünden yıkılmadı. Hiçbir toplumsal dönüşüm yalnızca birkaç paylaşımın sonucunda gerçekleşmedi.
Ama meseleye buradan bakınca başka bir şeyi gözden kaçırıyoruz.
Hiçbir devrim de görünmez insanların görünür hale gelmediği bir yerde başlamadı.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar önce ekranlarda buluşuyor, sonra meydanlara çıkıyor. Çünkü iktidarlar artık yalnızca sokakları değil; gazeteleri, televizyonları ve haber akışlarını da kontrol ediyor. Böylesi bir çağda hashtagler yalnızca teknik bir araç olmaktan çıkıyor. Bazen bir karşılaşmaya, bazen bir tanışıklığa, bazen de birbirinden habersiz binlerce insanın aynı talep etrafında buluşmasını sağlayan bir örgütlenme zeminine dönüşüyor.
Türkiye'de EYT mücadelesi bunun önemli örneklerinden biri oldu. Yıllarca duyulmayan bir talep dijital ağlar sayesinde görünür hale geldi. Barınamıyoruz hareketi öğrencilerin yaşadığı sorunu ülke gündemine taşıdı. Kadın cinayetlerine karşı yürütülen kampanyalar ise çoğu zaman görmezden gelinen dosyaların yeniden tartışılmasını sağladı. Şule Çet için adalet isteyenler yalnızca tweet atmadılar; kamuoyu oluşturdular, yargı süreçlerini takip ettiler ve dosyaların üzerinin örtülmesini zorlaştırdılar.
Çünkü görünürlük bazen başlı başına bir güçtür.
İktidarların ilk işi neyin görünür, neyin görünmez olacağına karar vermektir. Bu nedenle görünmez olanı görünür kılmak yalnızca iletişimsel bir faaliyet değil, aynı zamanda siyasi bir eylemdir.
Dünyaya baktığımızda da benzer örnekler görüyoruz. Arap Baharı sırasında milyonlarca insan sosyal medya üzerinden haberleşti. Hong Kong'daki protestolar dijital ağlar sayesinde örgütlendi. #MeToo hareketi yalnızca kadınların yalnız olmadığını göstermedi; şirketlerde, üniversitelerde ve siyaset kurumlarında somut sonuçlar yarattı. Bazı yöneticiler görevlerinden alındı, bazı soruşturmalar yeniden açıldı ve bazı yasal düzenlemeler değiştirildi.
Bütün bunlara rağmen hâlâ "hashtag hiçbir şeyi değiştirmez" demek bana biraz kolaycılık gibi geliyor.
Ancak burada başka bir tehlike başlıyor.
Kapitalizm her direnişi kendi mantığı içinde yeniden üretmeye çalışır. Sosyal medya şirketleri de bunun dışında değildir. Biz öfkelenirken onlar veri topluyor, biz dayanışırken onlar reklam satıyor, biz mücadele ederken onlar etkileşim istatistikleri üretiyor. Bir zamanlar fabrikalarda işçilerin emeği ölçülüyordu, bugün ise dikkatimiz, duygularımız ve tepkilerimiz ölçülüyor.
Bu yüzden dijital alanı yalnızca bir özgürleşme hikâyesi olarak okumak mümkün değil.
Çelişki tam da burada ortaya çıkıyor. Hashtagler bazen halkın elindeki güçlü bir araca dönüşürken bazen şirketlerin pazarlama stratejisinin parçası olabiliyor. Kimi zaman iktidarı sarsıyor, kimi zaman ise iktidarın propaganda mekanizmasına eklemleniyor. Rusya-Ukrayna savaşından Gazze'ye kadar birçok örnekte devletlerin de hashtagler ve sosyal medya üzerinden anlatı savaşları yürüttüğünü görüyoruz. Artık cephede yalnızca askerler değil, algoritmalar da bulunuyor.
Bu yüzden sorun hashtaglerde değil.
Sorun onları mücadelenin yerine koymakta.
Eğer hashtag yalnızca vicdan rahatlatan bir paylaşım olarak kalıyorsa etkisi sınırlıdır. Ancak insanları bir araya getiriyor, örgütlüyor ve ortak bir mücadele zemini yaratıyorsa siyasal bir güce dönüşebilir.
Çağımızın gerçeği şudur: Eskiden meydanlar örgütlenmeyi doğuruyordu, bugün ise bazen bir hashtag meydanı doğuruyor.
Belki de bu yüzden iktidarlar dijital alanı yalnızca ticari bir pazar olarak görmüyor. Çünkü biliyorlar ki bazen bir kelime bin kişiyi, bin kişi bir hareketi, bir hareket de tarihin yönünü değiştirebilir.
Korktukları şey hashtagler değil.
Korktukları şey, aynı kelimenin altında birbirini bulan insanların artık yalnız olmadığını fark etmesi.
Çünkü yalnız kalan yurttaş yönetilebilir.
Birbirini bulan yurttaş ise tarihe müdahale etmeye başlar.