Türkiye’de laiklik tartışması, yalnızca bir anayasal ilke meselesi değil; toplumsal eşitlik ve özgürlük mücadelesinin merkezinde duran bir sorun. Kurtuluş Savaşı’nda işgalcilerle işbirliği yapan fetvalardan, bugün eğitimde tarikat protokollerine kadar uzanan çizgi bize şunu gösteriyor: Gericilik çoğu kez emperyalist müdahalelerle el ele yürümüştür. Dolayısıyla laiklik mücadelesi, hem iç dinamiklerin hem de dış baskıların kesiştiği bir alandır.

Bugün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in politikaları bu sürecin en görünür yüzü. Yeni müfredatla dini kimlik merkeze alınırken, tarikatlarla yapılan protokoller okulları cemaatlerin örgütlenme alanına dönüştürüyor. Bu yalnızca bir bakanın tercihi değil; sermaye ve siyaset düzeninin toplumu dinselleştirme stratejisinin parçası.

Laiklik Meclisi Raporlarından Çarpıcı Bulgular

• Diyanet’in 4-6 yaş Kuran kursları: Laiklik Meclisi, bu kursların “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş amaç ve ilkelerine alenen meydan okuma” olduğunu vurguluyor.

• Tarikat ve cemaat vakıfları: Ocak 2025 raporunda, Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu vakıflar başta olmak üzere cemaat bağlantılı derneklerin üniversiteler, belediyeler ve mülki idarelerle işbirliği yaptığı belgeleniyor.

• Yargı ve eğitimde sistematik ihlaller: Laiklik Meclisi, devlet kademelerinden başlayarak yargı kararlarında dini referansların artışını ve eğitim kurumlarının dinselleştirilmesini “karşı devrim sürecinin tehlikeli aşaması” olarak tanımlıyor.

Bu bulgular, laiklik mücadelesinin yalnızca hukuki değil, toplumsal ve sınıfsal bir mücadele olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Cumhuriyetçilik eşitlikten koparıldığında nostaljik bir söyleme dönüşür. Emek-sermaye çelişkisi çözülmeden laiklik, bağımsızlık ya da devletçilik gibi ilkeler havada kalır.

• Laiklik bugün sermaye sınıfının değil, emekçilerin meselesidir. Onu savunmak, yalnızca geçmişin kazanımlarını korumak değil; geleceğin özgür ve eşit toplumunu kurmak demektir.

• Eğitimde bilimsel yaklaşım, tarikat ve cemaatlerin denetimi, Diyanet’in kaldırılması gibi öneriler teknik değil; toplumsal barış ve demokrasi mücadelesinin zorunlu adımlarıdır.

 

Laiklik, Gericilik ve Emperyalizmle Mücadelede Yol Haritası

Türkiye’de laiklik, yalnızca bir yönetim ilkesi değil, aynı zamanda toplumsal barışın, ulusal bütünlüğün ve bağımsızlığın teminatıdır. Tarihsel olarak, laiklik karşıtı hareketler çoğu zaman emperyalist müdahalelerle ve gerici sınıf çıkarlarıyla kesişmiş; dinin toplumsal ve siyasal alanda araçsallaştırılması, toplumsal ilerlemenin ve demokratikleşmenin önünde engel oluşturmuştur.

Günümüzde ise, eğitimden yargıya, medyadan dış politikaya kadar pek çok alanda laiklik karşıtı uygulamalar ve dini referanslı politikalar, toplumsal kutuplaşmayı ve demokratik gerilemeyi derinleştirmektedir. Tarikat ve cemaatlerin güçlenmesi, kamu kaynaklarının bu yapılara aktarılması ve devletin dini kontrol altına alma politikası, laiklik ilkesinin özüne aykırı bir tablo ortaya koymaktadır.

Bu koşullarda, laiklik mücadelesinin yalnızca hukuki ve anayasal düzeyde değil, toplumsal ve sınıfsal düzeyde de yürütülmesi; emekçi sınıfların, aydınların ve ilerici güçlerin birleşik bir mücadele hattı oluşturması zorunludur. Eğitimde bilimsel ve laik yaklaşımın güçlendirilmesi, tarikat ve cemaatlerin denetimi ve laiklik ombudsmanlığı gibi kurumsal reformlar, bu mücadelenin temel taşlarıdır.

Laikliğin korunması ve güçlendirilmesi, yalnızca Türkiye’nin demokratikleşmesi ve toplumsal barışı için değil, aynı zamanda emperyalist müdahalelere karşı ulusal bağımsızlığın ve toplumsal bütünlüğün sağlanması için de yaşamsal önemdedir. Bu mücadele, tarihsel deneyimlerin ve güncel gelişmelerin ışığında, kararlılıkla ve toplumsal seferberlikle sürdürülmelidir.

Cumhuriyetçilik, eşitlikten koparıldığında nostaljik bir söyleme dönüşüyor. Emek-sermaye çelişkisi çözülmeden laiklik, bağımsızlık ya da devletçilik gibi ilkeler havada kalıyor. Köy Enstitüleri’nin kapatılması, imam hatiplerin yaygınlaştırılması, Diyanet’in büyüyen rolü… Hepsi sınıfsal çıkarların ve sermaye düzeninin gericilikle kurduğu ittifakın ürünleri.

Laiklik bugün sermaye sınıfının değil, emekçilerin meselesidir. Onu savunmak, yalnızca geçmişin kazanımlarını korumak değil; geleceğin özgür ve eşit toplumunu kurmak demektir. Eğitimde bilimsel yaklaşımı yeniden güçlendirmek, tarikat ve cemaatleri denetlemek… Bunlar teknik öneriler değil; toplumsal barışın ve demokrasi mücadelesinin zorunlu adımlarıdır.

Cumhuriyetçilik, eşitlikten ve sınıf mücadelesinden koparıldığında yalnızca bir tarihsel anı olarak kalır. Oysa bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, Cumhuriyet değerlerini sosyalizmle ve eşitlik mücadelesiyle yeniden kurmak. Laiklik, bu ülkenin en büyük ortak paydasıdır. Onu savunmak, yarının özgür toplumunu kurmak demektir.

 

Not: Bu yazımda, Perspektif Dergisi’ndeki yazının temel argümanları ve önerileriyle birlikte, akademik makaleler, resmi raporlar, gazetecilik ve arşiv belgeleri gibi çok sayıda kaynaktan faydalandım.