Yeryüzü TV’de Çağlar Tekin’in hazırlayıp sunduğu programda “Zorunlu kısırlaştırma yeniden masada!” başlığıyla Güney Amerika’nın kanlı zorunlu kısırlaştırma tarihi mercek altına alındı.

Programda, Bolivya’da yoksul ve evsiz kadınlara yönelik zorunlu kısırlaştırma önerisinin gündeme gelmesi, Latin Amerika'nın yakın ve uzak tarihindeki nüfus politikalarıyla birlikte değerlendirildi.

Tekin, kadınların bedenleri ve doğurganlıkları üzerinde devlet eliyle kurulan denetimin yalnızca güncel bir tartışma olmadığını; özellikle yoksulların, yerli halkların ve toplumsal olarak dezavantajlı kesimlerin hedef alındığı politikaların uzun bir geçmişe sahip olduğunu vurguladı.

“Kadınların bedenleri üzerinde devlet tahakkümü”

Programın temel tartışma başlıklarından biri, zorunlu kısırlaştırmanın bir sağlık politikası olmaktan çıkarak ırkçı ve sınıfsal bir nüfus mühendisliği aracına dönüşmesi oldu.

Latin Amerika'da özellikle yerli halklara ve yoksul kadınlara yönelik uygulamalar üzerinden örnekler veren Tekin, Peru'daki Fujimori dönemine de dikkat çekti. Devlet politikası haline getirilen kısırlaştırma programlarının binlerce kadının yaşamında geri dönüşü olmayan sonuçlar yarattığı ve mağdurların önemli bölümünün yerli ve yoksul kadınlardan oluştuğu belirtildi.

Programda, kadınların gerçek anlamda bilgilendirilmeden veya rızaları dışında tıbbi müdahalelere maruz bırakılmasının, beden dokunulmazlığı ve üreme hakkı açısından ağır bir hak ihlali olduğu vurgulandı.

Bolivya'dan Peru'ya: Tarihin karanlık sayfaları

Bolivya'da bugün yeniden gündeme gelen zorunlu kısırlaştırma tartışmasının, ülkenin sınıfsal ve etnik yapısından bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

Programda ayrıca Evo Morales döneminde yerli halkların siyasal temsili açısından yaşanan değişim, 2019'daki siyasi kriz ve sonrasında Bolivya'nın doğal kaynakları üzerindeki mücadele de gündeme getirildi.

Özellikle lityum kaynakları üzerinden yürüyen ekonomik ve siyasi mücadeleye dikkat çekilirken, Latin Amerika ülkelerinde doğal kaynakların kontrolü ile siyasal iktidar arasındaki ilişkinin bölgenin tarihindeki belirleyici unsurlardan biri olduğu belirtildi.

Öjenizmden zorunlu kısırlaştırmaya

Programın bir diğer önemli başlığı ise öjenik düşüncenin tarihsel mirası oldu.

İnsan topluluklarının “üstün” ve “aşağı” olarak sınıflandırılması üzerine kurulan öjenik anlayışın, 20. yüzyılda farklı ülkelerde zorunlu kısırlaştırma politikalarına zemin hazırladığı anlatıldı.

ABD'deki öjenik yasalar ve zorunlu kısırlaştırma uygulamalarından Nazi Almanyası'ndaki ırkçı politikalara uzanan tarihsel süreç ele alınırken, bu uygulamaların farklı dönemlerde yoksullar, engelliler, yerliler, etnik azınlıklar ve toplum tarafından “istenmeyen” kabul edilen grupları hedef aldığına dikkat çekildi.

Tekin, bu tarihsel mirasın yalnızca geçmişte kalmadığını, kadınların doğurganlıkları üzerinde zorlayıcı politikaların dünyanın farklı bölgelerinde yakın dönemlere kadar devam ettiğini belirtti.

“ABD egemenliği için darbelerle taşınan sağ politikalar”

Programda Güney Amerika'nın siyasi tarihi de zorunlu kısırlaştırma politikalarının arka planıyla birlikte ele alındı.

ABD'nin bölgedeki ekonomik ve siyasi etkisi, askeri darbeler, sağ ve aşırı sağ yönetimler, doğal kaynakların kontrolü ve yerli halkların siyasal hakları üzerinden kapsamlı bir değerlendirme yapıldı.

Latin Amerika'da darbeler ve otoriter yönetimler döneminde toplumsal muhalefetin bastırılmasıyla birlikte, yoksulların ve yerlilerin yaşamlarını doğrudan etkileyen politikaların da güç kazandığı savunuldu.

Programda bu nedenle zorunlu kısırlaştırma meselesinin yalnızca kadınların sağlık hakkı üzerinden değil, aynı zamanda sınıf, ırk, sömürgecilik ve iktidar ilişkileri üzerinden okunması gerektiği vurgulandı.

“Kadınların bedeni nüfus mühendisliğinin alanı değildir”

Çağlar Tekin’in program boyunca öne çıkardığı temel soru ise kadınların bedenleri üzerindeki karar yetkisinin kime ait olduğu oldu.

Zorunlu kısırlaştırma uygulamalarının tarihsel örneklerinin, devletlerin yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak yerine yoksulları ve dezavantajlı kesimleri kontrol altına alma yoluna başvurmasının ağır sonuçlarını gösterdiği ifade edildi.

Programda, kadınların bedenlerinin devlet politikalarının, ırkçı nüfus mühendisliğinin veya sınıfsal çıkarların aracı haline getirilmesine karşı çıkılması gerektiği vurgulandı.

“Zorunlu kısırlaştırma yeniden masada! ABD egemenliği için darbelerle iktidara taşınan sağ/aşırı sağ yönetimler, ırkçı yasaları yeniden gündeme taşıyor!” başlığıyla yayımlanan programda, Güney Amerika'nın zorunlu kısırlaştırma tarihi ve günümüzde yeniden ortaya çıkan tartışmalar kapsamlı biçimde ele alındı.

Programın tamamını izlemek için tıklayın