Lübnan dosyası Yeryüzü TV'de masaya yatırıldı
Yeryüzü TV'de 22 Temmuz'da yayımlanan programda gazeteci Çağlar Tekin, Ortadoğu'da İran'a yönelik baskının ardından bölgesel gerilimin yeni merkezlerinden birinin Lübnan haline geldiğini söyledi. Tekin, son dönemde ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamaları ile İsrail ve Amerikan basınında yer alan haberlerin Lübnan'da yeni bir dönemin hazırlıklarına işaret ettiğini belirtti.
Programın konuğu akademisyen Dr. Selim Sezer ise Lübnan'daki gelişmelerin yalnızca güncel siyasi tartışmalar üzerinden değerlendirilemeyeceğini, ülkenin tarihsel, mezhepsel ve siyasal yapısının bugünkü krizlerin temelini oluşturduğunu ifade etti.
"Lübnan modern bir ulus-devlet değil"
Sezer'e göre Lübnan, vatandaşlık esasına dayanan klasik bir devlet yapısından ziyade mezhepsel güç paylaşımı üzerine kurulu bir siyasal sistemle yönetiliyor.
Cumhurbaşkanlığının Maruni Hristiyanlara, başbakanlığın Sünnilere, Meclis Başkanlığının ise Şiilere ayrıldığı mevcut sistemin yalnızca üst düzey devlet makamlarıyla sınırlı olmadığını belirten Sezer, parlamentodaki temsil dağılımından kamu kurumlarına kadar birçok alanın mezhep kotalarıyla şekillendiğini söyledi.
Bu yapının ortak vatandaşlık bilincinin gelişmesini zorlaştırdığını belirten Sezer, ülkenin uzun yıllardır yaşadığı siyasal krizlerin önemli bölümünün de bu sistemden kaynaklandığını savundu.
İç savaşların gölgesi hâlâ sürüyor
Programda Lübnan'ın yakın tarihine de değinildi.
Sezer, özellikle 1975-1990 yılları arasında yaşanan iç savaşın ülkenin bugünkü siyasal dengelerini belirlediğini belirterek, Filistinli mülteciler etrafında başlayan gerilimlerin zamanla İsrail'in müdahalesi ve değişen bölgesel ittifaklarla çok taraflı bir çatışmaya dönüştüğünü anlattı.
Lübnan'ın geçmişinde Osmanlı döneminden itibaren farklı mezhep grupları arasında yaşanan çatışmaların bulunduğunu hatırlatan Sezer, bugünkü kırılgan yapının yalnızca son elli yılın ürünü olmadığını ifade etti.
Hizbullah'ın ortaya çıkışı ve direnişin rolü
Programda Hizbullah'ın tarihsel gelişimi de ele alındı.
Sezer, Hizbullah'ın 1982 yılında İsrail'in Lübnan işgali sonrasında ortaya çıktığını belirterek, örgütün kuruluş gerekçesinin işgale karşı silahlı direniş olduğunu söyledi.
İsrail'in 2000 yılında Güney Lübnan'dan çekilmesinde Hizbullah'ın belirleyici rol oynadığını ifade eden Sezer, 2006 savaşında da İsrail'in hedeflerine ulaşamadığını dile getirdi.
Hizbullah'ın kökenlerinin Emel Hareketi'ne dayandığını belirten Sezer, Lübnan Komünist Partisi ve farklı direniş gruplarının da geçmişte İsrail'e karşı yürütülen mücadelede yer aldığını hatırlattı.
Silahsızlandırma tartışması
Programın önemli başlıklarından biri Hizbullah'ın silahsızlandırılması oldu.
Sezer, Hizbullah'ın silahlı statüsünün 1989 tarihli Taif Anlaşması kapsamında istisnai biçimde korunduğunu belirterek, İsrail işgali sürdüğü için örgütün silah bırakmasının o dönemde anlaşma dışında tutulduğunu söyledi.
Lübnan ordusunun sınırlı askeri kapasiteye sahip olduğunu belirten Sezer, sınır güvenliği başta olmak üzere birçok alanda Hizbullah ile koordinasyon içinde hareket edildiğini ifade etti.
Geçmişte Suriye sınırında yaşanan güvenlik krizlerinde Lübnan ordusunun Hizbullah'tan destek istediğini hatırlatan Sezer, iki yapı arasında uzun yıllardır operasyonel koordinasyon bulunduğunu söyledi.
İsrail ile yürütülen süreç tartışılıyor
Programda son dönemde gündeme gelen İsrail-Lübnan temasları da değerlendirildi.
Çağlar Tekin, kamuoyuna yansıyan çerçeve metinde İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini öngören açık bir hükmün bulunmadığına yönelik eleştirileri gündeme getirdi.
Sezer ise kamuoyuna yansıyan bilgiler doğrultusunda hazırlanan metnin direniş güçlerinin silahsızlandırılmasını öngördüğünü, buna karşılık İsrail'in tamamen çekilmesini garanti altına alan açık hükümler içermediğini savundu.
Ayrıca İsrail'in son dönemde yaptığı açıklamalarda Güney Lübnan'daki güvenlik bölgelerinden çekilmeyeceği yönünde mesajlar verdiğini hatırlattı.
HTŞ iddiaları da değerlendirildi
Programda son günlerde gündeme gelen HTŞ'nin Lübnan'a müdahale edeceği yönündeki iddialar da ele alındı.
Sezer, Şam yönetiminin resmi olarak Lübnan'a askeri müdahalede bulunmasının düşük ihtimal olduğunu düşündüğünü söyledi.
Buna karşın HTŞ ile bağlantılı veya aynı ideolojik çizgide bulunan bazı silahlı grupların geçmişte Lübnan'ın kuzeyinde faaliyet gösterdiğini hatırlatan Sezer, resmi devlet kararı olmaksızın bazı yapıların yeni çatışmalara dahil olabileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.
"Toplumsal destekleri sınırlı"
Programın son bölümünde Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile Başbakan Nevaf Selam'ın siyasi konumu da değerlendirildi.
Sezer, iki ismin uzun süren siyasi tıkanıklığın ardından uzlaşı adayı olarak göreve geldiklerini belirterek, arkalarında güçlü toplumsal tabana sahip siyasi hareketler bulunmadığını söyledi.
Böylesi kapsamlı bir güvenlik ve normalleşme politikasının ancak güçlü dış destekle hayata geçirilebileceğini savunan Sezer, özellikle ABD'nin ekonomik yardım ve güvenlik alanındaki destek vaatlerinin bu süreçte önemli rol oynayabileceğini ifade etti.
Lübnan'ın uzun yıllardır ağır ekonomik kriz yaşadığına dikkat çeken Sezer, dış finansman beklentilerinin toplumun bir bölümünde farklı yaklaşımlar doğurabileceğini ancak bunun ülke genelinde ortak bir eğilim olarak değerlendirilemeyeceğini sözlerine ekledi.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi
