Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu kriz, dış finansmana bağımlılık, bölgesel sermaye ilişkileri ve dış politikanın ekonomiyle kesişen yönleri Yeryüzü TV'de yayımlanan programda kapsamlı biçimde tartışıldı. Gazeteci Çağlar Tekin'in hazırlayıp sunduğu programa katılan ekonomist Sait Çakır, son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının yalnızca makroekonomik tercihlerin sonucu olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası sermaye düzeni içerisindeki konumuyla doğrudan bağlantılı olduğunu savundu.

Programın ilk bölümünde Irak petrolü üzerinden başlayan tartışma, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve siyasi ilişkilerine uzandı. Çakır, Irak merkezi hükümeti ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında uzun yıllardır süren petrol ihracatı anlaşmazlığını değerlendirirken, Türkiye'nin Ceyhan hattı üzerinden yürüttüğü petrol ticareti nedeniyle uluslararası tahkim sürecinde tazminata mahkûm edildiğini hatırlattı. Bu sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda bölgesel sermaye ilişkileri açısından da okunması gerektiğini ifade etti.

Programda, IKBY'nin petrol ihracatı, Barzani yönetimiyle kurulan ekonomik ilişkiler ve Türkiye merkezli şirketlerin bölgedeki yatırımları da ele alındı. Çakır, çok sayıda Türk şirketinin enerji, inşaat, ulaştırma ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösterdiğini belirterek, IKBY'nin uzun yıllar boyunca Türkiye sermayesi açısından önemli bir yatırım ve ihracat alanına dönüştüğünü söyledi. Bununla birlikte, IŞİD'in kontrol ettiği bölgelerden çıkarılan petrolün uluslararası piyasalara ulaştığı yönündeki geçmiş iddiaları da hatırlatan Çakır, bu başlığın uluslararası kamuoyunda uzun süre tartışıldığını ifade etti.

"Türkiye emperyal bir güç değil, dış sermayeye bağımlı bir ekonomi"

Programın ilerleyen bölümünde tartışma Türkiye kapitalizminin yapısına yöneldi. Çakır, Türkiye'nin bölgesel ölçekte ekonomik ve siyasi etkisini artırmaya çalıştığını ancak bunun bağımsız bir emperyal güç kapasitesi anlamına gelmediğini savundu.

Türkiye'nin kronik cari açık veren, yüksek dış borç çevirmek zorunda kalan ve sürekli dış finansman arayan bir ekonomi olduğunu belirten Çakır, "net sermaye ithalatçısı" niteliğinin ülkenin temel yapısal özelliklerinden biri olduğunu söyledi. Bu nedenle Türkiye sermayesinin uluslararası sistem içinde bağımsız hareket etmekten çok, küresel sermaye düzeniyle uyumlu hareket etmek zorunda kaldığını ileri sürdü.

Çağlar Tekin de bu değerlendirmeye katılarak Türkiye'nin dış politika hamlelerinin ekonomik bağımlılıktan bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etti.

Şimşek programı: "Amaç enflasyon değil, finansman"

Programın en geniş bölümlerinden biri Mehmet Şimşek döneminde uygulanan ekonomi politikalarına ayrıldı.

Çakır, mevcut programın temel hedefinin enflasyonu düşürmekten çok, uluslararası piyasalarda güveni yeniden tesis ederek Türkiye'ye döviz girişini sağlamak olduğunu savundu. Nebati döneminin ardından Türkiye'nin risk priminin yükseldiğini, dış borç ödeme kapasitesinin sorgulanmaya başlandığını belirten Çakır, yeni ekonomi yönetiminin önceliğinin uluslararası finans çevrelerini yeniden Türkiye piyasasına çekmek olduğunu ileri sürdü.

Bu kapsamda döviz kurunda yaşanan artış, yüksek faiz politikası ve sıkı para uygulamalarının devreye sokulduğunu ifade eden Çakır, söz konusu politikaların Türk lirası cinsinden varlıkların yabancı yatırımcılar açısından daha cazip hale gelmesine yol açtığını söyledi.

"Cari açığın azalması tek başına başarı göstergesi değil"

Programda cari açık verileri de tartışıldı.

Çakır, cari açığın düşmesinin ilk bakışta olumlu görünse de bunun üretimde kullanılan makine ve ara malı ithalatındaki gerilemeden de kaynaklanabileceğini söyledi. Türkiye ekonomisinin büyüme hızının ciddi biçimde yavaşladığını belirten Çakır, yüksek faiz nedeniyle yatırımların durma noktasına geldiğini ve ekonomik büyümenin giderek tüketim ağırlıklı hale dönüştüğünü savundu.

İstihdam oranındaki gerilemeye ve geniş tanımlı işsizliğin yüksek seviyesine dikkat çeken Çakır, yatırım eksikliğinin işsizliği artırdığını, bunun da çalışanların pazarlık gücünü zayıflattığını ifade etti.

"Enflasyonun yükü ücretlilere yüklendi"

Program boyunca ücret politikaları da eleştirilerin odağındaydı.

Çakır, Merkez Bankası'nın ücret artışlarının gerçekleşen enflasyona göre değil hedeflenen enflasyona göre yapılması yönündeki yaklaşımını eleştirerek bunun çalışanların alım gücünü sistematik biçimde aşındırdığını savundu.

Ona göre mevcut ekonomi modeli bir yandan uluslararası yatırımcılara yüksek faiz ve kâr transferi sağlarken, diğer yandan ücretleri enflasyon karşısında eriterek gelir dağılımını daha da bozuyor.

Programda son yıllarda uluslararası sermayeye yapılan faiz ve kâr transferlerindeki artışın da bu politikanın sonucu olduğu ileri sürüldü.

Tarım ve üretim politikaları da eleştirildi

Sait Çakır, tarım sektörünün de benzer bir tabloyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Çiftçilerin anayasal düzeyde öngörülen destekleri alamadığını savunan Çakır, hasat dönemlerinde ithalat vergilerinin düşürülmesini yerli üretici açısından olumsuz bir tercih olarak değerlendirdi. Tarımsal üretimin giderek daha kırılgan hale geldiğini ifade eden Çakır, gıda fiyatlarındaki artışın yalnızca piyasa koşullarıyla açıklanamayacağını dile getirdi.

NATO, dış politika ve yeni güvenlik ekseni

Programın son bölümünde ekonomi ile dış politika arasındaki ilişki tartışıldı.

Çağlar Tekin, ekonomik bağımlılık arttıkça dış politikada da uluslararası güç merkezleriyle uyumlu hareket etme eğiliminin güçlendiğini savundu. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın açıklamalarına değinen Tekin, Türkiye'nin uluslararası alandaki meşruiyet arayışını bu çerçevede değerlendirdi.

Sait Çakır ise 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye dış politikasının giderek daha fazla güvenlik eksenli hale geldiğini ifade etti. NATO'nun Karadeniz politikaları, Avrupa'nın güvenlik mimarisi, Montrö Sözleşmesi, Ukrayna savaşı ve Türkiye'nin olası askeri rolü programın son bölümünde ayrıntılı biçimde tartışıldı.

Konuşmacılar, "barış gücü" adı altında gündeme gelen olası askeri görevlendirmelerin hukuki ve siyasi sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı çeşitli güvenlik olaylarını da bu çerçevede ele aldı.

Programın kapanışında Çağlar Tekin, mevcut ekonomik ve siyasal tablonun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunların yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değil, demokrasi, dış politika ve emek-sermaye ilişkileri ekseninde de tartışılması gerektiğini ifade etti. Soru-cevap bölümüyle sona eren program boyunca yapılan değerlendirmelerde, mevcut ekonomi modelinin uluslararası sermaye akışını önceleyen bir yapıya dönüştüğü, bunun ise ücretliler, emekliler, çiftçiler ve dar gelirli kesimler üzerinde ağır ekonomik sonuçlar doğurduğu yönündeki eleştiriler öne çıktı.

programın tamamını izlemek için tıklayın

Kaynak:Haber Merkezi