Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 6 Mayıs 1972’de idam edilmelerinin üzerinden 54 yıl geçti.

Henüz 20’li yaşlarının ortasında idam edilen Üç Fidan’ın devrimci duruşu, mücadelesi ve bıraktığı siyasal miras, bugün neoliberal talana, NATO yayılmacılığına ve emperyalist kuşatmaya karşı üniversitelerden emek alanlarına, sokaktan toplumsal yaşamın her alanına uzanan bir direnç hattı olarak yaşamayı sürdürüyor.

Denizlerin 1969’da 6. Filo protestoları sırasında 6. Filo’ya karşı yükselttiği anti-emperyalist itiraz, bugün bölgeye dönük yeni siyasal müdahale arayışları karşısında yeniden hatırlanıyor. O gün Dolmabahçe’de yükselen “Yankee go home” sloganları, halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin ifadesiydi.

Bugün emperyalist çıkarlar doğrultusunda bölgeyi yeniden dizayn etme arayışları sürerken, Denizlerin bağımsızlık hattı güncelliğini koruyor. Dolmabahçe’de kurulan anti-emperyalist barikat, halk egemenliğini savunan tarihsel bir hafıza ve siyasal bir referans olmayı sürdürüyor.

Onların idamıyla birlikte yalnızca üç devrimci yaşam sonlandırılmadı; aynı zamanda Türkiye’nin siyasal yaşamında gericiliğin ve otoriterleşmenin önünü açan bir dönemin kapıları aralandı. Bugün emperyalizm yalnızca dışsal bir müdahale biçimi olarak değil; doğanın talanı, emeğin güvencesizleştirilmesi, kamusal alanların piyasalaştırılması ve siyasal iktidarın toplumsal yaşam üzerindeki tahakkümüyle iç içe geçmiş bir olgu olarak varlığını sürdürüyor.

1960’lı yıllar, Türkiye’de emperyalizmin yeni sömürgecilik ilişkilerini kurumsallaştırmaya çalıştığı; buna karşılık toplumsal muhalefetin de güçlü biçimde yükseldiği bir dönem oldu. Dünyada yükselen ulusal kurtuluş mücadeleleri, Türkiye’deki siyasal iklimi de derinden etkiledi.

1961’de kurulan Türkiye İşçi Partisi, 1965 seçimlerinde 15 milletvekili çıkararak Meclis’e girdi. 1967’de kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ise işçi sınıfı içinde devrimci düşüncelerin yayılmasında önemli rol oynadı.

1968 gençlik hareketi, üniversite işgalleri ve boykotlarla anti-emperyalist bir karakter kazandı. Ardından üretici mitingleri ve 15-16 Haziran Olayları geldi. Bu süreç, Türkiye tarihinde kitlesel işçi direnişinin en önemli örneklerinden biri olarak kayda geçti ve ülke genelinde devrimci bir dalga yarattı.

Toplumsal muhalefetin yükselişi karşısında devlet ve sivil faşist güçlerin baskısı yoğunlaşırken, yeni mücadele biçimleri de ortaya çıktı. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu gibi anti-emperyalist devrimci örgütler bu tarihsel dönemin içinde şekillendi.

THKO, geleneksel kongre ya da konferans süreçleriyle değil, eylem içinde örgütlenerek ortaya çıktı. 4 Mart 1971 tarihli bildiride, Sinan Cemgil ile birlikte hazırlanan metinde hareketin amacı; emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini ülkeden tasfiye ederek tam bağımsız Türkiye’yi kurmak ve silahlı mücadeleyi temel alan bir halk kurtuluş savaşı yürütmek olarak ifade edildi.

THKO, yeni sömürgecilik ilişkilerine, sermayenin toplumsal yaşam üzerindeki tahakkümüne ve halk iradesinin bastırılmasına karşı bir başkaldırı hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. Pasif parlamentarizmi reddeden bu çizgi, militan anti-emperyalist mücadele geleneğinin önemli bir halkası oldu.

Bugün neoliberalizmin derinleştirdiği yoksulluk, eğitimde gericileşme ve bölgesel savaş politikaları karşısında Denizlerin bıraktığı miras hâlâ güncelliğini koruyor. Onların kararlılığı, halkın iradesini dar siyasal alanlara sıkıştırmak isteyenlere karşı bağımsızlık, demokrasi ve toplumsal özgürlük mücadelesinin en güçlü tarihsel kaynaklarından biri olmaya devam ediyor.

Kaynak: Birgün