ABD merkezli Washington Post, Trump yönetiminin İran savaşına ilişkin politikasının giderek daha büyük bir çıkmaza sürüklendiğini yazdı. Gazetede yayımlanan Max Boot imzalı analizde, Washington’ın bir yandan İran’a yönelik yeni saldırılar tehdidinde bulunurken diğer yandan müzakere kapısını açık tutmasının, savaşın beş aydan uzun süredir sona ermemesinin temel nedenlerinden biri olduğu savunuldu.
Analize göre Trump’ın İran konusunda sürekli olarak tehdit, askeri baskı ve diplomasi arasında yön değiştirmesi, ABD’nin hem askeri caydırıcılığını hem de diplomatik pazarlık gücünü aşındırıyor.
Trump’ın savaşın farklı aşamalarında İran’a yönelik kapsamlı saldırılar düzenleme tehdidinde bulunduğu, ancak daha sonra müzakere ihtimali ortaya çıktığında askeri seçeneği ertelediği belirtildi. Son olarak 1 Ağustos’ta İran’a karşı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş ölçekte bir askeri güç kullanmaya hazır olduklarını açıklayan Trump’ın, taraflar arasında bir anlaşma çerçevesinin oluştuğunu belirterek saldırıyı ertelemesi de bu politikanın son örneği olarak gösterildi.
Hürmüz Boğazı krizin merkezinde
Washington Post analizinde İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda yürütülen görüşmelerin, savaşın geleceği açısından kritik önem taşıdığı belirtildi.
Görüşmelerde, boğaza giriş yapan gemilerin İran karasularından, çıkış yapan gemilerin ise Umman karasularından geçmesi yönündeki formülün ele alındığı aktarıldı.
Buna karşılık Tahran’ın ekonomik yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve İran gemilerine yönelik ablukanın sona erdirilmesini istediği ifade edildi.
Bu taleplerin kabul edilmesi halinde Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin yeniden artabileceği ancak bunun kalıcı bir siyasi uzlaşma anlamına gelmeyebileceği değerlendiriliyor.
Çünkü anlaşmazlığın yalnızca İran’ın nükleer programıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor. İran’ın uluslararası deniz taşımacılığının gerçekleştiği Hürmüz Boğazı üzerindeki denetiminin kapsamı ve geçişlerden herhangi bir ücret talep edip edemeyeceği de taraflar arasındaki temel sorunlar arasında bulunuyor.
Haziran ayında yapılan önceki mutabakatın da boğazdaki geçiş rejimine ilişkin farklı yorumlar nedeniyle çöktüğü aktarılıyor. Tahran, gemilerin İran kontrol noktalarından geçmesini öngören bir düzenleme bulunduğunu savunurken Washington’ın gemilerin Umman karasularını kullanabileceği görüşünde olduğu belirtiliyor.
Trump’ın tehditleri etkisini kaybediyor
Analizin dikkat çektiği bir diğer konu ise Trump’ın askeri tehditlerinin İran üzerindeki caydırıcılığının zayıflaması.
Trump daha önce Hürmüz Boğazı’nda İran tarafından saldırıya uğrayan her ticari gemiye karşılık bir köprü ya da enerji santralinin hedef alınacağı yönünde tehditlerde bulunmuştu.
Ancak analizde, en az üç ticari gemiye yönelik saldırının ardından ABD’nin doğrudan ve aynı ölçekte bir misillemede bulunmamasının, Tahran’ın Washington’ın tehditlerine bakışını değiştirdiği savunuluyor.
Bu durumun İran yönetiminin Trump’ın açıklamalarını önceki dönemlere kıyasla daha az ciddiye almasına neden olabileceği belirtiliyor.
Tahran açısından sorunun bir diğer boyutu ise Washington’a duyulan güvenin giderek azalması.
ABD yönetiminin müzakere süreçlerinde pozisyonunu sık sık değiştirmesi, İran tarafında yapılacak herhangi bir anlaşmanın uzun vadede uygulanıp uygulanmayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Analizde, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile nükleer enerji konusunda yaşadığı son anlaşmazlık da Washington’ın öngörülemez tutumuna örnek olarak gösteriliyor. Yönetimin önce bir anlaşmaya varıldığını açıklamasının, ardından Trump’ın yeni koşullar gündeme getirmesinin müzakere süreçlerine ilişkin güven sorununu büyüttüğü ifade ediliyor.
Washington iki seçenek arasında
Washington Post analizine göre Trump yönetiminin önünde esas olarak iki seçenek bulunuyor.
Bunlardan ilki, İran’la kapsamlı bir uzlaşmaya gitmek. Böyle bir anlaşmanın Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün belirli ölçülerde kabul edilmesini ve yaptırımlar konusunda Washington’ın taviz vermesini gerektirebileceği belirtiliyor.
Bunun Trump açısından siyasi açıdan ciddi bir maliyet yaratabileceği ifade ediliyor.
İkinci seçenek ise ekonomik abluka ve askeri baskının uzun süre devam ettirilmesi.
Ancak bu seçeneğin de Washington açısından önemli riskler taşıdığı vurgulanıyor. ABD kamuoyunda Trump’ın İran savaşını yönetme biçimine verilen desteğin yüzde 28'e kadar gerilediği belirtilirken, savaşın uzaması ve yeni Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesi durumunda siyasi desteğin daha da düşebileceği öne sürülüyor.
Analizde ayrıca ABD Savunma Bakanlığı’nın İran savaşı nedeniyle füze stoklarında ciddi bir azalmayla karşı karşıya kaldığı iddia ediliyor. Bu durumun Washington’ın yüksek yoğunluklu bir savaşı uzun süre sürdürebilme kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırdığı belirtiliyor.
Abluka Washington için de ekonomik tehdit
İran’a yönelik baskının sürdürülmesini savunan yaklaşım ise Tahran’ın ekonomik sorunlarını derinleştirmeyi ve İran yönetimini taviz vermeye zorlamayı hedefliyor.
Bu stratejinin savunucuları açısından deniz taşımacılığının uzun süre kısıtlanması ve İran’ın ekonomik olarak sıkıştırılması, İran topraklarına yönelik yeni hava saldırılarından daha etkili bir yöntem olabilir.
Ancak böyle bir politikanın ABD ekonomisi açısından da ciddi sonuçları bulunuyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki krizin uzaması petrol fiyatlarının yükselmesine ve enflasyon baskısının artmasına yol açabileceğinden, Washington’ın kendi kamuoyuna daha yüksek enerji maliyetlerini kabul ettirmesi gerekecek.
Dolayısıyla İran savaşı, Trump yönetimi açısından yalnızca askeri bir operasyon veya diplomatik kriz olmaktan çıkıp enerji fiyatları, enflasyon ve iç siyasi destek açısından da büyük bir sınamaya dönüşüyor.
“Sonsuz savaş” tehlikesi
Washington Post analizinin temel iddiası, Trump yönetiminin mevcut İran politikasının ne savaşı kazanabildiği ne de diplomatik bir sonuç üretebildiği yönünde.
Tehdit ile müzakere, askeri baskı ile diplomatik açılım arasında sürekli değişen politika, İran’ı geri adım atmaya zorlamak yerine ABD’nin tehditlerinin güvenilirliğini aşındırıyor.
Bu nedenle Trump yönetiminin önünde net bir tercih yapmak zorunda olduğu savunuluyor: Ya İran’la müzakere ederek Hürmüz Boğazı ve yaptırımlar konusunda taviz verecek ya da uzun süreli bir ekonomik ve askeri mücadeleyi göze alacak.
Analize göre mevcut politikada ısrar edilmesi, yani bir yandan savaş tehdidinde bulunurken diğer yandan müzakere arayışını sürdürmek, Washington’ın stratejik hedeflerine ulaşmasını daha da zorlaştırıyor.
Beş aydan uzun süren savaşın ortaya çıkardığı tablo ise Washington açısından giderek daha maliyetli hale geliyor. Trump’ın “anlaşma yapma” yaklaşımı olarak sunduğu zikzaklı politika, İran’ı teslim almaktan ziyade çatışmayı uzatan, ABD’nin caydırıcılığını tartışmalı hale getiren ve Hürmüz Boğazı’nı savaşın merkezinde tutan bir çıkmaza dönüşüyor.
Kaynak:Yakın Doğu Haber
