Fransız sinemasının Roman kültürünü görünür kılan en önemli yönetmenlerinden Tony Gatlif hayatını kaybetti.

Asıl adı Michel Boualem Dahmani olan Gatlif, 3 Eylül 2026’da Fransa’nın güneyindeki Arles kentinde, üzerinde çalıştığı tarihî bir film projesi sırasında geçirdiği sağlık sorunu nedeniyle 77 yaşında yaşamını yitirdi. Ölüm haberini ailesi 4 Eylül’de AFP’ye yaptığı açıklamayla duyurdu. Arles Belediyesi de yönetmenin kentte hayatını kaybettiğini doğruladı.

Ailesi, Gatlif’i “filmlerinin güzelliği, cömertliği, neşesi, şiirselliği ve müzik sevgisi” ile anarken, ona Roman dilinde “iyi yolculuk” anlamına gelen “Latcho Drom” sözleriyle veda etti. “Latcho Drom” aynı zamanda yönetmenin 1993 yılında çektiği ve Roman müziğini farklı coğrafyalar üzerinden anlatan filminin adıydı.

Gatlif’in ölümü, yalnızca Fransız sineması için değil; göçmenlerin, sürgünlerin, Romanların ve toplumun kıyısında bırakılan insanların hikâyelerini beyazperdeye taşıyan sinema anlayışı açısından da önemli bir kayıp olarak değerlendiriliyor.

Cezayir’de başlayan, sürgünle şekillenen bir hayat

Tony Gatlif, 10 Eylül 1948’de Cezayir’de dünyaya geldi. Kabili bir baba ile Roman kökenli bir annenin çocuğuydu.

Çocukluğu, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın gölgesinde geçti. 1960’ların başında Fransa’ya giden Gatlif, çocuk yaşta köklerinden koparak kendisini bambaşka bir dünyanın içinde buldu. Kaynaklara göre Fransa’ya ulaştığında henüz ergenlik çağındaydı ve sonraki yılları yoksulluk, sokak hayatı ve kurumlarla yaşanan çatışmalarla geçti.

Polisle yaşadığı bir kontrolden sonra Cezayir’e geri gönderilme korkusuyla doğduğu isimden vazgeçti. “Gatlif” soyadını, Cezayir’deki bir parktan aldı.

Ardından bir süre ıslahevinde kaldı ve Camargue bölgesine gönderildi. Kendi anlatımına göre Camargue, hayatının dönüm noktalarından biriydi.

Yıllar sonra çocukluğunu ve gençliğini anlatırken, hayatıyla ve kendi kaderiyle mücadele ettiğini söyleyecekti.

“Camargue beni kurtaran şeylerin bir parçasıydı” diyecekti.

Çünkü burada ilk kez kendisine önyargısız davranan insanlarla karşılaşmış, dinlemeyi ve başkalarının hikâyelerine kulak vermeyi öğrenmişti.

Sinema salonları onun ilk sığınağı oldu

Gatlif’in hayatındaki en büyük kırılmalardan biri sinemayla kurduğu ilişkiydi.

Çocukluk ve gençlik yıllarında sinema salonlarına girerek filmleri izleyen Gatlif için beyazperde, yalnızca bir eğlence alanı değildi.

Sinemanın içinde başka hayatlar vardı.

Başka şehirler, başka insanlar, başka ihtimaller...

Jean-Luc Godard’ın “Serseri Aşıklar” gibi filmlerini izleyerek sinemanın dünyasını keşfetti. Daha sonra tiyatroya yöneldi ve dönemin önemli oyuncularından Michel Simon’la tanıştı.

Simon’un desteği, hayatının seyrini değiştirdi.

Okuma yazma konusunda büyük zorluk yaşayan Gatlif, tiyatro okulunun seçmelerine hazırlanırken bir şiiri arkadaşının yardımıyla ezberledi. Seçmeleri kazanarak sahne sanatlarının kapısını açtı.

Bir süre sonra tiyatronun hayatın gerçeklerini bütün çıplaklığıyla anlatmakta yetersiz kaldığını düşünmeye başladı.

Sinemaya yöneldi.

Ve kendi hayatının yaralarını kameranın karşısına taşıdı.

1975’ten itibaren kendi sinema dilini kurdu

Gatlif, 1975 yılında ilk uzun metrajlı filmini çekti.

Sonraki yıllarda 25 filme imza attı. Ancak onu diğer yönetmenlerden ayıran yalnızca film sayısı değildi.

Onun sinemasının merkezinde müzik, hareket, yolculuk, göç, sürgün, özgürlük ve Roman kültürü vardı.

Roman topluluklarını uzaktan gözlemleyen bir sinema yerine, onların arasına karışan bir anlatı kurdu.

Roman müziğini filmlerinin dekoratif unsuru olarak kullanmadı.

Müzik, onun filmlerinde karakterlerin hafızasıydı.

Acının, direnişin, göçün ve özgürlüğün diliydi.

Fransa Kültür Bakanı Catherine Pégard da Gatlif’in ardından yaptığı açıklamada yönetmenin “müziği, hareketi, sürgünü ve özgürlüğü” kendine özgü bir enerjiyle filme taşıdığını belirtti.

“Latcho Drom” ile Romanların yolculuğunu anlattı

Gatlif’in uluslararası alanda tanınmasını sağlayan en önemli filmlerinden biri “Latcho Drom” oldu.

1993 yapımı film, Roman müziğinin Hindistan’dan İspanya’ya uzanan izlerini takip ederek kültürün sınırlar boyunca nasıl taşındığını anlatıyordu.

Film Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış Ödülü kazandı.

Gatlif’in sineması böylece yalnızca bir yönetmenin estetik tercihi olmaktan çıktı.

Roman kültürünün, müziğinin ve tarihsel hafızasının uluslararası sinemada görünürlük kazanmasının araçlarından biri haline geldi.

“Gadjo Dilo”: Önyargıların karşısında müzik

1997 yılında çektiği “Gadjo Dilo”, Gatlif’in en tanınan filmlerinden biri oldu.

Romain Duris’in başrolünde yer aldığı film, genç bir Fransızın Romanya’daki bir Roman topluluğuyla karşılaşmasını anlatıyordu.

Film, Roman kültürünü dışarıdan bakan egzotik bir dünyanın parçası olarak sunmak yerine, karakterler arasındaki önyargıların ve karşılaşmaların üzerinden kültürel sınırları sorguluyordu.

“Gadjo Dilo” Locarno Film Festivali’nde Gümüş Leopar ödülünü kazandı; filmin müziği de César Ödülü’ne layık görüldü.

Gatlif için müzik, burada da hikâyenin ayrılmaz bir parçasıydı.

Yönetmen, Roman müziğini “acı çeken bir halkın korkusunu ve acısını haykıran” bir ifade olarak görüyordu.

“Exils” ile kendi geçmişine döndü

Gatlif’in sinemasındaki en kişisel filmlerden biri ise “Exils” (Sürgündekiler) oldu.

2004 yılında çekilen film, Fransa’dan Cezayir’e doğru gerçekleşen bir yolculuk üzerinden kimlik, kökler ve sürgün meselesini ele aldı.

Bu yolculuk aynı zamanda Gatlif’in kendi geçmişine dönüşüydü.

Cezayir’den ayrılmak zorunda kalan bir çocuğun yıllar sonra doğduğu coğrafyaya yeniden bakması, filmin temel duygusunu oluşturdu.

“Exils”, Cannes Film Festivali’nde Gatlif’e En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı.

Gatlif böylece çocukluğunda taşıdığı sürgün duygusunu uluslararası sinemanın en önemli festivallerinden birinde görünür hale getirdi.

“Benim sinemamda uçan halılar yok”

Gatlif’in sinema anlayışını anlatan en güçlü ifadelerden biri, Roman dünyasını romantikleştiren yaklaşımlara karşı kullandığı sözlerdi:

“Benim sinemamda uçan halılar yok, çamurlu ayakkabılar var.”

Bu yaklaşım onun sinemasının temelini oluşturdu.

Gatlif, Roman mahallelerine büyük setlerle, kalabalık ekiplerle ve dışarıdan gelen bir bakışla yaklaşmak yerine insanların arasına karışmayı tercih etti.

Kamerası çoğu zaman karakterlerine mesafeli değildi.

Onlarla birlikte hareket ediyor, müziğin ritmine katılıyor ve gündelik hayatın içine giriyordu.

Bu nedenle Gatlif’in filmlerinde Romanlar yalnızca hikâyenin nesnesi değil, hikâyenin öznesiydi.

İstanbul’da yolu Sulukule’ye düştü

Gatlif’in Türkiye ile de güçlü bir bağı vardı.

1990 yılında “Latcho Drom” için mekân araştırması yaptığı dönemde İstanbul’a geldi ve Sulukule’de yaklaşık iki hafta geçirdi. Burada çektiği görüntülerin bir bölümünü filminde kullandı.

Yönetmen, 2008 yılında yeniden İstanbul’a geldiğinde ise bu kez 27. İstanbul Film Festivali’nin konuğuydu. İstanbul Film Festivali’nin resmi tarihçesinde de Gatlif, festivale katılan önemli yönetmenler arasında yer alıyor.

Ancak Gatlif’in İstanbul ziyaretindeki en dikkat çekici adres yine Sulukule oldu.

Yıkım tehdidi altındaki mahalleyi ziyaret eden yönetmen, Roman müzisyenlerle bir araya geldi ve mahalle halkıyla vakit geçirdi.

Onun için Sulukule, yalnızca İstanbul’un eski mahallelerinden biri değildi.

Sulukule’de karşılaştığı hikâyeler, kendi sinemasının yıllardır anlattığı göç, dışlanma, kültürel hafıza ve yerinden edilme meselelerinin başka bir yüzünü oluşturuyordu.

Gatlif’in İstanbul Film Festivali ile olan ilişkisi de daha eskiye dayanıyordu. İKSV kayıtlarında, “Vengo” filminin 20. İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü aldığı görülüyor.

Arles’e döndü, son filmini hazırlarken hayatını kaybetti

Tony Gatlif’in hayatının son yılları da sinemadan kopmadan geçti.

2020 yılında Arles ve Camargue çevresinde çektiği “Tom Medina”, yönetmenin kişisel geçmişinden izler taşıyan filmlerinden biri oldu. Arles Belediyesi, Gatlif’in yıllar önce gençliğini geçirdiği Camargue ile bağını hayatının sonuna kadar sürdürdüğünü ve birkaç yıl önce Arles’e yeniden yerleştiğini belirtti.

Son uzun metrajlı filmi “Ange”, 2025 yılında Cannes’da dünya prömiyerini yaptı.

Gatlif, yaşamının son günlerinde de çalışmayı sürdürüyordu.

Arles’te tarihî bir film projesi hazırlıyordu.

3 Eylül’de geçirdiği sağlık sorunu bu çalışmaya son verdi.

77 yaşındaki yönetmen, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Arles’te yaşamını yitirdi.

Bir yönetmenden fazlası

Tony Gatlif’in hayatı, yalnızca bir sinemacının başarı hikâyesi değildi.

Cezayir’de başlayan bir hayatın savaş, göç ve sürgünle parçalanması; Fransa’da yoksulluk ve dışlanmayla geçen yıllar; sinemanın bir sığınak haline gelmesi ve sonunda dünyanın en önemli film festivallerinden Cannes’da ödül kazanan bir yönetmene dönüşmesi...

Bu hikâyenin bütün parçalarında aynı tema vardı:

Yerinden edilmiş insan.

Gatlif, yaşamı boyunca kendi yaşadığı sürgünü başkalarının hikâyelerinde aradı.

Romanların müziğinde, göçmenlerin yollarında, Cezayir’e dönenlerin hafızasında, Sulukule’nin davullarında ve sınırların ötesinde yaşamaya çalışan insanların hikâyelerinde...

Sineması, “öteki” olarak gösterilen insanların dünyasına içeriden bakmaya çalıştı.

Bu nedenle Gatlif’in ardından kalan miras yalnızca filmografisinden ibaret değil.

Onun mirası, sinemanın görünmeyen hayatları görünür kılabileceğine dair inancıydı.

Ailesinin veda sözleri de bu mirası özetler nitelikte:

“Latcho Drom...”

İyi yolculuklar Tony Gatlif.