Dünyada milyonlarca insanı etkileyen sepsis, yoğun bakım ünitelerinde hastalık ve ölüm yükünün başlıca nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Türk Yoğun Bakım Derneği'nin (TYBD) Türkiye genelinde yaptığı araştırma, tablonun boyutunu gözler önüne serdi.

TYBD'nin yoğun bakımlardaki sepsis yaygınlığını ortaya koymak için yürüttüğü TURK-SOFA2 araştırmasına, 44 ildeki 143 yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 3 bin 368 hasta dahil edildi. Araştırmaya göre yoğun bakımda tedavi gören yaklaşık her 5 hastadan 2'sinde sepsis görülüyor. Sepsis tanısı alan hastalarda 30 günlük ölüm oranı yüzde 50,5 olarak belirlendi. Bu oran, sepsis görülmeyen hastalarda yüzde 24,5 oldu.

Araştırmanın bir diğer dikkat çekici bulgusu enfeksiyon yükü oldu. Yoğun bakım hastalarının yaklaşık yüzde 55'inde enfeksiyon saptanırken, bu enfeksiyonların yüzde 27,3'ünün doğrudan yoğun bakım kaynaklı olduğu tespit edildi. Sepsis grubundaki enfeksiyonların yüzde 50,7'sini akciğer kaynaklı enfeksiyonlar oluşturdu. Bunu üriner sistem ve kan dolaşımı enfeksiyonları izledi.

Antibiyotik direnci alarm veriyor

Araştırmanın sonuçlarını 13 Eylül Dünya Sepsis Günü kapsamında açıklayan TYBD Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül, sepsisin enfeksiyona karşı gelişen kontrolsüz yanıt sonucu organ yetmezlikleriyle ortaya çıktığını söyledi.

Sepsis tedavisindeki en büyük sorunlardan birinin çoklu ilaç direnci olduğunu vurgulayan Gül, "Elimizde sınırlı sayıda antibiyotik var. Antibiyotiklerin yanlış ve kontrolsüz kullanımı dirençli mikroorganizmaların artmasına neden oluyor. Yoğun bakımlarda antibiyotik direnci yüzde 40 civarında" dedi.

Araştırmada çoklu ilaca dirençli mikroorganizmaların oranı toplum kaynaklı enfeksiyonlarda yüzde 9,2 iken, hastane kaynaklı enfeksiyonlarda yüzde 27,4'e, yoğun bakım kaynaklı enfeksiyonlarda ise yüzde 38,3'e yükseldi. Gül, "Doğru antibiyotik kullanımı konusunda toplumsal farkındalığı artırmamız gerekiyor. En önemli nokta, antibiyotiklerin hekim kontrolünde kullanılması" uyarısında bulundu.

Mücadele hastaneyle sınırlı değil

Sepsisle mücadelenin yalnızca hastanelerde yürütülemeyeceğini belirten Gül, el hijyeni, aşılama, sanitasyon ve temiz suya erişimin enfeksiyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını söyledi.

Ölüm riskini azaltmak için belirtilerin erken fark edilmesi ve sağlık kurumlarında ortak tanı ve tedavi yaklaşımı oluşturulması gerektiğini kaydeden Gül, eğitim ihtiyacına dikkat çekti: "Sepsis tıp fakültelerinin ve hemşirelik yüksekokullarının müfredatında var, ancak bunun genel eğitim sistemimize de entegre edilmesi önemli."

Ulusal eylem planı çağrısı

Sepsisle mücadelede sadece farkındalık çalışmalarının yeterli olmayacağını söyleyen Gül, yeni ilaç geliştirilmesi, hızlı tanı sistemlerinin yaygınlaştırılması, bilimsel çalışmaların desteklenmesi ve sağlık çalışanlarına daha fazla yatırım yapılması gerektiğini ifade etti.

Türkiye'de ulusal bir sepsis eylem planı oluşturulması gerektiğini vurgulayan Gül, dünyada 15 ülkenin sepsisle mücadeleyi devlet politikası olarak benimsediğini hatırlattı:

"Türkiye aslında bu ülkelerin çok gerisinde değil, önemli bir yol katettik. Ancak bu ülkeler arasına girebilmemiz için konunun bürokratik düzeyde benimsenmesi ve bu yönde ciddi politika çalışmalarının yürütülmesi gerekiyor."

Gül, yüksek kalp hızı, bilinç değişikliği, uykuya eğilim, idrar çıkışında azalma, düşmeyen ateş, tansiyon düşüklüğü ve beslenme sorunlarının sepsis için alarm belirtileri olabileceğini söyledi.

Sepsis nedir?

Sepsis, vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği aşırı ve kontrolsüz yanıt sonucunda kendi doku ve organlarına zarar vermesiyle ortaya çıkan, yaşamı tehdit eden tıbbi bir acil durumdur. Enfeksiyonla başlayan süreç ilerlediğinde organ işlevleri bozulabilir ve çoklu organ yetmezliği gelişebilir.

Kaynak: Haber Merkezi