OSTİM Teknik Üniversitesi’nde özel güvenlik olarak çalışan sendikalı bir işçi taşeron şirket yöneticileri tarafından tehdit edildi.

Taşeron firma Bordo Savunma ve Güvenlik Hizmetleri bünyesinde çalışan DİSK’e bağlı Güvenlik Sen sendikasında örgütlü olan işçi şirket yetkilileri tarafından tehdit edildiği ses kaydı dün sendika tarafından paylaşıldı.

Güvenlik-Sen disiplin kurulu üyesi Yasin Yeter, işçinin yaşadığı tehdit sürecini ve genel olarak güvenlik sektöründe çalışan işçilerin sorunlarını Pusulabülten.com.tr ve Patronların Ensesindeyiz Ağına anlattı.

 

OSTİM Teknik Üniversitesi’nde yaşanan olayla ilgili süreci en başından itibaren nasıl özetlersiniz?

Olay Ankara OSTİM Teknik Üniversitesi’nde, taşeron firma Bordo Savunma ve Güvenlik Hizmetleri bünyesinde çalışan üyemiz Merve Açıkgöz’e yönelik gerçekleşti. Üyemiz önce telefonla şirket yetkilileri tarafından tehdit ediliyor, ardından iş yerinde Güvenlik Müdürü Rafet U. tarafından fiziksel saldırıya uğruyor. Süreçte üniversite yönetimine yapılan bildirimlere rağmen etkili bir önlem alınmıyor. Hatta üyemize “mesai bitiminde gidip şikayetçi olun” şeklinde sorumluluktan uzak bir yaklaşım sergileniyor. Sonrasında mobbing ve tehditler devam ediyor.

 

Sendikanın kamuoyuna yaptığı açıklamada vurguladığı gibi bu olay yalnızca fiziksel şiddet değil, aynı zamanda mobbing ve tehdit süreci içeriyor. Bu çok katmanlı baskıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu olay tekil bir saldırı değil, sistematik bir baskının sonucu. Önce tehdit, ardından yalnızlaştırma, sonra fiziksel şiddet… Bu zincir özel güvenlik sektöründe sıkça karşımıza çıkıyor. İşçi hak talep ettiğinde ya da itiraz ettiğinde devreye bu yöntemler giriyor. Özellikle kadın emekçiler açısından bu tablo daha da ağırlaşıyor.

 

Sendika olarak olayın neresindesiniz?  Üyeyle temas ve hukuki süreç nasıl ilerliyor?

İlk andan itibaren sürecin içindeyiz. Yönetim kurulu üyelerimiz ve sendika avukatımız doğrudan üyemizle temasa geçti. Hem hukuki hem de örgütsel anlamda destek veriyoruz. Gerek saldırıyı gerçekleştiren kişi gerekse firma ve ilgili kurumlar hakkında hukuki süreç başlatıldı. Bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Üyemizin yalnız olmadığını özellikle vurguluyoruz.

 

OSTİM Teknik Üniversitesi’nde yaşanan darp ve tehdit iddiaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bu olay özel güvenlik sektöründe neyin göstergesi?

Bu olay ne yazık ki istisna değil, sektörün genel tablosunun bir yansıması. Özel güvenlik işçileri çoğu zaman taşeron sistem içinde güvencesiz çalıştırılıyor. Denetim mekanizmalarının zayıflığı, işverenlerin kendilerini hukukun üstünde görmesine yol açabiliyor. Şiddet ve tehdit, işçileri sindirme aracı haline getiriliyor.

 

Açıklamada geçen tehdit iddiaları oldukça ciddi. Bu tür baskılar sektörde ne kadar yaygın?

Oldukça yaygın. İşten atma tehdidi, kara listeye alma, başka firmalarda çalışmayı engelleme gibi yöntemler sıkça kullanılıyor. İşçiler çoğu zaman haklarını talep etmekten bu yüzden çekiniyor. Çünkü sektör dar ve işverenler arasında gayriresmi bir iletişim ağı var. Bu da işçiyi yalnızlaştırıyor.

 

Örgütlenme konusu özel güvenlik sektöründe neden bu kadar zor?

Birincisi, işçiler çok parçalı bir yapıda çalışıyor. Farklı firmalar, farklı projeler, sürekli değişen iş yerleri var. Bu da ortak hareket etmeyi zorlaştırıyor. İkincisi, işveren baskısı çok yoğun. Sendikaya üye olan işçiler ya işten çıkarılıyor ya da farklı yollarla yıldırılıyor. Üçüncüsü ise yasal hakların uygulanmasındaki eksiklikler. Kağıt üzerinde haklar var ama pratikte karşılığı çoğu zaman yok.

 

Uzun çalışma saatleri de sıkça dile getirilen bir sorun. Sahada durum nasıl?

12 saatlik vardiyalar neredeyse standart hale gelmiş durumda. Hatta bazı yerlerde bu süre daha da uzayabiliyor. Fazla mesai ücretleri ya eksik ödeniyor ya da hiç ödenmiyor. İşçiler hem fiziksel hem psikolojik olarak ciddi bir yıpranma yaşıyor. Buna rağmen “yerine başkası bulunur” anlayışıyla hareket ediliyor.

 

Son olarak,, bu tabloyu değiştirmek için ne yapılmalı?

Öncelikle denetimlerin ciddi şekilde artırılması gerekiyor. Özel güvenlik firmalarına verilen izinler daha sıkı kriterlere bağlanmalı. İşçilerin sendikal örgütlenme hakkı fiilen güvence altına alınmalı. En önemlisi de işçilerin birlikte hareket etmesi. Çünkü bu koşulları değiştirecek olan en büyük güç yine işçilerin kendisidir.

Kaynak: Patronların Ensesindeyiz / Pusula Haber Merkezi