Sakarya’nın Kocaali ilçesinde fındık üreticileri, yıllardır biriken sorunlarını traktörleriyle yollara taşıdı. Kocaali Merkez Jandarma Karakolu mevkisinde bir araya gelen üreticiler, yaklaşık 130 traktörden oluşan konvoyla Kocaali-Akçakoca kara yolu üzerinden Düzce il sınırına doğru hareket etti.

Konvoy boyunca güvenlik önlemleri alınırken üreticiler; düşük fiyatlara, artan girdi maliyetlerine, Toprak Mahsulleri Ofisinin alım koşullarına, farklı randıman ölçümlerine ve ürün bedellerinin geciktirilmesine karşı seslerini yükseltti.

Fındık Üreticileri Eylem Komitesi tarafından yapılan basın açıklamasında, üreticinin toprağa emek veren, bütün maliyeti ve riski üstlenen taraf olmasına rağmen kendi ürününün fiyatının belirlenmesinde söz sahibi olmadığı vurgulandı.

Komitenin açıklaması, yalnızca bir fiyat itirazını değil; üreticiyi tüccara, büyük alıcılara ve piyasanın insafına teslim eden tarım düzenine yönelik kapsamlı bir tepkiyi ortaya koydu.

89 bin ton fındık bekleniyor, üretici geçinemiyor

Sakarya’da 2026 yılı fındık rekoltesinin 89 bin 261,40 ton olması bekleniyor. İl genelinde 784 bin 790 dekarlık alanda üretim yapılırken ortalama verim dekarda 113,74 kilogram olarak hesaplanıyor.

Kocaali, 167 bin dekarlık üretim alanı ve 19 bin 158 tonluk tahmini rekoltesiyle Sakarya’nın en önemli fındık merkezlerinden biri konumunda. İlçenin üretim kapasitesi her fırsatta ekonomik değer olarak gösterilirken bu değeri yaratan çiftçiler geçim sıkıntısı, borç ve belirsizlikle karşı karşıya bırakılıyor.

Rekolte rakamları büyüyor ancak üreticinin geliri aynı ölçüde artmıyor. Fındık ihracatından elde edilen döviz ülke ekonomisinin başarısı olarak sunulurken o dövizi yaratan çiftçinin emeği, hasat döneminde birkaç güçlü alıcının belirlediği fiyatlara teslim ediliyor.

Ortaya çıkan çelişki açık: Üretim var, ihracat var, kazanç var; fakat üretici için güvence yok.

Mazot 100 liraya çıktı, fındık 165 liraya düştü

Emekli öğretmen ve fındık üreticisi Alim Hoşgör, üreticilerin herhangi bir kişi ya da kurumla hesaplaşmak için değil, emeklerinin karşılığını almak amacıyla yola çıktığını belirtti.

Hoşgör, üreticilerin talebini şu sözlerle dile getirdi:

“Emeğimizin karşılığını istiyoruz. Bizim herhangi bir kurumla işimiz yok. Yalnızca ürettiğimiz fındığın değerini istiyoruz. Yüz yıldır çiftçilik yapıyoruz. Bugün istediğimiz tek şey, ürettiğimiz ürünün karşılığını alabilmek.”

Üretim maliyetleriyle fındık fiyatı arasındaki uçuruma dikkat çeken Hoşgör, geçen sezon 220 liradan başlayan ve 330 liraya kadar yükselen fındığın bugün 165 liraya gerilediğini söyledi. Aynı dönemde mazot fiyatının 60 liradan 100 liraya çıktığını belirten Hoşgör, “Fındık didik didik inceleniyor ama fiyatın 330 liradan 165 liraya düşmesine neden ses çıkarılmıyor?” diye sordu.

Mazot, gübre, ilaç, işçilik, patoz ve nakliye giderleri artarken ürün fiyatının düşmesi, üreticinin her hasat dönemine daha fazla borçla girmesine neden oluyor. Üretimin bütün maliyeti çiftçinin sırtına yüklenirken fiyat belirleme gücü, piyasaya hâkim şirketlere ve büyük alıcılara bırakılıyor.

Bu tablo bir piyasa tesadüfü değil; üreticiyi korumayan, kamusal alımı etkisizleştiren ve tarımı sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendiren politikaların doğrudan sonucu.

“Fındık üreticisi yok sayılamaz”

Fındık Üreticileri Eylem Komitesi, fındığın Karadeniz için yalnızca bir tarım ürünü olmadığını; binlerce ailenin geçim kaynağını, çocukların geleceğini ve bölge ekonomisinin temel dayanaklarından birini oluşturduğunu vurguladı.

Don, kuraklık, hastalık ve zararlılarla mücadele eden; üretim için borçlanan ve bütün riski üstlenen çiftçinin, ürününün fiyatı belirlenirken yok sayılmasına tepki gösterildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Biz ayrıcalık istemiyoruz. Ayrıcalıklı olanlardan medet de dilemiyoruz. Yalnızca emeğimizin karşılığını, hakkımızı ve adalet istiyoruz.”

Üreticiler, fındığın gerçek değerinden alınmasını istemenin bir ayrıcalık değil, emeğin karşılığını talep etmek olduğunu belirtti. Kamu kurumlarının çiftçiye yardım yapıyormuş gibi davranmasına karşı çıkılarak üreticinin destek değil, adil fiyat ve güvence istediği kaydedildi.

TMO’nun alım koşullarına tepki

Basın açıklamasında Toprak Mahsulleri Ofisinin fındık alım standartlarının yeniden değerlendirilmesi istendi. Çeşitli gerekçelerle üreticinin ürününün kabul edilmemesinin, bir yıllık emeği değersizleştirdiği belirtildi.

Fındığın farklı niteliklerde işlenerek mamul ürüne dönüştürülebildiğine dikkat çeken Komite, kamu adına alım yapan TMO’nun üreticiyi koruyan bir politika izlemesi gerektiğini bildirdi.

Üreticinin ürününün gerçek üretim koşullarından kopuk ve anlaşılması güç kriterlerle reddedilmesine karşı çıkılan açıklamada, kamu kurumlarının görevinin çiftçiyi alım kapısından geri çevirmek değil, üretimi sürdürülebilir hale getirmek olduğu vurgulandı.

TMO’nun piyasayı düzenleme ve üreticiyi koruma işlevi zayıflatıldığında çiftçi, borçlarını ödeyebilmek için ürününü tüccarın dayattığı fiyattan satmak zorunda kalıyor. Böylece kamu alımındaki her engel, büyük alıcıların pazarlık gücünü artıran bir araca dönüşüyor.

Aynı fındığa üç ayrı değer

Eylem Komitesi; TMO, Fiskobirlik ve serbest piyasa arasındaki randıman ölçümleri, alım kriterleri ve fiyat farklılıklarının ciddi soru işaretleri yarattığını bildirdi.

Aynı ürünün farklı alım noktalarında farklı randıman ve fiyatlarla değerlendirilmesine tepki gösteren üreticiler, şu soruyu yöneltti:

“Aynı fındık nasıl oluyor da bir kapıda başka, diğer kapıda başka değer görüyor?”

Randıman ölçümünün, fiyatlandırmanın ve ürün kabul koşullarının açık, denetlenebilir ve üreticinin anlayabileceği ortak standartlara bağlanması talep edildi.

Üreticiye açıklanamayan her ölçüm, ürünün değerini düşürmenin ve çiftçinin kazancından kesinti yapmanın bahanesine dönüşüyor. Aynı fındığın farklı kapılarda farklı değer görmesi teknik bir ayrıntı değil; doğrudan üreticinin gelirini belirleyen sınıfsal bir paylaşım sorunudur.

Komite, mevcut durumu “düpedüz emek gaspı” olarak nitelendirdi.

Serbest piyasa, üreticiyi sahipsiz bırakmanın bahanesi olamaz

Üreticiler, devletin görevinin yalnızca alım fiyatı açıklamakla sona ermeyeceğini vurguladı. Açıklanan fiyatın piyasada karşılık bulup bulmadığının izlenmesi ve fiyatları aşağı çeken uygulamaların denetlenmesi istendi.

Fındık Üreticileri Eylem Komitesi; üreticinin borçlarını, nakit ihtiyacını ve ekonomik çaresizliğini fırsata çevirerek ürünü açıklanan fiyatların çok altında satın alan kurum, şirket, kişi ve grupların yakından takip edilmesini talep etti.

Haksız rekabet, piyasa bozucu davranış veya mevzuata aykırılık tespit edilmesi durumunda idari ve hukuki yaptırımlar uygulanması gerektiği belirtildi.

Komite, piyasanın birkaç güçlü alıcının insafına bırakılamayacağını vurgulayarak şu çağrıyı yaptı:

“Serbest piyasa demek, üreticinin sahipsiz bırakılması demek değildir. Üreten çiftçi, fiyatı belirleyenlerin karşısında çaresiz bırakılmamalıdır.”

Devletin piyasadan çekilmesi tarafsızlık anlamına gelmiyor. Kamu denetiminin olmadığı yerde üreticiyle büyük alıcı eşit koşullarda pazarlık yapmıyor. Bir tarafta borcunu ödemek ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için ürününü satmak zorunda olan çiftçi, diğer tarafta fiyatı bekletme ve aşağı çekme gücüne sahip şirketler bulunuyor.

Bu koşullarda “serbest piyasa”, güçlü olanın fiyatı belirlediği; üreticinin ise dayatılan rakama boyun eğmek zorunda kaldığı bir düzenin üzerini örten ifadeye dönüşüyor.

Ürünü hemen teslim eden çiftçi parasını 21 gün bekliyor

Bu yıl fındığın geç olgunlaşması nedeniyle hasadın da geciktiğine dikkat çekilen açıklamada; okulların açılması, tarımsal borçların vadesi ve üreticinin nakit ihtiyacının aynı dönemde yoğunlaştığı belirtildi.

Ürününü teslim eden çiftçinin parasını almak için 21 güne kadar bekletilmesine tepki gösteren üreticiler şu soruları yöneltti:

“İşçinin parasını kim ödeyecek? Patoz parasını kim verecek? Nakliye, gübre, ilaç ve borç ödemeleri nasıl yapılacak? Çocuğunu okula gönderen üretici ihtiyaçlarını neyle karşılayacak?”

Üretici bütün girdilerini peşin ödeme ya da borçlanma yoluyla karşılıyor. İşçi ücretini, patoz ve nakliye giderini hasadın ardından ödemek zorunda kalıyor. Buna karşın ürün bedelinin haftalarca bekletilmesi, çiftçinin kendi parasına ulaşmasının engellenmesi anlamına geliyor.

Komite, “Üretici devlete ürününü verirken beklemiyorsa devlet de üreticinin parasını bekletmemelidir” diyerek ödemelerin en kısa sürede yapılmasını talep etti.

Ürün teslim edildiği anda çiftçinin mülkiyetinden çıkan fındık işleniyor, depolanıyor ve ticari değer kazanıyor. Buna rağmen üreticinin parasının 21 gün bekletilmesi, çiftçinin sermayesinin karşılıksız biçimde kullanılmasıdır.

Kahverengi kokarcayla mücadele üreticinin sırtına bırakılamaz

Basın açıklamasında kuraklık, yükselen işçilik ve toplama maliyetleriyle birlikte kahverengi kokarca başta olmak üzere zararlıların fındık üretimini ciddi biçimde tehdit ettiği belirtildi.

Üreticiler; Tarım ve Orman Bakanlığı, yerel yönetimler, ziraat odaları, üretici birlikleri ve ilgili bütün kurumlara ortak hareket etme çağrısında bulundu.

Zararlılarla mücadelenin tek tek köylere ya da çiftçilerin kişisel olanaklarına bırakılmaması, bölgesel ve eş zamanlı çalışma yürütülmesi istendi.

Kahverengi kokarca sınır, bahçe veya ilçe ayrımı yapmazken mücadeleyi bireyselleştirmek, sorumluluğu devletten alıp çiftçinin üzerine yıkmak anlamına geliyor. Üretimi tehdit eden böylesine yaygın bir zararlıya karşı bilimsel, planlı, ücretsiz ve kamusal bir mücadele programı uygulanması gerekiyor.

Milletvekillerine açık soru: Üreticinin mi, güçlü alıcıların mı vekilisiniz?

Eylem Komitesi, açıklamasının önemli bir bölümünü bölge milletvekillerine ayırdı. Seçim dönemlerinde üreticinin sorunlarını Meclise taşıma ve çiftçinin hakkını savunma sözü veren milletvekillerinin, bugün somut sonuç üretemediği belirtildi.

Açıklamada milletvekillerine şöyle seslenildi:

“Sizler bizlerin; üreticinin, çiftçinin ve emekçinin vekilisiniz. Belli ekonomik çevrelerin, güçlü alıcıların ya da çıkar gruplarının değil, sizi seçip Meclise gönderen milletin vekili olduğunuzu çalışmalarınızla göstermeniz bizim en doğal hakkımızdır.”

Fındık üreticisinin yalnızca hasat dönemlerinde hatırlanmasına, bahçelerde verilen görüntüler ve tekrarlanan açıklamalarla sorunların geçiştirilmesine tepki gösterildi.

Üreticiler milletvekillerinden Mecliste girişimde bulunmalarını, ilgili bakanlıklara soru yöneltmelerini, alım politikalarını denetlemelerini ve üreticinin günlük yaşamına dokunan somut çözümler geliştirmelerini istedi.

Siyaset, hasat zamanı fındık bahçesinde fotoğraf çektirip fiyatlar düştüğünde sessiz kalmak değildir. Milletvekilliği, üreticinin oyunu alıp büyük alıcıların çıkarlarını seyretme makamı hiç değildir. Yetki milletten alınmışsa o yetki, milletin ve üreticinin hakkını savunmak için kullanılmalıdır.

Kartelleşme iddiaları araştırılsın

Fındık Üreticileri Eylem Komitesi, açıklanan alım fiyatının piyasa üzerinde etkisiz bırakılmasına neden olan uygulamaların incelenmesini istedi.

Üreticinin ekonomik zorunluluğundan yararlanarak fiyatları aşağı çekmeye çalışan, rekabeti bozduğu veya birlikte hareket ederek piyasayı yönlendirdiği tespit edilen şirket ve gruplar hakkında işlem yapılması talep edildi.

Komite; Türk Ceza Kanunu, rekabet mevzuatı ve ilgili kanunlar çerçevesinde gerekli incelemelerin yürütülmesini, koşulların oluşması halinde idari ve cezai yaptırımların uygulanmasını istedi.

Fındık piyasasında fiyatın nasıl oluştuğu, büyük alıcıların piyasa üzerindeki etkisi ve üreticinin neden açıklanan fiyatın altında satış yapmak zorunda kaldığı bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Kamu adına fiyat açıklayıp o fiyatın uygulanmasını piyasanın keyfine bırakmak, üreticiyi korumak değildir.

Üreticilerin talepleri

Fındık Üreticileri Eylem Komitesi’nin acil talepleri şöyle sıralandı:

  • Fındığın üretim maliyetleri ve insanca yaşam koşulları dikkate alınarak gerçek değerinden satın alınması,
  • TMO’nun alım ve ürün kabul koşullarının üreticiyi koruyacak biçimde yeniden düzenlenmesi,
  • TMO, Fiskobirlik ve serbest piyasadaki randıman ölçümlerinin ortak standartlara bağlanması,
  • Ölçüm ve fiyatlandırma işlemlerinin açık ve denetlenebilir hale getirilmesi,
  • Ürün bedellerinin geciktirilmeden ödenmesi,
  • Açıklanan alım fiyatının piyasada uygulanmasının sağlanması,
  • Üreticinin zor durumundan yararlanarak fiyatları düşüren alıcıların denetlenmesi,
  • Haksız rekabet ve kartelleşme tespit edilmesi halinde yaptırım uygulanması,
  • Kahverengi kokarca ve diğer zararlılarla bölgesel, eş zamanlı ve kamusal mücadele yürütülmesi,
  • Fındık üreticisinin güçlü şirketler ve büyük alıcılar karşısında yalnız bırakılmaması.

Sorun fındıkta değil, üreticiyi sömüren düzende

Kocaali’de yaklaşık 130 traktörle gerçekleştirilen eylem, çiftçinin sabrının tükendiğini gösterdi. Üreticiler artık yalnızca fiyat açıklaması değil; açıklanan fiyatın uygulanmasını, ürünlerinin şeffaf ölçütlerle değerlendirilmesini ve alın terlerinin korunmasını istiyor.

Sakarya’da 89 bin tonu aşması beklenen rekolte, üreticinin yoksullaşmasını gizleyemez. Rekolte yükselirken çiftçinin borcu büyüyorsa; ihracat geliri artarken üreticinin alım gücü düşüyorsa ortada tarımsal bir başarı değil, emeğin sistemli biçimde sermayeye aktarılması vardır.

Fındığın değerini yaratan ne aracılar ne şirketler ne de piyasa spekülatörleridir. O değeri yaratan; toprağı işleyen, gübre atan, ilaçlama yapan, zararlılarla mücadele eden, işçi çalıştıran ve bütün riski üstlenen üreticidir.

Devletin görevi çiftçiyi serbest piyasanın insafına terk etmek değil; üretimi, emeği ve kamusal çıkarı korumaktır. Çünkü fındık üreticisini korumak yalnızca bir bölgeyi veya meslek grubunu korumak anlamına gelmez. Türkiye’nin tarımsal üretimini, ihracatını ve gıda egemenliğini korumak anlamına gelir.

Kocaali’den yükselen ses bu nedenle yalnızca bir fiyat itirazı değildir. Bu ses, “Üreten biziz, bedel ödeyen biziz, söz hakkı da bizim olmalıdır” diyen çiftçinin sömürü düzenine karşı itirazıdır.

Üreticiler açıklamalarını şu sözlerle tamamladı:

“Fındık üreticisi yok sayılamaz. Emeğimizin karşılığını istiyoruz. Üretici susmayacak, hakkını aramaya devam edecektir.”