Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Ortadoğu’daki savaşın küresel ekonomik görünüm üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek, büyümenin 2025’teki yüzde 3,4 seviyesine kıyasla 2025 ve 2027 döneminde belirgin şekilde yavaşlayacağını öngördü.

OECD, “Ekonomik Görünüm” raporunu 3-4 Haziran’da düzenlenen OECD Bakanlar Konseyi Toplantısı kapsamında “Baskı Altında” temasıyla yayımladı.

Raporda, ABD/İsrail-İran Savaşı’na ilişkin gelişmelerin küresel ekonominin dayanıklılığını test ettiği, çatışmanın süresi ve kapsamına ilişkin belirsizliklerin ise sürdüğü vurgulandı.

Savaşın sona ermesi durumunda dahi tahrip olan altyapı ve ulaşım hatlarının yeniden inşası ile tedarik zincirlerinin normale dönmesinin aylar sürebileceği, bu nedenle ekonomik baskının bir süre daha devam edeceği ifade edildi.

Özellikle Körfez ülkelerinde petrol, LNG ve tarımsal emtia akışında yaşanan aksaklıkların fiyatları yukarı yönlü baskıladığı, bu durumun birçok ülkede enflasyon üzerinde ek yük oluşturduğu belirtildi. Ortadoğu’ya bağımlılığı yüksek Asya ekonomilerinin ise bu şoklara en fazla maruz kalan ülkeler arasında yer aldığı kaydedildi.

İki senaryolu görünüm

OECD, yüksek belirsizlik nedeniyle küresel ekonomi için iki ayrı senaryo ortaya koydu.

“Sınırlı süreli aksaklık” senaryosunda, enerji üretimi ve ticaretinin 2025’in üçüncü çeyreğinden itibaren kademeli olarak normalleşeceği öngörüldü. Bu senaryoda küresel büyümenin 2025’te yüzde 2,8’e gerilemesi, 2027’de ise yüzde 3,1’e yükselmesi bekleniyor.

Bu senaryoda G20 enflasyonunun 2025’te yüzde 4’e çıkacağı, 2027’de ise yüzde 3,1’e gerileyeceği tahmin edildi.

Daha olumlu senaryoda ise ateşkes ve enerji fiyatlarında düşüşün etkisiyle büyümenin sınırlı da olsa yukarı yönlü revize edilebileceği, petrol ve gaz fiyatlarında yüzde 10’luk ek düşüşün küresel büyümeye 0,1 puan katkı sağlayacağı belirtildi.

Uzun süreli kesinti riski

“Uzun süreli kesinti” senaryosunda ise çatışmanın 2027’ye kadar devam etmesi halinde enerji üretimi ve ticaretinde ciddi aksamalar yaşanacağı, bunun verimlilik kaybı ve yatırım düşüşü üzerinden kalıcı ekonomik etkiler yaratabileceği ifade edildi.

Bu senaryoda küresel büyümenin 2025’te yüzde 2,1’e, 2027’de ise yüzde 1,8’e kadar gerileyebileceği; birçok ekonominin resesyon riskiyle karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Ayrıca küresel enflasyonun 2025’te 0,4 puan, 2027’de ise 1,3 puan artabileceği ve politika faizlerinin 50-75 baz puan yükseltilebileceği öngörüldü.

Türkiye ekonomisi

OECD’nin tahminlerine göre Türkiye ekonomisinin 2025’te yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,8 büyümesi bekleniyor. Mart ayı raporunda bu oranlar sırasıyla yüzde 3,3 ve yüzde 3,8 olarak açıklanmıştı.

Raporda, yüksek enerji ve emtia fiyatlarının iç talebi baskılayabileceği, ancak yılın ilerleyen dönemlerinde tüketici güvenindeki toparlanma ve faiz indirim beklentilerinin tüketim ve yatırımları destekleyebileceği ifade edildi.

Dezenflasyon sürecinin devam etmesiyle birlikte Türkiye’de yıllık enflasyonun 2027’nin ilk yarısında yüzde 20’nin altına inmesinin beklendiği, ancak Ortadoğu’daki gerilimin tırmanmasının bu süreç açısından önemli bir risk oluşturduğu vurgulandı.

Sıkı para politikasının sürdürülmesinin enflasyon beklentilerini çıpalamak açısından kritik olduğu belirtilirken, gelecekte faiz artış ihtimalinin tamamen dışlanmaması gerektiği ifade edildi.

OECD ayrıca Türkiye’nin enerji ithalatında Basra Körfezi’ne görece daha az bağımlı olması nedeniyle bazı ülkelere kıyasla daha sınırlı tedarik riski taşıdığını, ancak Avrupa talep zayıflığı ve küresel rekabetin Türkiye ekonomisi için dış risk oluşturmaya devam ettiğini bildirdi.

Kaynak: Birgün