Lavinya, 2024 yılında vizyona giren, yönetmenliğini Can Varol’un üstlendiği dram-gerilim filmidir.

Ali ve Elif, bir süredir evli olan bir çifttir. Elif iki kez düşük yapmış, bebeğinin olmasını çok isteyen bir kadındır. Üçüncü kez hamile kaldığında içinde yine birtakım korkular vardır. Fakat aslında her şey yolunda ilerliyor gibi görünür. Diğer tarafta Can ve Ezgi vardır. Evlilik kararı alan çift, birlikte bir botanik bahçesi işletmektedir. Bir de Ezgi’nin kardeşi Burak vardır. Can ve Burak’ın bir akşam eğlenmeye çıkmasıyla başlayan süreç, Burak’ın Elif’i görmesiyle bambaşka bir noktaya sürüklenir.

Filmin en sevdiğim taraflarından biri, daha ilk dakikalarda izleyiciyi bilinçli olarak yanlış bir yere götürmesi. Ben filmi izlerken bunun bir intikam hikâyesi olduğunu düşündüm. Başlangıçtaki gerilim müziği, olayların kuruluş biçimi ve verilen küçük ipuçları sizi buna hazırlıyor. Sanki Ali , yaşadığı acının hesabını sormaya hazırlanıyor.

Ama sonra film sizi ters köşeye yatırıyor.

Çünkü Lavinya aslında bir intikam filmi değil.

Asıl ceza, insanın kendi vicdanının içinde başlıyor.

Film ilerledikçe Can’ın ve Burak’ın yaşadığı şeyin dışarıdan gelecek bir intikamdan çok daha ağır olduğunu görüyorsunuz: vicdan azabı. İnsan bazen yaptığı şeyin cezasını başka birinden değil, kendisinden çekiyor. Ve bence filmin asıl gerilimi de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Bir insan yaptığı kötülükle yaşamaya devam edebilir mi?

Kendini affedemiyorsa, hayatına gerçekten devam edebilir mi?

Lavinya bana göre bu soruların etrafında dolaşıyor.

Filmin bir diğer güçlü tarafı ise kadın-erkek ilişkilerine ve özellikle hamilelikle birlikte değişen rollere dokunması. Kadının hamileliği bazen onun en fazla desteğe ihtiyaç duyduğu dönemken, filmde bunun tam tersini görüyoruz: yalnızlaştırılmasını, geri plana itilmesini ve duygularının küçümsenmesini.

Bir tarafta Ali’nin, Elif’in hamilelik sürecine onunla birlikte eşlik ettiğini ve çocuğunu daha doğmadan sahiplendiğini görüyoruz.

Diğer tarafta Can var. Ezgi hamile kaldığında onun yanında olması gerekirken giderek ondan uzaklaşan, duygularını anlamayan, söylediklerini sorgulayan ve kendisini açıklamaya çalışan bir kadını bile suçlamaya devam eden bir erkek. İşte film bana göre tam burada çok gerçek bir yere dokunuyor.

Çünkü bazen bir kadını yalnız bırakmak için onu fiziksel olarak terk etmeniz gerekmiyor. Yanında olup onu görmemek de bir yalnızlaştırma biçimi.

Ve belki de filmin en rahatsız edici tarafı bu.

Klasik Türk filmi anlatısının biraz dışına çıkan Lavinya’nın hak ettiği ilgiyi görmemiş filmlerden biri olduğunu düşünüyorum. Özellikle vicdan azabının işlenişini başarılı buldum. Gerilimi yalnızca yaşanan olaylardan değil, karakterlerin iç dünyasından yaratması filmi benim için daha değerli kılıyor.

Benim filmde en sevdiğim noktalardan biri ise finalin muğlak bırakılması. Her şeyi açıklayıp izleyicinin elinden düşünme alanını almıyor. Aksine, film bittikten sonra hikâye zihninizde devam ediyor. “Gerçekte ne oldu?” sorusundan çok, “Bundan sonra ne olacak?” sorusunu düşündürüyor.

Ve bence iyi bir film biraz da bunu yapmalı.

Size cevabı verip gitmemeli.

İçinizde bir soru bırakmalı.

Lavinya bende tam olarak bunu bıraktı: Bir intikam hikâyesi izleyeceğimi sanırken, aslında insanların kendi vicdanları tarafından nasıl cezalandırılabileceğini izledim.

Ve belki de en ağır intikam budur:

İnsanın, yaptığı şeyle baş başa kalması.