ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e uzanan etkileri, Afrika Boynuzu’nda yeni bir ekonomik ve jeopolitik kırılmayı beraberinde getirdi. Yemen’deki Ensarullah hareketinin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etmesi, Babülmendep Boğazı’nın uluslararası gemi trafiğine kapanabileceği yönündeki kaygıları artırdı.
Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesinde Ahmed Abdulkerim Ahmed imzasıyla yayımlanan değerlendirmeye göre İsrail, bu kriz ortamını Afrika Boynuzu’ndaki askeri ve siyasi etkisini büyütmek için kullanıyor. Tel Aviv yönetiminin Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğiyle Somaliland’daki varlığını güçlendirdiği, denize çıkış arayan Etiyopya’yı da yeni bölgesel güvenlik planının merkezine yerleştirdiği ileri sürülüyor.
İsrail’in hedefinin, Somaliland ve Etiyopya’yı birer stratejik köprübaşı olarak kullanıp İran ve bölgedeki müttefiklerini çevreleyecek daha geniş bir ittifak ağı kurmak olduğu değerlendiriliyor. Söz konusu yapılanmanın, İbrahim Anlaşmaları’nın Afrika Boynuzu’na taşınmış bir biçimi olması hedefleniyor.
Kızıldeniz’de ticaret ve tedarik hatları tehdit altında
Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlayan Babülmendep Boğazı, dünya ticareti ve enerji taşımacılığı açısından kritik öneme sahip. Boğazdaki güvenlik krizinin derinleşmesi; bölgede yüksek enflasyon, ithalat maliyetlerindeki artış, para birimlerindeki değer kaybı ve tedarik sorunlarıyla karşı karşıya bulunan ülkeler üzerindeki ekonomik baskıyı ağırlaştırıyor.
Deniz trafiğindeki aksamaların Suudi Arabistan’ın Cidde ve Yanbu limanlarının yanı sıra Cibuti ve Eritre’deki stratejik limanları da etkileyebileceği belirtiliyor. Küresel taşımacılık şirketlerinin rotalarını yeniden Ümit Burnu’na çevirmeye başlaması ise yolculuk sürelerini ve nakliye maliyetlerini artırıyor.
Dünyanın önde gelen lojistik şirketlerinden Maersk’in de üç gemisini yeniden Kızıldeniz’e yönlendirme girişiminden vazgeçerek Ümit Burnu güzergâhını tercih ettiği aktarıldı.
Avrupa askeri varlığını genişletmeye hazırlanıyor
Kızıldeniz’deki gerilim, Avrupa Birliği’nin bölgedeki askeri faaliyetlerini de yeniden gündeme getirdi. Daha önce Hürmüz Boğazı için değerlendirmeye alınan bazı savaş gemilerinin Babülmendep’e gönderilmesi seçeneğinin masada olduğu bildiriliyor.
Bu unsurların, Avrupa Birliği’nin Cibuti merkezli Aspides misyonu kapsamında görev yapması planlanıyor. Kızıldeniz, Aden Körfezi ve çevresindeki ticari gemileri koruma iddiasıyla 2024 yılında başlatılan misyonun görev süresi 28 Şubat 2027’ye kadar uzatıldı.
Ancak Batılı güçlerin “seyrüsefer güvenliği” gerekçesiyle askeri varlıklarını artırması, bölgenin daha fazla silahlanmasına ve küresel aktörler arasındaki rekabetin derinleşmesine yol açabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Somaliland’da yeni askeri tesis iddiası
İsrail’in Afrika Boynuzu’ndaki planının önemli ayaklarından birini, Somali’den tek taraflı olarak ayrılığını ilan eden ancak uluslararası alanda tanınmayan Somaliland oluşturuyor.
Batı basınında yayımlanan haberlerde, İsrail’in Somaliland’daki askeri faaliyetlerini genişlettiği ileri sürüldü. Ayrılıkçı yönetimin merkezi Hargeisa’nın güneyinde, stratejik havalimanının yakınında büyük askeri tesislerin inşa edildiği bildirildi. Bu faaliyetlerin BAE’nin açık desteği ve ABD’nin zımni onayıyla yürütüldüğü savunuldu.
Somaliland’ın Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ne hâkim konumu, bölgeyi İsrail açısından askeri istihbarat, deniz trafiğinin izlenmesi ve Yemen’e yönelik operasyonlar bakımından önemli hale getiriyor. Somaliland yönetimi ise İsrail’le kurduğu ilişkiler üzerinden uluslararası tanınma arayışına destek bulmayı amaçlıyor.
Etiyopya denize erişim arayışını güçlendiriyor
İsrail’in bölgedeki diğer önemli ortağı olarak Etiyopya öne çıkıyor. Eritre’nin 1993’te bağımsızlığını kazanmasının ardından denize kıyısı kalmayan Etiyopya, uzun süredir Kızıldeniz’e doğrudan erişim sağlamaya çalışıyor.
Başbakan Abiy Ahmed yönetimi, Etiyopya’yı ABD ve İsrail’in Afrika Boynuzu’ndaki başlıca müttefiki olarak konumlandırmak istiyor. Addis Ababa, özellikle Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Somali, Cibuti ve Eritre ile geliştirdiği ilişkileri kendi bölgesel çıkarlarına yönelik bir meydan okuma olarak görüyor.
Etiyopya yönetimi, bu ülkeler arasındaki yakınlaşmayı “radikal İslam’ın güç kazanması” söylemi üzerinden değerlendiriyor. Müslüman Kardeşler, El-Kaide ve Eş-Şebab gibi yapılanmaların nüfuzunu gerekçe gösteren Addis Ababa, Afrika Boynuzu’nda daha merkezi bir askeri ve siyasi rol üstlenme iddiasını savunuyor.
Etiyopya çevrelerinde, Kızıldeniz’deki güvenlik boşluğunun İran’ın Somali ve Sudan gibi ülkelerde etkinliğini artırmasına olanak sağladığı da ileri sürülüyor. BAE ve İsrail’in desteğini alan Abiy Ahmed yönetimi, bu söylem üzerinden Kızıldeniz’e erişim talebini hem dış politikanın hem de iç siyasetin temel gündemlerinden biri haline getiriyor.
Abiy Ahmed, Etiyopya Ulusal Diyaloğu’nun açılışında yaptığı konuşmada ülkesinin Kızıldeniz kıyılarını kaybetmesini geçmişte yaşanan iç bölünmelerin sonucu olarak tanımladı. Bu açıklama, Addis Ababa’nın denize ulaşma hedefinden vazgeçmeyeceğinin yeni bir işareti olarak yorumlandı.
Mısır ve Eritre’den Somaliland çıkışı
İsrail ile Somaliland arasındaki askeri ve diplomatik yakınlaşma, Mısır ve Eritre başta olmak üzere bölge ülkelerinde tepkiye neden oldu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdullati ile Eritreli mevkidaşı Osman Salih’in Kahire’de gerçekleştirdiği görüşmede gelişmeler ayrıntılı biçimde ele alındı.
Abdullati, Somaliland yönetiminin işgal altındaki Kudüs’te büyükelçilik açma girişimini Somali’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak değerlendirdi. Mısır yönetimi, söz konusu adımı aynı zamanda Kızıldeniz’deki kendi güvenlik çıkarlarını hedefleyen tek taraflı bir İsrail hamlesi olarak nitelendirdi.
Mısır ve Eritre, Somali’nin de yer aldığı “Üçlü Mekanizma”nın faaliyete geçirilmesini istedi. Taraflar, Kızıldeniz’in güvenliği ve yönetimi konusunda karar yetkisinin yalnızca kıyıdaş ülkelere ait olması gerektiğini vurguladı.
Bu açıklamalar, İsrail’in Somaliland’daki askeri faaliyetlerine ve Etiyopya’nın egemenlik yetkileri içeren bir deniz koridoru elde etme girişimlerine verilmiş doğrudan bir yanıt olarak değerlendiriliyor.
İsrail’den “Kızıldeniz güvenlik mimarisi” hazırlığı
İsrail merkezli düşünce kuruluşları, Tel Aviv’in Afrika Boynuzu’ndaki faaliyetlerini “istikrar, güvenlik ve ekonomik kalkınma” söylemiyle savunuyor. Kudüs Güvenlik ve Dış İlişkiler Merkezi gibi kuruluşların raporlarında İsrail’in, Kızıldeniz’de uluslararası ticareti koruyacak kapsamlı bir güvenlik yapılanmasına liderlik edebileceği iddia ediliyor.
Bu yaklaşımın merkezinde İran’ın bölgedeki etkisinin sınırlandırılması, Yemen’deki Ensarullah hareketinin baskılanması ve İsrail’in Kızıldeniz’in güney girişinde kalıcı askeri varlık oluşturması bulunuyor. Etiyopya’nın nüfusu ve askeri kapasitesi ile Somaliland’ın stratejik konumunun aynı denklemde birleştirilmesi amaçlanıyor.
İsrail’in Somaliland ve Etiyopya üzerinden kurmaya çalıştığı ittifakın, BAE’nin liman yatırımları ve ABD’nin bölgesel güvenlik politikalarıyla tamamlanması öngörülüyor. Böylece siyasi tanınma arayışları, liman işletmeleri, askeri üsler ve özel güvenlik şirketlerinin iç içe geçtiği yeni bir jeopolitik düzen kurulmak isteniyor.
Ancak bu plan, halihazırda sınır anlaşmazlıkları, iç çatışmalar ve ekonomik krizlerle mücadele eden Afrika Boynuzu’nu daha büyük bir istikrarsızlığa sürükleme riski taşıyor. Bölge ülkeleri arasındaki görüş ayrılıkları ortak bir güvenlik mekanizması kurulmasını zorlaştırırken, İsrail ve Batılı güçlerin müdahale alanı giderek genişliyor.
Türkiye, Mısır, Somali, Eritre ve diğer kıyıdaş ülkelerin ayrı ayrı yürüttüğü diplomatik girişimlerin somut bir ortaklığa dönüştürülememesi halinde Kızıldeniz’deki askeri rekabetin daha da sertleşebileceği değerlendiriliyor.
Kaynak:Yakın Doğu Haber
