Yeryüzü TV’de Çağlar Tekin’in hazırlayıp sunduğu programda, İsrail’in İran’a yönelik savaşın ardından yeni bir askeri tırmanışa hazırlanıp hazırlanmadığı, Lübnan ve Suriye hattındaki gelişmelerin bölgesel savaşa etkisi ve ABD’nin seçimler yaklaşırken İsrail’e desteğinin sınırları değerlendirildi.
Programda, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarda beklediği sonucu alamamasının Tel Aviv yönetimi açısından yeni bir arayış yarattığı belirtildi. Savaşın İsrail açısından kesin bir başarıyla sonuçlanmaması, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceği bakımından da önemli bir sorun oluşturuyor.
Bu nedenle İsrail yönetiminin mevcut savaş tablosunu değiştirecek yeni bir askeri başarı arayabileceği, Lübnan’ın da bu kapsamda öne çıkan başlıklardan biri olduğu ifade edildi.
İsrail’de savaş ve seçim hesabı
İsrail’de yaklaşan seçimlerin savaş politikasını doğrudan etkileyeceği değerlendirmesi yapıldı.
Netanyahu açısından savaşın sonuçları yalnızca askeri bir mesele değil, aynı zamanda siyasi geleceğini belirleyecek bir faktör. İran’a yönelik operasyonların beklenen sonucu vermemesi durumunda hükümetin güvenlik politikasının ve Netanyahu’nun liderliğinin daha fazla sorgulanabileceği belirtildi.
Bu nedenle Tel Aviv’in yeni bir cephede askeri üstünlük sağlamaya veya mevcut savaşın sonuçlarını kendi lehine çevirmeye çalışabileceği değerlendirildi.
İsrail’in Lübnan’la müzakereleri sürdürürken saldırılarını da devam ettirmesi de bu çelişkinin önemli göstergelerinden biri olarak ele alındı. Bir yandan diplomatik süreç yürütülürken diğer yandan sahadaki askeri baskının sürmesi, yeni bir çatışma ihtimalini güçlendiren gelişmeler arasında gösterildi.
Washington ile Tel Aviv'in hesapları farklılaşıyor
ABD açısından ise savaşın genişlemesinin ekonomik ve siyasi maliyetleri öne çıkıyor.
Trump yönetiminin önceliklerinden biri petrol fiyatlarının kontrol altında tutulması. İran savaşının bölgeye yayılması, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının sekteye uğraması halinde petrol fiyatlarının daha da yükselmesine neden olabilir.
Bu durum ABD’de yaklaşan ara seçimler öncesinde Trump yönetimi açısından ciddi bir siyasi sorun yaratabilir.
Dolayısıyla Washington’ın İsrail’e verdiği desteğin devam etmesi ile Tel Aviv’in istediği ölçekte yeni bir savaşa dahil olması aynı şey değil. ABD, İsrail’in güvenliğine ilişkin desteğini sürdürürken, kendisini uzun süreli ve maliyetli bir bölgesel savaşın içinde bulmak istemeyebilir.
Programda, “ABD İsrail’i yalnız bırakır mı?” sorusunun bu ayrım üzerinden ele alınması gerektiği vurgulandı. Washington’ın Tel Aviv’le ilişkilerini kesmesi beklenmese de İsrail’in her askeri hamlesine aynı ölçüde destek vermesi de garanti görünmüyor.
İran'ın vereceği yanıt belirleyici olacak
İsrail’in yeni bir saldırı dalgasına yönelmesi halinde İran’ın vereceği karşılığın savaşın seyrini değiştirebileceği belirtildi.
İran’ın yanıtının yalnızca İsrail topraklarına yönelik füze saldırılarıyla sınırlı kalmayabileceği, savaşın ekonomik maliyetini artıracak hamlelerin de gündeme gelebileceği değerlendirildi.
Bu noktada Hürmüz Boğazı özel bir önem taşıyor. Dünya enerji taşımacılığının kritik güzergâhlarından biri olan boğazda yaşanacak herhangi bir aksama, petrol fiyatlarını hızla yukarı çekerek savaşın etkisini küresel ekonomiye taşıyabilir.
Böyle bir gelişme, İsrail’den çok ABD yönetimi üzerinde baskı oluşturabilir. Washington’ın savaşı sınırlama çabası ile Tel Aviv’in savaşı genişletme hedefi arasındaki çelişki de bu noktada daha görünür hale gelebilir.
Lübnan yeni cephe olabilir
Programda İsrail-Lübnan hattındaki gelişmeler de savaşın genişleme ihtimali açısından değerlendirildi.
İsrail’in Lübnan’dan çekilme konusunda yeni koşullar ileri sürmesi ve askeri operasyonlarını sürdürmesi, müzakere sürecinin kırılganlığını artırıyor.
Lübnan’da yeni bir savaşın başlaması halinde bunun yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki bir çatışma olarak kalmayabileceği belirtildi. Suriye’deki gelişmelerin de bu tabloya eklenmesi durumunda Lübnan’ın çok daha geniş bir bölgesel çatışmanın merkezine dönüşebileceği ifade edildi.
HTŞ'nin askeri kapasitesi abartılmamalı
Suriye’de HTŞ yönetiminin Lübnan sınırındaki hareketliliğine ilişkin iddialar da programın başlıkları arasında yer aldı.
Ancak HTŞ’nin Lübnan’da tek başına büyük çaplı bir savaş yürütebilecek askeri kapasiteye sahip olmadığı vurgulandı.
Lübnan’ın siyasi ve toplumsal yapısının Suriye’den farklı olduğu, ülkede güçlü yerel aktörlerin ve Hizbullah gibi örgütlü bir askeri yapının bulunduğu belirtildi. Bu nedenle HTŞ’nin Suriye’de elde ettiği askeri başarıyı Lübnan’da tekrarlayabileceği varsayımının gerçekçi olmadığı değerlendirildi.
HTŞ’nin olası rolünün, doğrudan büyük bir savaş gücü olmaktan çok, başka aktörlerin bölgesel operasyonlarında kullanılabilecek yardımcı bir unsur olması ihtimali üzerinden ele alınması gerektiği ifade edildi.
Bu açıdan Suriye-Lübnan sınırındaki hareketliliğin kendisinden çok, bu hareketliliğin İsrail’in bölgesel planlarıyla eş zamanlı olup olmadığı önem kazanıyor.
İsrail'in Esad ailesiyle çatışmasının arka planı
Suriye başlığında, İsrail’in Esad ailesine yönelik uzun yıllara yayılan düşmanlığının nedenleri de ele alındı.
Bu çatışmanın yalnızca Golan Tepeleri meselesinden ibaret olmadığı belirtildi. Esad yönetiminin İran’la stratejik ittifakı ve Suriye’nin İran’dan Lübnan’daki Hizbullah’a uzanan lojistik hattın önemli bir parçası olması, İsrail açısından temel güvenlik sorunlarından biri olarak değerlendirildi.
Suriye, İran’ın bölgesel nüfuzunu Lübnan’a taşıdığı önemli güzergâhlardan biri haline gelmişti. Bu durum İsrail açısından İran’ın askeri kapasitesinin kendi kuzey sınırına kadar ulaşabilmesi anlamına geliyordu.
Golan Tepeleri ise meselenin diğer temel ayağını oluşturuyordu. Suriye, İsrail’in işgal ettiği Golan üzerindeki egemenlik iddiasından vazgeçmedi. İsrail ise bölgeyi stratejik güvenlik alanı olarak değerlendirmeyi sürdürdü.
Dolayısıyla Esad yönetimi İsrail açısından aynı anda üç farklı başlıkta tehdit oluşturuyordu: Golan üzerindeki hak iddiası, İran’la stratejik ittifak ve Hizbullah’a uzanan lojistik hat.
Esad'ın devrilmesi yeni bir denklem yarattı
Esad yönetiminin devrilmesiyle birlikte İran’ın Suriye üzerinden Hizbullah’a ulaşan hattı zayıflarken, İsrail açısından yeni bir güç dengesi ortaya çıktı.
Ancak bu durum Suriye dosyasını İsrail açısından tamamen çözmedi. Aksine ortaya çıkan güç boşluğu, Tel Aviv’in Suriye’nin güneyindeki askeri varlığını artırmasına ve Golan çevresindeki güvenlik politikasını genişletmesine yol açtı.
Yeni Suriye yönetiminin nasıl bir dış politika izleyeceği, İran’la ilişkilerin yeniden kurulup kurulmayacağı ve Lübnan sınırındaki güvenlik politikasının nasıl şekilleneceği de bu nedenle İsrail açısından kritik hale geldi.
Savaşın yönünü üç gelişme belirleyecek
Programda ortaya konulan değerlendirmeler, savaşın geleceğinde üç başlığın belirleyici olacağına işaret ediyor:
Birincisi, İsrail’in İran ve Lübnan’da yeni bir askeri cephe açıp açmayacağı.
İkincisi, İran’ın olası saldırılara vereceği karşılığın yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalıp kalmayacağı.
Üçüncüsü, Trump yönetiminin İsrail’e verdiği desteği, ABD’nin seçim ve ekonomik çıkarlarıyla ne ölçüde dengeleyebileceği.
Bu üç başlığın kesiştiği noktada ise enerji fiyatları ve bölgesel savaşın genişleme riski bulunuyor.
İsrail’in yeni bir askeri hamleye yönelmesi halinde İran’ın vereceği karşılığın ABD ekonomisini ve seçim gündemini doğrudan etkilemesi, Washington üzerindeki baskıyı artırabilir. Böyle bir tabloda ABD ile İsrail arasındaki mevcut ittifak devam etse bile iki ülkenin savaşın sınırları konusunda daha fazla karşı karşıya gelmesi mümkün.
Yeryüzü TV’deki değerlendirmede, İsrail’in savaşı tırmandırma arayışının yalnızca İran’la sınırlı olmadığı; Lübnan, Suriye ve Golan hattındaki gelişmelerin de aynı bölgesel denklem içerisinde ele alınması gerektiği vurgulandı. İran’ın vereceği yanıtın kapsamı ve Washington’ın bu yanıt karşısında nasıl pozisyon alacağı ise savaşın yeni aşamasını belirleyecek temel unsurlar olarak öne çıktı.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi
