Yeryüzü TV’de 22 Temmuz’da yayımlanan programda Çağlar Tekin ile emekli diplomat Engin Solakoğlu, ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeni aşamasını ve bölgesel sonuçlarını değerlendirdi.

Programın açılışında Çağlar Tekin, daha önce sağlanan ateşkesin ve mutabakatın büyük ölçüde ortadan kalktığını belirterek, İran’ın güneyindeki Ahvaz ve kıyı hattına yönelik saldırıların yoğunlaştığını söyledi. Tekin, bu bombardımanların olası bir kara harekâtına hazırlık olup olmadığı sorusunu gündeme getirirken, İran’ın karşılık verme kapasitesinde belirgin bir azalma görülmediğini ifade etti.

ABD askerlerinin Ürdün ve Irak’taki saldırılarda yaşamını yitirdiğine ilişkin haberleri de değerlendiren Tekin, Washington’ın kayıpların gerçek boyutunu kamuoyundan saklıyor olabileceğini dile getirdi.

“ABD’nin net bir savaş planı yok”

Engin Solakoğlu, Donald Trump yönetiminin İran savaşına ilişkin açık ve tutarlı bir stratejisinin bulunmadığını söyledi. Washington’ın İran’la yeniden müzakere masasına oturmak istediğini, ancak bunu daha güçlü bir konumdan gerçekleştirmeye çalıştığını belirtti.

ABD’nin temel hedefinin İran’ı kısa sürede işgal etmekten çok, ülkenin ekonomik, askerî ve altyapısal kapasitesini aşındırmak olduğunu savunan Solakoğlu, çatışmanın uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşmesinin İran açısından ciddi tehlike oluşturacağını ifade etti.

Solakoğlu, ABD’nin İran halkının ayaklanacağı, devlet düzeninin çökeceği ve silahlı muhalif grupların harekete geçeceği yönündeki hesaplarının gerçekçi olmadığını söyledi. Washington’ın daha önce de benzer yanlış değerlendirmeler yaptığını, ancak askerî ve ekonomik üstünlüğü sayesinde bu hataların sonuçlarını erteleyebildiğini belirtti.

İran’ın sınırlı karşılıklarının savaşı ABD açısından sürdürülebilir hale getirebileceğini savunan Solakoğlu, Tahran’ın Washington’ı ya açık bir tırmanmaya ya da yeniden müzakereye zorlaması gerektiğini dile getirdi. Bahreyn’deki ABD 5. Filosu ile Kuveyt ve Ürdün’deki üslerin hedef haline gelmesinin çatışmayı farklı bir aşamaya taşıyabileceğini, ancak bunun ağır insani sonuçlar yaratacağını da vurguladı.

Tekin: Savaşın faturası emekçilere kesiliyor

Çağlar Tekin, savaşın Türkiye’de petrol, ulaşım ve temel tüketim maliyetlerini artırdığını belirterek, emperyalist çatışmaların bedelinin zamlar ve vergiler yoluyla emekçilere ödetildiğini söyledi.

Türkiye ekonomisinin ağır bir kriz içinde bulunduğunu ifade eden Tekin, buna rağmen iktidarın NATO’nun Rusya ve İran’a yönelik askerî planlarına dahil olma arayışını eleştirdi. Tekin, ücretliler ve emekliler yoksullaşırken silahlanmaya ve savaşa kaynak aktarılmasının toplumsal krizi daha da büyüteceğini vurguladı.

Programda ABD ordusunun sınıfsal yapısı da ele alındı. Tekin, düşük gelirli gençlerin üniversite eğitimi, sağlık hizmeti ve iş güvencesi elde etmek için askere gitmek zorunda bırakıldığını söyledi. Solakoğlu ise başka ülkelerde ölen ABD askerlerinin sorumluluğunun kendisini savunan halklarda değil, onları emperyalist savaşlara gönderen Washington yönetiminde ve sermaye düzeninde olduğunu belirtti.

İsrail neden geri planda tutuluyor?

Solakoğlu, İsrail’in son çatışma aşamasında doğrudan öne çıkmamasında Körfez ülkeleri ile Türkiye’den Washington’a iletilen mesajların etkili olabileceğini söyledi. İsrail’in savaşa açık biçimde katılması halinde Arap halklarındaki tepkinin büyüyeceğini ve ABD’nin bölgedeki sınırlı desteğinin daha da zayıflayacağını ifade etti.

İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki savaşlar nedeniyle askerî, ekonomik ve toplumsal açıdan yıprandığını belirten Solakoğlu, şirket kapanmaları, yatırımların ülke dışına çıkması ve yaklaşan seçimlerin de bu tercihte rol oynadığını dile getirdi.

Netanyahu’nun Washington açısından giderek bir “yük” olarak görülmeye başladığını söyleyen Solakoğlu, ancak Netanyahu’nun yerine başka bir ismin getirilmesinin İsrail’in saldırgan ve sömürgeci politikalarını değiştirmeyeceğini vurguladı.

Hürmüz’e alternatif enerji yolları

Çağlar Tekin, dünya petrol ticaretinin önemli bölümünün Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini hatırlatarak, ABD’nin İran’ın bu stratejik kozunu zayıflatmak için yeni boru hatları ve enerji güzergâhları geliştirmeye çalıştığını söyledi.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanabilecek hatların yeniden gündeme geldiğini belirten Tekin, Washington’ın İran’ı kısa vadede askerî olarak durduramayacağını gördüğü için Hürmüz’ün önemini orta vadede azaltmaya yöneldiğini ifade etti.

Solakoğlu da uluslararası sermayenin kriz dönemlerinde alternatif güzergâhlar yaratabildiğini söyledi. Mevcut hatların Hürmüz’ün kapasitesini karşılamaktan uzak olduğunu, ancak üç ila beş yıllık süreçte yeni enerji koridorlarının devreye sokulabileceğini belirtti.

Bu projelerin yalnızca enerji güvenliği sağlamayacağını, aynı zamanda uluslararası şirketlere yeni kâr alanları açacağını ifade eden Solakoğlu, emperyalist merkezlerin bir sonraki İran krizine Hürmüz’e daha az bağımlı hazırlanmak isteyeceğini dile getirdi.

Kara operasyonu mümkün mü?

Tekin, İran’ın güney kıyılarındaki bombardımanın belirli adalar, limanlar ve petrol sevkiyat merkezlerine yönelik sınırlı bir kara operasyonunun hazırlığı olabileceğini söyledi. Ancak ABD’nin bölgedeki asker sayısının İran gibi geniş bir ülkeyi işgal etmeye yeterli olmadığını vurguladı.

Solakoğlu da geniş kapsamlı bir kara harekâtının yüz binlerce asker ve devasa bir lojistik güç gerektireceğini belirtti. İran’ın füze, insansız hava aracı ve küçük deniz araçlarıyla ABD’nin ikmal hatlarına ağır zarar verebileceğini söyledi.

İran’ın batısından Kürt silahlı grupları üzerinden bir koridor açılması ihtimalini de değerlendiren Solakoğlu, bu yapıların geniş çaplı bir kara harekâtını sürdürecek askerî kapasiteye sahip olmadığını ifade etti. Kuveyt ve Irak üzerinden gelişebilecek çatışmalara Iraklı Şii güçlerin katılmasının ise tüm bölgeyi denetlenmesi zor bir kaosa sürükleyebileceğini söyledi.

Montrö’nün güncel önemi

Programın ikinci bölümünde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yıl dönümü ele alındı. Çağlar Tekin, Montrö’nün yalnızca geçmişte kalmış bir anlaşma olarak görülemeyeceğini, Karadeniz’de artan NATO faaliyetleri ve Boğazlar çevresindeki askerî hareketlilik nedeniyle güncelliğini koruduğunu söyledi.

Engin Solakoğlu, Montrö’nün yalnızca gemi geçişlerini düzenleyen teknik bir metin olmadığını, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini yeniden kazanmasını sağlayan tarihsel bir diplomatik başarı olduğunu belirtti.

Lozan sonrasında kurulan Boğazlar Komisyonu’nun İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Marmara Denizi üzerinde yabancı denetimi oluşturduğunu hatırlatan Solakoğlu, Türkiye’nin bazı bölgelerde asker bulundurma hakkının dahi sınırlandırıldığını söyledi.

Montrö ile Boğazlar Komisyonu’nun kaldırıldığını, Türkiye’nin bölgedeki askerî ve siyasi egemenliğini savaşmadan geri aldığını vurgulayan Solakoğlu, Sovyetler Birliği’nin Karadeniz güvenliği nedeniyle Türkiye’ye verdiği desteğin de bu süreçte önemli olduğunu ifade etti.

Solakoğlu, Montrö’nün Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine ciddi tonaj ve süre sınırlamaları getirdiğini, bu nedenle ABD ve NATO açısından uzun süredir aşılması gereken bir engel olarak görüldüğünü söyledi.

Boğazlar çevresine NATO askerî unsurlarının yerleştirilmesini Montrö’nün ruhuna ve Türkiye’nin egemenliğine aykırı bulan Solakoğlu, sözleşmenin Türkiye halkının güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Kanal İstanbul Montrö’yü ortadan kaldırmaz

Solakoğlu, Kanal İstanbul’un Montrö’yü kendiliğinden geçersiz hale getirmeyeceğini söyledi. Karadeniz’e giden gemilerin yine Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nden geçmek zorunda olduğunu belirten Solakoğlu, Montrö’nün yalnızca İstanbul Boğazı’nı değil, tüm Boğazlar sistemini düzenlediğini ifade etti.

Bununla birlikte Kanal İstanbul’a çevresel ve güvenlik gerekçeleriyle karşı çıktığını belirten Solakoğlu, projenin Marmara Denizi’nin biyolojik dengesini bozacağını, İstanbul’u savunulması daha güç bir kent haline getireceğini ve esas olarak rant odaklı bir emlak projesi olduğunu söyledi.

Programda yapılan değerlendirmelerde, ABD’nin İran’ı kısa sürede teslim alamadığı koşullarda savaşı uzun vadeli bir kuşatma ve yıpratma politikasına çevirdiği vurgulandı. Tekin ve Solakoğlu, Türkiye’nin ABD ve NATO merkezli savaş planlarından uzak durması, Montrö’nün sağladığı egemenlik haklarını koruması ve emperyalist savaşların faturasının emekçilere yüklenmesine karşı çıkılması gerektiğini belirtti.

Programın tamamını izlemek için tıklayınız

Haber Merkezi