ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığıyla tırmanan gerilim, emperyalist askeri ittifakların rolünü bir kez daha gözler önüne serdi. 4 Nisan 1949’da kurulan NATO, 77 yıldır “savunma” söylemi arkasına gizlenen bir savaş aygıtı olarak dünya halklarının karşısında duruyor.

Emperyalizmin askeri örgütü

NATO, 4 Nisan 1949’da Washington’da imzalanan anlaşmayla kuruldu. Kuruluş amacı açık ve nettir: ABD öncülüğünde kapitalist bloğun çıkarlarını korumak ve sosyalist dünyanın yükselişini durdurmak.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından güç kazanan sosyalist hareketler ve Sovyetler Birliği’nin yarattığı denge, emperyalist merkezleri askeri bir çatı altında birleşmeye zorladı. NATO, bu ihtiyacın ürünü olarak doğdu.

"Savunma" adı altında saldırı

NATO kendisini bir “savunma ittifakı” olarak tanımlasa da tarihsel pratiği bunun tersini gösterdi.

Yugoslavya’nın bombalanması

Afganistan’ın işgali

Libya’nın yıkıma sürüklenmesi

Bu müdahaleler, NATO’nun yalnızca bir askeri blok değil, aynı zamanda küresel ölçekte rejim değiştirme ve kaynak kontrolü aracı olduğunu ortaya koydu.

Soğuk Savaş bitti, NATO kalıcılaştı

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte NATO’nun varlık gerekçesinin ortadan kalktığı iddia edilse de ittifak dağılmak yerine genişledi.

Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya dahil edilmesi, emperyalizmin askeri kuşatma stratejisinin devam ettiğini gösterdi. 1990’lardan bu yana süren genişleme dalgalarıyla NATO, yalnızca bir savunma örgütü değil, küresel bir güç projeksiyonu aracına dönüştü.

Türkiye’nin NATO’ya bağlanması

Türkiye’nin NATO üyeliği, egemen sınıfların emperyalist sisteme entegrasyonunun bir sonucu olarak gerçekleşti.

1950’de Demokrat Parti iktidarı, NATO’ya girebilmek için Kore’ye asker gönderdi. Binlerce kilometre ötede verilen bu savaşta yüzlerce asker hayatını kaybetti. Bunun karşılığında Türkiye, 18 Şubat 1952’de NATO’ya dahil edildi.

Bu süreç, Türkiye’nin askeri, siyasi ve ekonomik olarak ABD eksenli bir hatta bağlanmasının başlangıcı oldu.

Üsler, müdahaleler ve bağımlılık

NATO üyeliğiyle birlikte Türkiye’nin dört bir yanında askeri üsler kuruldu. Bu üsler, yalnızca “savunma” amacıyla değil, aynı zamanda bölgesel müdahalelerin lojistik merkezleri olarak kullanıldı.

Aynı dönemde, Türkiye’deki ilerici ve sol hareketlere yönelik baskılar arttı; darbeler ve anti-demokratik uygulamalar NATO’nun gölgesinde gerçekleşti.

Bugün: Yeni gerilimler, eski politikalar

Ortadoğu’da yükselen gerilim, NATO’nun bölgedeki varlığını yeniden artırmasına zemin hazırlıyor. Türkiye’de konuşlandırılan savunma sistemleri ve askeri planlamalar, ülkenin bir kez daha emperyalist stratejilerin parçası haline getirildiğine dair tartışmaları büyütüyor.

NATO: Militarizmin taşıyıcısı

NATO’nun varlığı, yalnızca askeri değil ekonomik sonuçlar da doğuruyor. Silahlanma yarışı derinleşirken, kamu kaynakları savaş politikalarına aktarılıyor.

Bu durum, küresel ölçekte silah tekellerini güçlendirirken, halkların yaşam koşullarını ağırlaştırıyor.

77 yılın bilançosu

NATO, 77 yıl boyunca “demokrasi” ve “özgürlük” söylemini kullanarak askeri müdahalelerini meşrulaştırmaya çalıştı. Ancak geride kalan tablo; savaşlar, yıkım, darbeler ve derinleşen eşitsizlikler oldu.

Bugün NATO’nun rolü, dünya halkları açısından hâlâ tartışmalı olmaya devam ediyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru yer alıyor: NATO gerçekten bir savunma ittifakı mı, yoksa emperyalizmin küresel ölçekteki askeri aracı mı?

Kaynak: SOL HABER