ABD, Kanada ve Meksika'nın ev sahipliğinde düzenlenen 2026 Dünya Kupası sürüyor.
Karşılaşmaların büyük bölümü ABD'de oynanıyor. Dünyanın dört bir yanında savaşların, darbelerin ve müdahalelerin başlıca aktörlerinden biri olan bu ülkenin ev sahipliğindeki turnuva, sahadaki futboldan çok organizasyon kaynaklı tartışmalarla da gündeme geliyor. Futbolcular aşağılanıyor, taraftarlar ise adeta aptal yerine konuyor.
Kupada mücadele eden ulusal takımımız, milli sporu rugby olan Avustralya'ya yenilmesine rağmen gruptan çıkma şansını koruyor. Ancak bu yazının konusu saha sonuçları değil. Dünya Kupası vesilesiyle bir kez daha karşımıza çıkan emperyalist bakış açısını ele alacağız.
Yine The Economist: Ulusal marşlar "çok kanlı"
Gündemimizi The Economist dergisine borçluyuz. Emperyalizmin İngiliz kanadının en önemli yayınlarından biri olan dergi, dünyanın dört bir yanındaki gelişmeleri egemen sınıfların gözünden yorumlama görevini sürdürüyor. Geniş muhabir ağı ve ideolojik çizgisiyle, küresel sermayenin dünyaya nasıl baktığını göstermesi bakımından dikkat çekici bir işlev görüyor.
Bu kez gündemlerinde Dünya Kupası ve ulusal marşlar var.
The Economist'te yayımlanan değerlendirmeye göre turnuvada çalınan marşlar incelenmiş, bazıları ise "modası geçmiş" ve "aşırı kanlı" bulunmuş.
Dergiye göre Ekvador ve Hollanda marşlarında İspanyol sömürgeciliğine karşı mücadeleye yapılan göndermeler sorunlu. Portekiz marşındaki silahlanma ve ayaklanma çağrıları ise yazarları rahatsız ediyor. Fransa ve Meksika marşlarında geçen "kan" teması da ayrıca eleştiriliyor.
Buna karşılık, Britanya monarşisini öven "Tanrı Kralı Korusun" marşı ya da savaş sonrası Almanya'nın daha steril hale getirilmiş marşı herhangi bir sorun teşkil etmiyor.
Asıl rahatsız oldukları ne?
Asıl mesele marşların dili değil.
Rahatsızlık duyulan şey, halkların sömürgeciliğe, işgale, krallıklara ve tiranlığa karşı yürüttüğü mücadelelerin hafızasının hâlâ canlı olması. Çünkü ulusal marşlar yalnızca müzik eserleri değil, aynı zamanda tarihsel deneyimlerin ve toplumsal mücadelelerin taşıyıcılarıdır.
Fransa bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
2017 yılında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, La Marseillaise'in değiştirilmesini gündeme getirdiği ancak gelen tepkiler üzerine geri adım attığı biliniyor.
1792 yılında Claude Joseph Rouget de Lisle tarafından yazılan ve 1795'te ulusal marş olarak kabul edilen La Marseillaise, Fransız Devrimi'nin ruhunu taşıyor. Marş, yurttaşları tiranlığa karşı mücadeleye çağırıyor; işgalcilere, krallara ve karşı devrimcilere meydan okuyor.
Bugün bazı çevrelerin rahatsız olduğu da tam olarak bu tarihsel içerik.
AKP'nin karnesi
Türkiye'deki tablo da bu tartışmadan bağımsız değil.
Cumhuriyetin kurucu değerleriyle uzun süredir hesaplaşan AKP iktidarı, kültürel alanda da kendi ideolojik çerçevesini inşa etmeye çalışıyor. Bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak sunulan "Siz Hepiniz Biz Türkiye" marşı, TOGG'ların, İHA'ların, mehteranın ve dini sembollerin eşlik ettiği bir propaganda çalışması olarak hafızalara kazındı.
Üstelik bu marşın temelinde, halk kültürünün önemli ürünlerinden biri olan "Dere Boyu Kavaklar" türküsünün dönüştürülmüş bir versiyonu bulunuyor.
Ancak halk kültürünü yeniden yazmak o kadar kolay değil.
Belki de bu girişime verilebilecek en güçlü yanıt, türkünün yıllardır dilden dile aktarılan şu dizelerinde saklı:
"Hadi gülüm yandan yandan
Biz korkmayız ondan bundan
Hadi gülüm yandan yandan
Biz korkmayız jandarmadan"
Kaynak: Sol Haber
