DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu”nda Türkiye’de ücretlerin asgari ücret çevresinde giderek daha fazla sıkıştığına dikkat çekti. TÜİK Hanehalkı İşgücü Araştırması mikro verilerinden DİSK-AR tarafından hesaplanan 2002-2025 dönemi verilerine göre, 2025 yılında çalışanların yüzde 42’si asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında bir ücretle çalışıyor.

Raporda, Türkiye’de toplu iş sözleşmesi kapsamının dar olması nedeniyle ücretlerin önemli ölçüde piyasa koşullarına ve işveren inisiyatifine bırakıldığı, bunun sonucunda asgari ücretin istisnai bir ücret tabanı olmaktan çıkarak fiilen ortalama ücret haline geldiği belirtildi.

DİSK-AR, Avrupa ülkelerinde ise toplu pazarlık kapsamının geniş olması nedeniyle ücretlerin büyük ölçüde toplu iş sözleşmeleriyle; meslek, kıdem, sektör ve işyeri ölçeği gibi unsurlar dikkate alınarak belirlendiğine dikkat çekti. Bu nedenle söz konusu ülkelerde asgari ücret civarında çalışanların oranının daha sınırlı kaldığı ifade edildi.

Raporda, “asgari ücret tartışmasının yalnızca yıllık zam oranı meselesi olmadığı” vurgulanırken, asgari ücretin yaygınlığının sendikal hakların kullanımındaki engeller ve toplu pazarlık kapsamının sınırlılığıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtildi.

DİSK-AR’ın İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu’na göre 2026’da net asgari ücret 34 bin 808 TL’lik açlık sınırının 6 bin 732 TL altında kaldı. Asgari ücretin kişi başına milli gelire oranı 1974’te yüzde 80,6 iken 2026’da yüzde 45,7’ye geriledi. Rapora göre Türkiye’de çalışanların yaklaşık yüzde 35’i asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında bir gelirle çalışıyor.

DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu”nun asgari ücrete ilişkin bölümünde Türkiye’de ücretlerin giderek asgari ücret düzeyinde sıkıştığına dikkat çekti. Raporda, asgari ücretin artık istisnai bir ücret tabanı olmaktan çıkarak geniş çalışan kesimleri için fiili ücret standardına dönüştüğü belirtildi.

DİSK-AR’a göre bu durum yalnızca asgari ücretle çalışanları değil, özel sektördeki genel ücret düzeyini ve çalışanların pazarlık gücünü de etkiliyor. Asgari ücret artışlarının yetersiz kalmasının diğer ücretlerin de baskılanmasına yol açtığı belirtilen raporda, Türkiye’nin giderek “asgari ücretliler ülkesi” haline geldiği savunuldu.

Raporda, sıkı para ve maliye politikalarının yükünün büyük ölçüde ücretlilerin üzerine bırakıldığı ifade edildi. Enflasyonla mücadele gerekçesiyle ücret artışlarının sınırlandırılmasının çalışanların reel gelirlerinde kayıplara yol açtığı belirtilirken, yüksek enflasyonun temel nedenleri arasında kur hareketleri, üretim maliyetleri, enerji fiyatları, ithalata bağımlılık ve piyasalardaki fiyatlama davranışları sıralandı.

DİSK-AR, ücretlerin çoğu zaman gerçekleşmiş enflasyonun gerisinden geldiğini ve çalışanların ancak kaybettikleri alım gücünün bir bölümünü telafi edebildiğini belirterek, enflasyonun asgari ücret artışlarının önünde bir engel olarak değil, çalışanların gelirlerinin korunmasını zorunlu kılan bir gerçeklik olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Asgari ücret açlık sınırının altında

Raporda yer alan verilere göre 2026 yılı için net asgari ücret 28 bin 75,50 TL olarak belirlendi. DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) Mayıs 2026 hesaplamasına göre ise dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken asgari harcama tutarı olan açlık sınırı 34 bin 808 TL'ye yükseldi.

Aynı dönemde yoksulluk sınırı 114 bin 348 TL olarak hesaplandı.

Buna göre net asgari ücret, açlık sınırının 6 bin 732 TL altında kaldı. Asgari ücret, yalnızca gıda harcamalarını ifade eden açlık sınırının yüzde 80,7’sini karşılayabildi.

Yoksulluk sınırıyla karşılaştırıldığında ise tablo daha da ağırlaştı. Net asgari ücret, 114 bin 348 TL’lik yoksulluk sınırının yalnızca yüzde 24,6’sı düzeyinde kaldı.

Başka bir ifadeyle dört kişilik bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken tutar, net asgari ücretin yaklaşık 4,1 katına ulaştı. Asgari ücret ile yoksulluk sınırı arasındaki fark ise 86 bin TL’yi aştı.

DİSK-AR, asgari ücretin daha belirlendiği gün açlık sınırının altında kalmasının, çalışanların temel beslenme harcamalarını dahi borçlanmadan, ek gelir elde etmeden ya da tüketimlerini kısmadan karşılayamadığını gösterdiğini belirtti.

Asgari ücretlinin milli gelirden aldığı pay geriledi

Raporda asgari ücretin yalnızca enflasyon ve geçim maliyetleri karşısındaki durumunun değil, ülkenin toplam gelirinden aldığı payın da değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Bu kapsamda kullanılan asgari ücretin kişi başına GSYH’ye oranı, ücretlilerin ekonomik büyümeden aldığı payın göstergelerinden biri olarak ele alındı.

DİSK-AR verilerine göre 1974 yılında ortalama yıllık brüt asgari ücretin kişi başına GSYH’ye oranı yüzde 80,6 düzeyindeydi. Bu oran 1980’de yüzde 40’a, 1990’da yüzde 37,1’e geriledi.

2002 yılında yüzde 51,7’ye yükselen oran, 2016’da yüzde 59,7, 2020’de ise yüzde 58,3 olarak gerçekleşti. Ancak yüksek enflasyon ve gelir bölüşümündeki bozulmayla birlikte oran 2022’de yüzde 39’a kadar düştü.

2026 itibarıyla ortalama aylık brüt asgari ücret 33 bin 30 TL, yıllık brüt asgari ücret ise 396 bin 360 TL olarak hesaplandı. Raporda kişi başına GSYH’nin 867 bin 602 TL olduğu belirtilirken, asgari ücretin kişi başına gelire oranı yüzde 45,7 olarak hesaplandı.

DİSK-AR’ın hesabına göre 1974’teki yüzde 80,6’lık oran 2026’da korunmuş olsaydı aylık brüt asgari ücretin 58 bin 245 TL olması gerekecekti.

Raporda bu durum, asgari ücretlilerin büyüme ve kişi başına gelir artışından aldığı payın ciddi biçimde daralması ve dolayısıyla ücretlilerin göreli olarak yoksullaşması olarak değerlendirildi.

Bir asgari ücretli Hollandalı işçinin dörtte biri kadar dana eti alabiliyor

Raporda asgari ücretin temel gıda maddeleri karşısındaki alım gücü de farklı ülkelerle karşılaştırıldı.

Ocak 2026 verilerine göre Türkiye’de bir asgari ücretli aylık net geliriyle yalnızca 27 kilogram dana eti alabiliyor.

Aynı hesaplamaya göre bu miktar:

  • Hollanda’da 107 kilogram,
  • Fransa’da 84 kilogram,
  • Almanya’da 56 kilogram,
  • Yunanistan’da 47 kilogram,
  • Meksika’da 47 kilogram.

Buna göre Türkiye’de asgari ücretlinin dana eti alım gücü Hollanda’daki asgari ücretlinin yaklaşık dörtte biri, Fransa’dakinin ise yaklaşık üçte biri düzeyinde kalıyor.

Temel gıda ürünlerinde de benzer bir tablo ortaya çıkıyor.

Türkiye’de bir asgari ücretli aylık geliriyle 281 litre süt alabilirken, bu miktar Hollanda’da 1.789 litre, Fransa’da 1.115 litre ve Almanya’da 1.008 litreye ulaşıyor.

Sıvı yağda ise Türkiye’de 255 litre olan miktar Hollanda’da 1.656 litre, Fransa’da 528 litre ve Almanya’da 400 litre olarak hesaplanıyor.

Rapora göre un, şeker, yumurta gibi temel tüketim ürünlerinde de Türkiye’deki asgari ücretlinin alım gücü karşılaştırılan ülkelere göre önemli ölçüde düşük kalıyor.

DİSK-AR, bu tablonun ücret düzeyi ile gıda fiyatları arasındaki makasın Türkiye’de emekçiler aleyhine açıldığını gösterdiğini belirtti.

Asgari ücretin altın karşısındaki kaybı 23 Cumhuriyet altını

Raporda asgari ücretin satın alma gücündeki uzun dönemli gerileme Cumhuriyet altını üzerinden de incelendi.

DİSK-AR'ın Merkez Bankası’nın yıllık ortalama Cumhuriyet altını fiyatları ile yıllık ortalama net asgari ücret verilerini kullanarak yaptığı hesaplamaya göre bir asgari ücretli, 2003 yılında yıllık net ücretiyle 25,4 Cumhuriyet altını alabiliyordu.

Bu miktar 2005 yılında 31,5 Cumhuriyet altınına kadar yükseldi.

Ancak sonraki yıllarda altın fiyatlarının ücret artışlarından daha hızlı yükselmesiyle birlikte asgari ücretin altın karşısındaki alım gücü geriledi.

2026 yılında bir asgari ücretli yıllık net geliriyle yalnızca 8,1 Cumhuriyet altını alabiliyor.

Böylece asgari ücretlinin 2005 yılına kıyasla yaklaşık 23 Cumhuriyet altını kaybettiği hesaplandı.

DİSK-AR, bu göstergenin yalnızca finansal bir karşılaştırma olmadığını, çalışanların birikim yapma ve gelecek güvencesi oluşturma imkanlarının da zayıfladığını ortaya koyduğunu belirtti.

Türkiye’de her 100 çalışandan yaklaşık 35’i asgari ücret civarında

Raporda Türkiye’de asgari ücretin yaygınlaşması ile toplu iş sözleşmesi kapsamının daralması arasındaki ilişkiye de dikkat çekildi.

DİSK-AR verilerine göre Türkiye’de asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında bir ücretle çalışanların oranı yaklaşık yüzde 35.

Bu oranla Türkiye, asgari ücretin yaygınlığı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada bulunuyor.

Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında çalışanların oranı en düşük yüzde 2,6 ile Çekya’da bulunuyor. Portekiz, Estonya, Hollanda ve İspanya’da bu oran yüzde 3-3,6 civarında. Fransa’da yüzde 12,7, Bulgaristan’da yüzde 13 olan oran Türkiye’de yaklaşık yüzde 35’e çıkıyor.

Rapora göre Türkiye’de asgari ücret kapsamının AB ülkelerinden 3 ila 13 kat daha yüksek olması, düşük ücret politikasının ve ücret yapısındaki bozulmanın boyutunu ortaya koyuyor.

TİS kapsamı yüzde 10 civarında

DİSK-AR, asgari ücretin yaygınlaşmasının toplu iş sözleşmesi kapsamının daralmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Raporda Türkiye’de toplu iş sözleşmesi kapsamının yüzde 10 civarında olduğu ifade edildi. Türkiye bu oranla karşılaştırılan ülkeler arasında son sırada yer alıyor.

Türkiye’den sonra en düşük TİS kapsamına sahip ülkeler Polonya’da yüzde 13, Yunanistan’da ise yüzde 14 seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık İtalya’da toplu iş sözleşmesi kapsamı yüzde 100, Fransa ve Avusturya’da ise yüzde 98 düzeyinde.

DİSK-AR'a göre toplu iş sözleşmelerinin yaygın olduğu ülkelerde ücretlerin asgari ücret düzeyine sıkışması daha sınırlı kalırken, Türkiye’de sendikalaşma ve toplu pazarlığın önündeki engeller düşük ücret yapısının kalıcılaşmasına neden oluyor.

DİSK-AR: TİS kapsamındaki işçiler yüzde 91,9 daha fazla kazanıyor

Raporda toplu iş sözleşmesinin ücretler üzerindeki etkisine ilişkin de dikkat çekici bir karşılaştırma yapıldı.

DİSK-AR’ın verilerine göre toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilerin aylık ortalama brüt kazancı, TİS kapsamı dışında kalan işçilerden yüzde 91,9 daha yüksek.

Rapora göre bu veri, toplu pazarlık hakkının ücretlerin yükseltilmesi ve çalışanların pazarlık gücünün artırılması açısından belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

DİSK-AR, Türkiye’de asgari ücretin genel ücret standardı haline gelmesinin önüne geçilmesi için toplu iş sözleşmesi kapsamının genişletilmesini ve sendikalaşmanın önündeki yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyor.

DİSK-AR: 2026 asgari ücreti derhal güncellenmeli

Raporda DİSK’in asgari ücrete ilişkin talepleri de sıralandı.

DİSK-AR, asgari ücretin keyfi biçimde belirlenen bir pazarlık konusu değil, anayasal ve yasal çerçevede güvence altına alınmış toplumsal bir hak olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Asgari ücret belirlenirken çalışanın insanca yaşamasını sağlayacak ücretin esas alınması ve refah payının ücrete dahil edilmesi istendi.

Yüksek enflasyon dönemlerinde asgari ücretin yılda bir kez değil, en az dört kez belirlenmesi gerektiği savunuldu.

Bunun yanı sıra asgari ücret artışlarında ekonomik büyümeden çalışanların adil pay alabilmesi için kişi başına milli gelir artışının dikkate alınması talep edildi.

DİSK-AR, asgari ücret belirlenirken yalnızca enflasyon verilerinin değil; açlık ve yoksulluk sınırı, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım ve enerji giderleri gibi doğrudan yaşam maliyetlerinin de hesaba katılması gerektiğini vurguladı.

Raporda ayrıca asgari ücretin yalnızca çalışanın değil, ailesinin geçim koşullarını da dikkate alacak biçimde belirlenmesi gerektiği ifade edildi.

DİSK’in rapordaki en güncel çağrısı ise “2026 asgari ücreti derhal güncellenmelidir” oldu.

Verilerle Türkiye'de Ücret ve Emeklilik Gerçeği

Aşağıdaki tablo, Türkiye’de işçi ve emeklilerin satın alma gücünü, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırmalı durumunu, toplu sözleşme farkını ve SGK dengelerini özetlemektedir:

DİSK-AR: Türkiye’de her 10 çalışandan 4’ü asgari ücret civarında çalışıyor

DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu”nda Türkiye’de ücretlerin asgari ücret çevresinde giderek daha fazla sıkıştığına dikkat çekti. TÜİK Hanehalkı İşgücü Araştırması mikro verilerinden DİSK-AR tarafından hesaplanan 2002-2025 dönemi verilerine göre, 2025 yılında çalışanların yüzde 42’si asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında bir ücretle çalışıyor.

Raporda, Türkiye’de toplu iş sözleşmesi kapsamının dar olması nedeniyle ücretlerin önemli ölçüde piyasa koşullarına ve işveren inisiyatifine bırakıldığı, bunun sonucunda asgari ücretin istisnai bir ücret tabanı olmaktan çıkarak fiilen ortalama ücret haline geldiği belirtildi.

DİSK-AR, Avrupa ülkelerinde ise toplu pazarlık kapsamının geniş olması nedeniyle ücretlerin büyük ölçüde toplu iş sözleşmeleriyle; meslek, kıdem, sektör ve işyeri ölçeği gibi unsurlar dikkate alınarak belirlendiğine dikkat çekti. Bu nedenle söz konusu ülkelerde asgari ücret civarında çalışanların oranının daha sınırlı kaldığı ifade edildi.

Raporda, “asgari ücret tartışmasının yalnızca yıllık zam oranı meselesi olmadığı” vurgulanırken, asgari ücretin yaygınlığının sendikal hakların kullanımındaki engeller ve toplu pazarlık kapsamının sınırlılığıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtildi.

Türkiye “asgari ücretliler ülkesi” haline geliyor

DİSK-AR’ın raporunda AKP'nin iktidarda bulunduğu yirmi yılı aşkın dönemde Türkiye’de ücret yapısının önemli ölçüde değiştiği ifade edildi.

2002-2025 dönemine ilişkin veriler, ücretlerin asgari ücret düzeyinde giderek daha fazla yoğunlaştığını ortaya koydu.

Rapora göre 2025 yılında:

  • Çalışanların yüzde 15’i asgari ücretin altında ücret alıyor.
  • Yüzde 35’i, asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında bir ücretle çalışıyor.
  • Yüzde 39’u, asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında ücret alıyor.
  • Yüzde 42’si, asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücretle çalışıyor.
  • Çalışanların yüzde 53’ü, asgari ücretin yüzde 50 fazlası ve altında ücret alıyor.
  • Çalışanların yüzde 65’i, asgari ücretin iki katı ve altında bir ücretle çalışıyor.

Buna karşılık asgari ücretin iki katından fazla ücret alanların oranı 2002'de yüzde 40 iken 2025’te yüzde 35’e geriledi.

DİSK-AR, bu verilerin asgari ücretin hemen üzerindeki ücret bantlarında çalışanların oranının ciddi biçimde arttığını gösterdiğini belirtti.

Rapora göre özellikle özel sektörde asgari ücret kapsamı daha da geniş.

Asgari ücret Avrupa’nın en düşükleri arasında

Raporda Türkiye’deki asgari ücretin Avrupa ülkeleri karşısındaki durumu da incelendi.

DİSK-AR’ın Eurostat verilerinden yaptığı hesaplamaya göre Türkiye’de aylık brüt asgari ücret Ocak 2016’da 518 Euro iken Ocak 2026’da 654 Euro oldu.

Böylece 10 yıllık dönemde Türkiye’de Euro cinsinden brüt asgari ücretin yıllık ortalama artış oranı yalnızca yüzde 2,4 olarak hesaplandı.

Aynı dönemde birçok Avrupa ülkesinde asgari ücretin Euro cinsinden çok daha hızlı arttığı görüldü.

Romanya’da aylık brüt asgari ücret 232 Euro’dan 795 Euro’ya yükselirken yıllık ortalama artış yüzde 13,1 oldu. Litvanya’da 350 Euro’dan 1.153 Euro’ya yükselen asgari ücretin yıllık ortalama artışı yüzde 12,7 olarak gerçekleşti.

Sırbistan’da yıllık ortalama artış yüzde 12,2, Arnavutluk’ta yüzde 12,4, Bulgaristan’da yüzde 11,2 ve Makedonya’da yüzde 10,6 olarak hesaplandı.

Türkiye’nin yüzde 2,4’lük artış oranıyla benzer ekonomilere sahip ülkelerin de gerisinde kaldığı belirtilen raporda, Ocak 2026 itibarıyla Türkiye’den daha düşük brüt asgari ücrete sahip yalnızca üç Avrupa ülkesi bulunduğu ifade edildi: Arnavutluk, Makedonya ve Bulgaristan.

Türkiye’nin 654 Euro’luk brüt asgari ücretinin altında kalan bu üç ülkenin yanı sıra Karadağ 670 Euro, Sırbistan 744 Euro, Letonya 780 Euro ve Romanya 795 Euro seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık Almanya’da brüt asgari ücret 2.343 Euro, Hollanda’da 2.295 Euro, İrlanda’da 2.391 Euro, Lüksemburg’da ise 2.704 Euro düzeyinde.

Sendikalı işçinin ortalama brüt kazancı yüzde 91,9 daha yüksek

DİSK-AR raporunda toplu iş sözleşmesinin ücretler üzerindeki etkisine ilişkin veriler de yer aldı.

TÜİK’in 2024 İşgücü Maliyeti İstatistikleri üzerinden yapılan hesaplamaya göre TİS kapsamında olmayan işçilerin aylık ortalama brüt kazancı 35 bin 821 TL iken, TİS kapsamındaki işçilerde bu tutar 68 bin 730 TL’ye ulaşıyor.

Buna göre toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin aylık ortalama brüt kazancı, TİS kapsamı dışındaki işçilerden yüzde 91,9 daha fazla.

DİSK-AR, bu farkın bir eşitsizlik göstergesi olarak değil, örgütlenmenin ve toplu pazarlığın gelir dağılımı üzerindeki etkisini gösteren bir veri olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Rapora göre toplu pazarlığın kapsamının genişlemesi yalnızca sendikalı işçilerin değil, genel olarak ücretlilerin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme potansiyeli taşıyor.


DİSK-AR: Vergi ve kesintiler işçinin ücretini yıl boyunca eritiyor

Raporun ikinci bölümünde ise “Vergide adalet sağlanmalı” çağrısı öne çıktı.

DİSK-AR, Türkiye’de çalışanların yalnızca enflasyon karşısında hızla değer kaybeden ücretlerle değil, aynı zamanda yıl içinde giderek ağırlaşan vergi ve kesinti yüküyle mücadele ettiğini belirtti.

Rapora göre vergi ve kesinti yükü yıl içerisinde yüzde 21,6’dan yüzde 29,7’ye yükseliyor.

Böylece 2026 yılında işçinin brüt ücretinin ortalama dörtte birinden fazlası vergi ve kesintilere gidiyor. DİSK-AR bu tabloyu, işçilerin yılın yaklaşık üç ayını vergi ve kesintileri ödemek için çalışması şeklinde değerlendirdi.

Raporda, gelir vergisi tarife dilimlerinin yeterince güncellenmemesinin çalışanların yıl içerisinde daha yüksek vergi oranlarına geçmesine neden olduğu ifade edildi.

Vergi dilimi 2000’den bu yana asgari ücretin gerisinde kaldı

DİSK-AR’ın raporunda gelir vergisi ilk tarife diliminin yıllar içerisindeki seyri ile asgari ücret arasındaki ilişki de karşılaştırıldı.

2026 yılı Ocak ayı itibarıyla gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi 190 bin TL olarak belirlendi.

Brüt asgari ücret ise 33 bin 30 TL.

Böylece gelir vergisi ilk tarife dilimi, brüt asgari ücretin 5,7 katı düzeyinde bulunuyor.

DİSK-AR’ın hesaplamasına göre 2000 yılında ise ilk vergi dilimi 2 bin 500 TL, brüt asgari ücret 114 TL idi. İlk vergi dilimi o dönemde asgari ücretin 21,9 katı düzeyindeydi.

Raporda, gelir vergisi tarife dilimleri asgari ücret artışları kadar yükseltilmiş olsaydı 2026’da ilk vergi diliminin 658 bin 553 TL olması gerektiği belirtildi.

Bu durumda çalışanlar 190 bin TL’lik kümülatif kazançtan sonra değil, 658 bin 553 TL’lik kümülatif kazançtan sonra ikinci vergi dilimine girecekti.

DİSK-AR, ilk vergi dilimi ile asgari ücret arasındaki makasın yıllar içinde hızla değiştiğine de dikkat çekti. 2001’de 336 TL olan farkın 2023’te 149 bin 474 TL’ye, 2026’da ise 468 bin 553 TL’ye çıktığı belirtildi.

Rapora göre bu durum, vergi politikasının ücretliler açısından yarattığı yapısal sorunun göstergelerinden biri.

Vergilerin yüzde 64’ü dolaylı vergilerden geliyor

DİSK-AR, Türkiye’de vergi sisteminin bir diğer temel sorununun dolaylı vergilerin ağırlığı olduğunu belirtti.

Rapora göre dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı son 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e yükseldi.

Başka bir ifadeyle devletin topladığı her 100 TL’lik verginin 64 TL’si KDV, ÖTV ve benzeri dolaylı vergilerden oluşuyor.

DİSK-AR, dolaylı vergilerin gelir düzeyinden bağımsız olarak tüketim üzerinden alınması nedeniyle düşük gelirli kesimler üzerinde daha ağır bir yük oluşturduğunu savundu.

Temel tüketim maddelerinden ulaşıma, enerjiden iletişime kadar geniş bir alanda uygulanan dolaylı vergilerin çalışanların satın alma gücünü azalttığı ve yaşam maliyetlerini artırdığı belirtildi.

Mülkiyet vergilerinin payı geriledi

Raporda vergi gelirlerinin bileşimine ilişkin bir başka dikkat çekici veri ise mülkiyet üzerinden alınan vergilerin payındaki düşüş oldu.

DİSK-AR’a göre mülkiyet üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı son 11 yılda yüzde 3,7’den yüzde 1,1’e geriledi.

Raporda büyük servetlerin, yüksek şirket kârlarının ve rant gelirlerinin yeterince vergilendirilmemesinin kamu maliyesindeki yükü geniş halk kesimlerinin üzerine bıraktığı savunuldu.

“Türkiye’de işçiler şirketlerden daha fazla vergi veriyor”

DİSK-AR’ın raporundaki en çarpıcı değerlendirmelerden biri ise işçiler ile sermayenin vergi gelirleri içerisindeki paylarına ilişkin oldu.

Rapora göre vergi gelirleri içinde işçilerin ödediği vergilerin payı yüzde 19,6, sermayenin payı ise yüzde 13,1.

DİSK-AR, bu tabloyu Türkiye’de vergi yükünün emekçiler aleyhine dağıldığının göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.

Raporda, vergi sisteminin gelir dağılımını iyileştiren bir mekanizma olmaktan çıkarak mevcut eşitsizlikleri derinleştiren bir yapıya dönüştüğü savunuldu.

DİSK’in vergi adaleti talepleri

DİSK-AR raporunda vergi adaletinin sağlanması için şu talepler sıralandı:

  • Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını esas alan adil bir vergi sistemi kurulması.
  • Vergi sisteminin dolaylı vergiler yerine gelir ve servet üzerinden alınan doğrudan vergilere dayanması.
  • Büyük servetlerin vergilendirileceği artan oranlı ve kalıcı bir servet vergisi uygulanması.
  • Gelir vergisinin ilk dilim oranının yüzde 10’a düşürülmesi.
  • Ücretliler için daha adil ve kademeli bir vergi sistemi oluşturulması.
  • Gelir vergisi tarife dilimlerinin her yıl yeniden değerleme oranının ve asgari ücret artış oranının altında kalmayacak şekilde güncellenmesi.
  • Damga vergisinin tamamen kaldırılması.

DİSK-AR, asgari ücretin artırılması ve vergi sisteminin yeniden düzenlenmesinin birbirinden ayrı sorunlar olmadığını; ücretlilerin geçim krizinin ücret politikaları, sendikal haklar, toplu pazarlık ve vergi sistemiyle birlikte ele alınması gerektiğini savunuyor.

Raporda ortaya konulan veriler, DİSK-AR’ın değerlendirmesine göre Türkiye’de işçilerin bir yandan düşük ücret ve yüksek yaşam maliyeti, diğer yandan artan vergi ve kesinti yükü arasında sıkıştığını gösteriyor. Bu nedenle DİSK, yalnızca asgari ücretin artırılmasını değil, toplu iş sözleşmesi kapsamının genişletilmesini ve vergi sisteminin emekçiler lehine yeniden düzenlenmesini talep ediyor.

 Ağırlaşan Vergi Yükü ve DİSK’in Acil Reform Talepleri

İşçi sınıfının yaşadığı geçim krizini derinleştiren en temel etkenlerden biri de adaletsiz vergi sistemidir. Büyük servet sahipleri ve şirketler çeşitli muafiyetlerle korunurken; artan oranlı gelir vergisi dilimleri, yüksek enflasyona paralel olarak güncellenmediği için çalışanlar yılın ilk aylarından itibaren üst vergi dilimlerine girmekte ve doğrudan ücret kaybına uğramaktadır. Ayrıca asgari ücret üzerindeki gelirlerin vergilendirilme biçimi, vergi yükünün tamamen tabana yayılmasına yol açmıştır.

Emeklilik tarafında ise SGK'nin prim gelirleri harcamalarını karşılama oranındaki artışa rağmen, bu kaynağın emeklilere yansıtılmaması sonucu emekli aylıkları asgari ücretin ve açlık sınırının altında kalmış; emeklilik bir sosyal güvence olmaktan çıkmıştır.

DİSK’in "Gelirde Adalet, Vergide Adalet, Ülkede Adalet" Talepleri:

  1. Asgari Ücret Acilen Güncellenmeli: Asgari ücret yılda tek bir pazarlık konusu olmaktan çıkarılmalı; yüksek enflasyon dönemlerinde yılda en az 4 kez güncellenmelidir. Belirlenirken işçinin ailesiyle birlikte insanca yaşaması esas alınmalı ve refah payı eklenmelidir.

  2. Sendikal Engeller Kaldırılmalı: Ücretlerin asgari ücret seviyesinde sıkışmasını engellemek için toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamı genişletilmeli, sendikalaşma önündeki yasal ve fiili engeller derhal sonlandırılmalıdır.

  3. Vergide Adalet Sağlanmalı: Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır. Gelir vergisi tarife dilimleri yeniden değerleme oranında artırılmalı, ücretlilerin üzerindeki ağır vergi baskısı kaldırılmalıdır.

  4. Emekli Aylıklarına İntibak ve Asgari Ücret Güvencesi: En düşük emekli aylığı derhal asgari ücret seviyesine yükseltilmeli; emekli aylıkları milli gelir artışından pay alacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

  5. Kamusal Güvenceler Büyütülmeli: Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi özelleştirme dayatmalarından vazgeçilmeli; emeklilerin sağlık, barınma, ulaşım ve bakım ihtiyaçları doğrudan kamusal güvence altına alınmalıdır.

Haber Merkezi