Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesi yazarı Ali Haydar, Suriye’de Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin yeni bir aşamaya girdiğini öne sürdü. Haydar, Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik saldırıyı, Türkiye ile Suriye arasındaki askeri işbirliğinin gelişmesini engellemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirdi.

Haydar’ın analizine göre Suriye sahasında, eğitim, örgütlenme, silahlanma ve askeri doktrin bakımından Türkiye ile yakın ilişkilere sahip yeni bir askeri yapılanmanın oluşması söz konusu. Yazar, bu sürecin İsrail açısından temel bir güvenlik kaygısı oluşturduğunu savunuyor.

“Türkiye’nin Suriye’deki rolü değişiyor”

Haydar, Ankara’nın Suriye’deki rolünün artık yalnızca sınır güvenliği, istikrar ve yeniden yapılanma başlıklarıyla sınırlı olmadığını ileri sürüyor. Analize göre Türkiye, Suriye’de yeni bir askeri yapının oluşturulmasında daha doğrudan bir rol üstlenmeye yöneliyor.

Bu durumun Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri sıradan bir siyasi ve güvenlik işbirliğinin ötesine taşıyabileceğini belirten Haydar, iki ülke arasında sürdürülebilir ve kurumsallaşmış bir savunma ortaklığının oluşabileceğini savunuyor.

Yazara göre ortaya çıkmakta olan askeri yapılanma şu aşamada doğrudan İsrail karşıtı bir güç olarak şekillenmese de kuzey cephesindeki güç dengesini değiştirme potansiyeline sahip.

Haydar, İsrail’in Ebu Zuhur saldırısının bu süreci henüz tamamlanmadan sekteye uğratma amacı taşıyabileceğini öne sürerken, yoğun güç kullanımının Ankara-Şam askeri işbirliğini hızlandırabilecek ters bir sonuç yaratabileceğini de belirtiyor.

“Suriye’nin gelecekteki askeri mimarisi” rekabetin merkezinde

Analizde Türkiye’nin Suriye’yi kendi stratejik yaklaşımının önemli bir parçası olarak gördüğü iddia ediliyor. Haydar bu yaklaşımın sınır güvenliği, Kürt meselesi, bölgesel güç dengeleri ve Doğu Akdeniz-Levant hattındaki gelişmelerle bağlantılı olduğunu savunuyor.

Haydar’a göre Türkiye açısından Suriye ordusunun yeniden yapılandırılmasına destek vermek, uzun vadeli siyasi ve askeri nüfuz oluşturmanın araçlarından biri olarak görülüyor.

İsrail’in ise zayıf bir Suriye’yi tercih ettiği ve sınırlarının yakınında rakip bir askeri gücün oluşmasını istemediği ileri sürülüyor. Bu nedenle yazar, Türkiye ile İsrail arasındaki temel anlaşmazlığın Suriye’nin gelecekte nasıl bir siyasi ve askeri yapıya kavuşacağı konusunda yoğunlaştığını belirtiyor.

Haydar, hava saldırılarının kısa vadede askeri altyapıda aksamalara yol açabileceğini ancak komuta-kontrol, istihbarat, hava savunması, insansız hava araçları ve füze sistemleri gibi alanlarda gelişebilecek Türkiye-Suriye işbirliğini tamamen durdurmasının zor olduğunu öne sürüyor.

Türkiye’nin “kademeli” askeri varlığı iddiası

Analizde Türkiye’nin Suriye’de kalıcı üsler kurmak yerine danışmanlar, eğitim faaliyetleri ve ekipman desteği üzerinden askeri etkisini kademeli biçimde artırabileceği öngörülüyor.

Haydar, İsrail’in de bu tür bir askeri altyapının gelişmesini engellemek amacıyla çeşitli müdahalelerde bulunabileceğini savunuyor. Yazara göre bu iki yaklaşımın karşı karşıya gelmesi, özellikle İsrail saldırılarında Türkiye’ye ait unsurların zarar görmesi veya Türk askerlerinin hayatını kaybetmesi halinde ciddi bir Ankara-Tel Aviv krizine yol açabilir.

ABD için üç senaryo

Haydar, Suriye’deki denklemde ABD’nin de belirleyici bir konumda olduğunu belirtiyor. Analize göre Washington bir taraftan Suriye’de Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyarken diğer taraftan İsrail’in askeri üstünlüğünü korumaya çalışıyor.

Yazara göre ABD’nin temel hedeflerinden biri, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin doğrudan askeri çatışmaya dönüşmesini önlemek ve tarafların nüfuz alanlarını belirleyen fiili sınırlar oluşturmak.

Haydar, önümüzdeki dönem için üç senaryo sıralıyor:

Birinci senaryo: İsrail’i doğrudan tehdit etmeyecek sınırlar içerisinde Türkiye-Suriye askeri işbirliğine izin verilmesi ve taraflar arasında dolaylı bir uzlaşma sağlanması.

İkinci senaryo: Türkiye ve İsrail’in mevcut kırmızı çizgileri karşılıklı olarak test etmeyi sürdürmesi.

Üçüncü senaryo: Rekabetin hava savunma sistemlerinin sahaya konuşlandırılması ve kalıcı askeri varlıkların güçlendirilmesiyle karşılıklı bir “askeri gerçeklikler oluşturma yarışına” dönüşmesi.

Haydar, üçüncü seçeneğin en tehlikeli senaryo olduğunu belirtiyor.

Analizin sonunda Haydar, Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunu artırma hedefinden kolayca vazgeçmeyeceğini, İsrail’in ise gelecekteki askeri hareket alanını sınırlayabilecek geniş kapsamlı bir Türkiye-Suriye askeri yapılanmasını kabul etmeyeceğini savunuyor.

Not: Haberde yer verilen değerlendirmeler, El-Ahbar yazarı Ali Haydar’ın analizinde ortaya koyduğu görüş ve öngörülerdir; bağımsız olarak doğrulanmış olgular olarak sunulmamıştır.

Kaynak:Yakın Doğu Haber