Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) Merkez Yönetim Kurulu, Türkiye’de yürütülen toplumsal barış ve bütünleşme tartışmalarına ilişkin yaptığı açıklamada, kalıcı barışın ancak hukuk devleti, demokrasi, eşit yurttaşlık ve Cumhuriyetin temel değerleri üzerinden inşa edilebileceğini belirtti.
Açıklamada, demokratik haklarını kullanan yurttaşların baskı ve yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakıldığı bir ortamda, belirli kişi veya örgütlere yönelik özel hukuki düzenlemelerin toplumun adalet duygusunu zedeleyeceği ifade edildi.
Eğitim-İş, öğrencilerin pankart açmaları, sendikacıların anayasal haklarını kullanarak eylem yapmaları, gazetecilerin yazıları ve yurttaşların sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla karşılaşabildiğine dikkat çekerek, seçilmişlerin de kesinleşmiş yargı kararları bulunmaksızın görevlerinden uzaklaştırılmasının demokratik hukuk devleti açısından ciddi sorun oluşturduğunu savundu.
Açıklamada, “Terörün tamamen sona ermesini ve silahların susmasını istemek başka; hukuku siyasi ihtiyaçlara göre eğip bükmek başkadır” denilerek, hukukun kişilere, örgütlere veya siyasi konjonktüre göre değişemeyeceği vurgulandı.
“Toplumsal barışın ilk şartı herkes için hukuk”
Eğitim-İş, toplumsal barışın yalnızca silahların susmasıyla sağlanamayacağını belirterek, “Toplumsal barışın ilk şartı herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlüktür” görüşünü dile getirdi.
Açıklamada, PKK/KCK yapılanmasını esas alan ve örgüt mensupları bakımından hukuki sonuçlar doğuracağı belirtilen düzenlemelerin yalnızca teknik bir hukuk meselesi olarak değerlendirilemeyeceği ifade edildi.
Eğitim-İş’e göre kalıcı toplumsal barışın muhatabı terör örgütleri değil, milletin kendisi ve meşru anayasal kurumları olmalı. Demokratik itirazların baskı altına alındığı, eleştiri hakkının soruşturma ve tutuklama tehdidiyle karşılandığı bir ortamda “toplumsal bütünleşme” söyleminin inandırıcılığını yitireceği savunuldu.
Sendika, “Bir elinde yargı sopası, diğer elinde toplumsal barış söylemi taşıyan bir iktidar, toplumsal barışın güvencesi olamaz” değerlendirmesinde bulundu.
“Yurttaşlık eşitliktir”
Açıklamanın önemli başlıklarından birini de yurttaşlık anlayışı oluşturdu. Eğitim-İş, Cumhuriyetin yurttaşlık anlayışının farklı kimlikleri inkâr etmediğini, ancak yurttaşları etnik, dinsel veya mezhepsel aidiyetlerine göre siyasal kategorilere ayırmadığını belirtti.
“Her yurttaşı kökenine, inancına ve aidiyetine bakmaksızın aynı hukuk düzeninin eşit ve asli unsuru” olarak gören bir yurttaşlık anlayışının savunulduğu açıklamada, haklarda eşitlik ile kimliklere göre siyasal statü dağıtılmasının birbirinden farklı olduğu vurgulandı.
Türkiye’nin toplumsal bütünlüğünü tehdit eden unsurun farklılıkların varlığı değil, bu farklılıkların siyasal ayrışmanın ve ayrı statülerin gerekçesine dönüştürülmesi olduğu savunuldu.
Eğitim-İş, milyonlarca yurttaşın etnik kökeni, inancı veya yaşam biçiminden bağımsız olarak hayat pahalılığı, işsizlik, güvencesizlik, yoksulluk ve adaletsizlik gibi ortak sorunlarla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekerek, Türkiye’nin ihtiyacının daha fazla kimlik siyaseti değil; demokrasi, eşitlik, adalet ve sosyal devlet olduğunu belirtti.
“Cumhuriyet pazarlık konusu değildir”
Eğitim-İş’in açıklamasında en güçlü vurgu Cumhuriyetin temel niteliklerine yapıldı.
Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden yeniden şekillendirildiği bir dönemde Türkiye’nin Cumhuriyetin ortak yurttaşlık zemininden uzaklaştırılmasının ülkeyi bölgesel çatışmalara daha açık hale getireceği savunuldu.
Açıklamada, “Cumhuriyetin üniter yapısı, laik ve demokratik niteliği, hukuk devleti ilkesi ve halk egemenliği bizim için bir pazarlık konusu değildir” denildi.
Cumhuriyetin yeniden kurulacak herhangi bir siyasi denklemin değişkeni olmadığı belirtilerek, Cumhuriyetin temel niteliklerinin siyasi hesaplarla aşındırılamayacağı ve anayasal düzenin dışına taşınamayacağı ifade edildi.
Eğitim-İş, Türkiye’nin geleceğinin bölgesel güçlerin veya emperyal hesapların şekillendirdiği kimlik siyasetinde değil, Cumhuriyetin ortak yurttaşlık temelinde olduğunu savundu.
Toplumsal barışın güvencesi laik ve bilimsel eğitim
Açıklamada toplumsal barışın yalnızca siyasi düzenlemelerle değil, eğitim politikalarıyla da doğrudan bağlantılı olduğu belirtildi.
Çocukların etnik, dinsel ve mezhepsel kimlikler üzerinden ayrıştırıldığı; eğitimin gericileştirildiği, piyasalaştırıldığı ve kamusal niteliğinden uzaklaştırıldığı politikaların toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyeceği ifade edildi.
Eğitim-İş, laik, bilimsel, kamusal, eşit ve nitelikli eğitimi toplumsal bütünleşmenin temel zemini olarak tanımladı.
Okulların çocukların birbirlerinden ayrılmayı değil, birlikte yaşamayı öğrendiği; farklılıkların düşmanlık değil zenginlik olarak görüldüğü ve ortak yurttaşlık bilincinin geliştirildiği kurumlar olması gerektiği belirtildi.
“Gerçek barış yalnızca silahların susması değildir”
Eğitim-İş, açıklamasının sonunda kendi barış anlayışını şu çerçevede ortaya koydu:
Silahların susmasının ve insanların ölmemesinin gerekli olduğu belirtilirken, gerçek barışın bundan daha geniş bir toplumsal ve siyasal zemine ihtiyaç duyduğu ifade edildi.
Sendikaya göre gerçek barış; yurttaşların özgürce konuşabildiği, demokratik siyasetin işlediği, hukukun herkese eşit uygulandığı, emeğin sömürülmediği, çocukların laik ve bilimsel eğitim aldığı, kadınların ve gençlerin kendilerini güvende hissettiği ve halk egemenliğinin gerçek anlamıyla hayata geçtiği bir düzenle mümkün olabilir.
Eğitim-İş, halkın barış ve huzur arzusunun siyasi iktidarın çıkarlarına, yeni anayasa hesaplarına veya iktidarın kendi geleceğini güvence altına alma arayışına araç edilmesine karşı çıktı.
Açıklamada, barış adına otoriterliğe yeni bir alan açılmasına, demokratik itirazlar bastırılırken farklı aktörlere ayrıcalıklı siyasal alanlar yaratılmasına ve terör örgütü ile yöneticilerinin siyasal meşruiyet odağına dönüştürülmesine karşı durulacağı belirtildi.
Eğitim-İş, kendi barış anlayışını ise Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyetin çatısı altında, özgür, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinde bütün yurttaşların huzur içinde yaşaması olarak tanımladı.
Açıklama, Cumhuriyetin üniter yapısının, anayasal niteliklerinin ve laik-demokratik rejimin tartışma konusu yapılamayacağı vurgusuyla sona erdi.
Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu, “Hiçbir siyasi hesap Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin üstünde görülemez” diyerek, Cumhuriyet değerlerinin, hukuk devletinin, halk egemenliğinin ve Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin savunulacağını bildirdi.
Haber Merkezi
