Bu haftaki inceleyeceğimiz kitap, Avusturyalı yazar Thomas Bernhard’ın Düzelti adlı romanı. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitap, Bernhard’ın kendine özgü anlatımıyla insanın zihinsel dünyasını, takıntılarını, yalnızlığını ve düşüncenin insanı nasıl kuşatabileceğini ele alan bir roman.
Kitabın ana karakteri Roithamer’dır. Roithamer’ın yakın arkadaşı olan anlatıcı ve Höller’le birlikte üçlü bir yapı oluştururlar. Her ne kadar arkadaş olsalar da birbirlerinden oldukça farklı kişiliklere sahip bu üç insanın dünyası, roman boyunca özellikle Roithamer’ınkarakteri ve düşünceleri etrafında şekillenir. Roithamer’ın ölümünün ardından, onun geride bıraktığı yazıları okuyan anlatıcı, bize Roithamer’ın hayatını, düşüncelerini ve giderek daha fazla içine kapandığı zihinsel dünyasını aktarmaya başlar. Böylece roman, yalnızca Roithamer’ın hayatını anlatmakla kalmaz; onun düşüncelerinin, takıntılarının ve dünyaya bakışının anlatıcının zihninde yeniden kurulmasına dönüşür.
Roithamer oldukça enteresan bir karakter. Aslında bunu kitabın neredeyse her sayfasında hissediyoruz. Ancak Roithamer’a geçmeden önce, onu çevreleyen iki arkadaşından biraz söz etmek gerekiyor. İsmini hiçbir zaman öğrenemediğimiz anlatıcı, Roithamer’ın hayatını ve düşüncelerini bize aktaran kişi. Höller ise daha sessiz, daha geri planda duran bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Fakat her ikisinin de Roithamer karşısında benzer bir konumda olduğunu görüyoruz: Roithamer’ıyücelten, onun düşüncelerine büyük bir değer atfeden ve bir anlamda ona hayranlık duyan insanlar. Özellikle anlatıcının Roithamer’abakışında, sıradan bir arkadaşlıktan çok daha fazlasını hissetmek mümkün. Roithamer’ındüşünceleri, zekâsı ve kişiliği karşısında duyulan bu hayranlık, zaman zaman onu neredeyse kusursuz ve ulaşılmaz bir figüre dönüştürüyor. Höller ise bu ilişkinin daha sessiz tarafında duruyor; fazla konuşmuyor, kendisini ortaya koymuyor ve Roithamer’ın güçlü kişiliğinin yanında adeta geri çekiliyor. Bu nedenle üçlü arasındaki ilişkiye baktığımızda, aslında eşitler arasında kurulmuş bir arkadaşlıktan ziyade Roithamer’ın merkezde olduğu bir yapı görüyoruz.
Roithamer’ın çocukluk döneminde yaşadığı aile travmaları ve özellikle annesiyle olan ilişkisi, onun kişiliğinin ve hayata bakışının şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir. Roithamer, çocukluğundan itibaren içinde bulunduğu topluma, ailesine ve hatta doğup büyüdüğü topraklara karşı aykırı bir karakter olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle onun hiçbir zaman kendisini gerçekten bir yere ait hissedemediği çıkarımını yapmak mümkün. Sanki bulunduğu her yerde biraz yabancı, her şeyin karşısında ise sürekli itiraz eden bir tarafı vardır.
Bir bilim insanı ve düşünür olarak Roithamer, hayallerini gerçekleştirebilmenin yolunun başkalarının ne söylediğine kulak asmamaktan ve istediği şey konusunda ısrarcı olmaktan geçtiğine inanır. Kendi düşüncesinin doğruluğuna duyduğu inanç o kadar güçlüdür ki, çevresindeki insanların fikirleri onun için çoğu zaman dikkate alınması gereken bir sınır olmaktan çıkar.
Roithamer’ın hayata karşı zaman zaman rahatsız edici fikirleri vardır ve bu rahatsız edicilik, çoğu zaman düşüncelerinin keskinliğinden kaynaklanır. Başkalarının düşüncelerini önemsemez; hatta kendi düşüncelerini üstün görerek çevresindekileri küçümseyen, oldukça belirgin bir kibire sahiptir. Kendi doğrularından o kadar emindir ki, farklı düşünen insanlara karşı neredeyse hiçbir hoşgörü göstermez.
Fakat kitapta beni en fazla rahatsız eden noktalardan biri, Roithamer’ın kadınlara yönelik düşünceleri ve kadın karakterlere yaklaşımı oldu. Bunu bütün kadınlara yönelik, baştan sona sistematik bir kadın düşmanlığı olarak tanımlamak belki fazla iddialı olabilir; ancak kadınlara ilişkin bazı düşünceleri ve ifadeleri son derece rahatsız edici. Özellikle Roithamergibi zekâsı, düşünsel üretimi ve kararlılığı sürekli öne çıkarılan bir karakterin, kadınlara bakışındaki küçümseyici ve indirgemeci tavır, karakterin hayranlık uyandıran taraflarının yanında ciddi bir çatlak oluşturuyor. Bence kitabın en rahatsız edici taraflarından biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor: Bir insanı düşünsel olarak ne kadar güçlü ve etkileyici bulursak bulalım, bu onun bütün fikirlerini değerli ya da savunulabilir kılmıyor.
Roithamer, çılgınca ve radikal fikirlere sahip olan; kendi düşüncelerini mutlak bir doğru gibi benimseyen, entelektüel olarak kendisinden daha zayıf gördüğü kişileri küçümseyen, karamsar ve melankolik bir karakterdir. İşin özünde ise onun bütün bu özellikleri, dünyayla ve insanlarla kurduğu sorunlu ilişkinin bir yansıması gibidir.
Kitabın ilk bölümü, isimsiz anlatıcı olan arkadaşının gözünden Roithamer’ı anlattığı bölüm. Bu bölüm benim için zaman zaman daha yavaş ilerledi. İkinci bölüm ise Roithamer’ıngeride bıraktığı notlardan oluştuğu için, benim açımdan çok daha hızlı ve akıcı ilerledi.
Roithamer’ın notlarını okurken zaman zaman ona karşı merhamet duyuyorsunuz. Özellikle çocukluğuna ve annesiyle olan ilişkisine baktığınızda, annesine duyduğu nefreti anlamaya başlıyorsunuz. Yaşadığı travmaların onun karakterini ve düşünce dünyasını nasıl şekillendirdiğini görmek mümkün. Fakat bu nefretin bütün kadınlara yönelik bir genellemeye dönüşmesi benim için oldukça rahatsız ediciydi. Annesine karşı duyduğu öfkenin nedenlerini anlayabiliyor olsam da, bunu kadınlara yönelik daha geniş ve küçümseyici bir bakışa dönüştürmesini kabul etmekte zorlandım.
Roithamer’ın düşüncelerine zaman zaman hak veriyor, ancak düşüncelerindeki keskinlikten de ürküyorsunuz. Çünkü onun için düşünmek yalnızca bir sorgulama biçimi değil; çoğu zaman kesin hükümlere ulaşmanın bir yolu. Bu kesinlik, karakteri bir yandan etkileyici kılarken diğer yandan oldukça rahatsız edici bir hâle getiriyor.
Sonuç olarak Düzelti, benim için Roithamer’ındüşünceleriyle hem yakınlık kurduğum hem de ondan rahatsız olduğum bir kitap oldu. Çocukluğunda yaşadıklarını, annesine duyduğu nefreti ve dünyaya karşı geliştirdiği mesafeyi anlamak mümkün; fakat düşüncelerinin keskinliği ve özellikle kadınlara yönelik genellemeleri, bu anlayışın önüne geçen bir rahatsızlık yaratıyor. Kız kardeşi için tasarladığı koni ise Roithamer’ın zihninin nasıl çalıştığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri. Bir fikri yalnızca düşünmekle kalmayıp onu sonuna kadar götürmesi, kendi doğrusu uğruna her şeyi yeniden şekillendirmesi hem etkileyici hem de ürkütücü. Sanırım kitabın bende bıraktığı en güçlü duygu da bu oldu: Roithamer’ıanlamaya çalışırken, onun düşüncelerinin keskinliğinden kendimi zaman zaman rahatsız ve huzursuz hissederken buldum.
