Bugün, yıllar önce vizyona girmiş olmasına rağmen hâlâ çok konuşulan ve hafızalarda yerini koruyan bir filmi inceleyelim: Dedemin İnsanları.

Çağan Irmak’ın yönetmenliğini yaptığı film, 2011 yılında vizyona girmiştir.

Çağan Irmak’ın kendi hayatından ve çocukluk anılarından izler taşıyan Dedemin İnsanları, Ege’nin küçük bir kasabasında yaşayan 10 yaşındaki Ozan’ın dünyasından mübadele, aidiyet ve ötekileştirme meselelerine bakar.

Ozan’ın dedesi Mehmet, 1923 Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi kapsamında Girit’ten Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan insanlardan biridir. Ege’nin küçük bir kasabasında büyüyen Ozan’ın dünyası ise büyüklerin taşıdığı geçmişle, küçük bir yerde büyümenin getirdiği dedikodular ve önyargılarla giderek değişir. Çocukların dedesiyle, Giritli ve Yunan kökenli olması üzerinden dalga geçmesi, Ozan’ın küçük dünyasında derin izler bırakır.

Mehmet Bey; adalet duygusu güçlü, merhametli, vicdanlı ve kültürlü bir insandır. Bu nedenle çevresindeki insanların önyargılarını ve dedikodularını hayatının merkezine koymaz. Fakat torunu Ozan’ın bütün bunlardan etkilenmesi, onun için çok daha ağır bir meseledir.

Mehmet’in karakteri ve hayata karşı duruşu, zamanla Ozan’ın kişiliğini de olumlu yönde şekillendirecektir. Çünkü Ozan yalnızca dedesinin geçmişini değil, onun insana bakışını ve hayata karşı duruşunu da miras alacaktır.

Mehmet Bey, ailesiyle birlikte Girit’ten zorlu koşullar altında Ege’ye göç ettirilmiştir. Bir yanda doğup büyüdüğü, çocukluğunu ve gençliğini bıraktığı topraklar; diğer yanda artık yurdu olarak kabul ettiği yeni bir hayat vardır.

Mehmet Bey, geldiği topraklara zamanla bağlansa da doğduğu topraklara duyduğu hasret hiçbir zaman dinmez. Ancak yasaklar, darbeler ve dönemin siyasal koşulları nedeniyle Girit’e dönme hayalini bir türlü gerçekleştiremez.

Girit’e duyduğu özlem, Mehmet Bey’in hayatının son döneminde de peşini bırakmaz. Yıllar sonra ise Ozan, dedesinin gerçekleştiremediği bu hayali gerçekleştirir ve onun yarım kalan yolculuğunu tamamlar.

Bir savaşın ardından yapılan bir anlaşmayla insanlar; doğdukları, büyüdükleri, kendilerini ait hissettikleri topraklardan, sevdiklerinden ve komşularından koparıldı. 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, yalnızca insanların bir yerden başka bir yere taşınması değildi. Milyonlarca insanın hayatına dokunan, köklerinden koparılmayı beraberinde getiren büyük bir toplumsal kırılmaydı.

Üstelik insanlar gittikleri yerde de geride bıraktıkları topraklarda da kendilerini bütünüyle ait hissedemediler. Bir anlamda arafta kaldılar. Peki insan, doğduğu topraklardan koparıldığında nereye aittir? Doğduğu yer mi, yaşadığı yer mi, yoksa hatıralarının bulunduğu yer mi onun yurdudur?

Dedemin İnsanları tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Film, savaşın karanlık yüzünü yalnızca cephede yaşananlarla sınırlamıyor; savaş bittikten sonra insanların hayatlarında açılan yaraları gösteriyor. Bir savaş meydanında ölenlerin sayısı ölçülebilir. Fakat yerinden edilen, sevdiklerinden koparılan, aidiyeti elinden alınan insanların yaşadığı sosyal ve psikolojik yıkımın ölçüsü yoktur.

Dedemin İnsanları, bütün bu büyük tarihsel kırılmayı küçük bir çocuğun dünyasından anlattığı için bu kadar dokunaklı. Film, savaşın ve mübadelenin yalnızca tarihin sayfalarında kalmadığını; insanların özlemlerinde, suskunluklarında ve yarım kalan hayatlarında yaşamaya devam ettiğini hissettiriyor. Belki de filmin en güçlü tarafı, bize geçmişi anlatırken aslında çok basit ama çok ağır bir soru bırakması: İnsanın ait olduğu yer elinden alındığında, geriye ne kalır?