Latin Amerika ülkesi Bolivya, bir aydan uzun süredir kitlesel protestolarla sarsılıyor. Başlangıçta ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve özelleştirme politikalarına karşı başlayan eylemler, zamanla Devlet Başkanı Rodrigo Paz'ın istifasını talep eden geniş çaplı bir siyasi harekete dönüştü.
Madenciler, sendikalar ve yerli toplulukların öncülük ettiği gösteriler ülkenin birçok bölgesine yayılırken, yol kapatma eylemleri, işgaller ve kitlesel yürüyüşler günlük yaşamı etkiliyor. Hükümet güçleriyle göstericiler arasında yaşanan çatışmalarda en az yedi kişi hayatını kaybetti.
KRİZİN KÖKLERİ
Bugünkü gerilimin arka planında yıllara yayılan siyasi ve ekonomik kırılmalar bulunuyor. 2006 yılında ülkenin ilk yerli devlet başkanı olarak göreve gelen Evo Morales, 2019 yılında sağcı bir askeri darbeyle iktidardan uzaklaştırıldı. Morales'in ardından iktidara gelen Sosyalizme Doğru Hareket (MAS), Luis Arce liderliğinde yeniden yönetimi devralsa da ekonomik sorunlar ve siyasi ayrışmalar ülkeyi istikrarsızlıktan çıkaramadı.
Son yıllarda döviz rezervlerinin erimesi, akaryakıt sıkıntısı ve yükselen enflasyon Bolivya ekonomisini ağır bir krize sürükledi. Geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerde ise sağcı aday Rodrigo Paz'ın iktidara gelmesi yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
PROTESTOLAR NASIL BÜYÜDÜ?
Paz yönetiminin göreve gelmesinin ardından uygulamaya koyduğu neoliberal ekonomi politikaları, vergi afları ve yerli toplulukların topraklarına ilişkin düzenlemeler geniş kesimlerin tepkisini çekti.
Mayıs ayında köylülerin toprak yasasına karşı başlattığı protestolar kısa sürede öğretmenler, madenciler ve işçilerin katılımıyla büyüdü. Başkent La Paz'a yürüyen göstericiler hükümetin istifasını talep ederken, güvenlik güçlerinin müdahalesi gerilimi daha da artırdı.
Bugün ülkenin birçok bölgesinde barikatlar kurulurken, bazı yerlerde petrol tesisleri ve stratejik altyapılar işgal ediliyor. Özellikle yerli nüfusun yoğun olarak yaşadığı kırsal bölgeler protestoların merkez üssü haline gelmiş durumda.
HÜKÜMETİN YANITI: BASKI VE TAVİZ
Artan toplumsal baskı karşısında Paz yönetimi bir yandan güvenlik önlemlerini artırırken diğer yandan kabinede değişikliklere gitti. Çalışma, Eğitim ve Savunma bakanlarının istifalarıyla hükümet tansiyonu düşürmeye çalışsa da protestolar durmadı.
Paz'ın olağanüstü yetkilerini genişletmesi ve sıkıyönetim seçeneğini gündeme getirmesi ise muhalefet tarafından sert şekilde eleştirildi. Uzmanlar, hükümetin giderek daha fazla güvenlik aygıtlarına dayanmasının ülkedeki siyasi kutuplaşmayı derinleştirdiğini belirtiyor.
LİTYUMUN GÖLGESİNDE JEOPOLİTİK MÜCADELE
Bolivya'daki kriz yalnızca iç politikayla sınırlı değil. Ülke, doğal gaz ve maden kaynaklarının yanı sıra dünyanın en büyük lityum rezervlerinden birine sahip. Arjantin ve Şili ile birlikte oluşturduğu "Lityum Üçgeni", elektrikli araç bataryalarından yüksek teknoloji ürünlerine kadar birçok sektör için stratejik önem taşıyor.
Bu nedenle Bolivya'daki gelişmeler uluslararası aktörler tarafından da yakından izleniyor. ABD yönetimi protestoları hükümete karşı bir darbe girişimi olarak değerlendirirken, bazı Latin Amerika ülkeleri Paz yönetimine açık destek verdi.
Öte yandan Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro yaşananları bir halk ayaklanması olarak tanımlayarak arabuluculuk teklifinde bulundu. Diplomatik gerilimlerin de eşlik ettiği süreç, Bolivya krizinin bölgesel boyutunu ortaya koyuyor.
KRİTİK EŞİK
Bir ayı aşkın süredir devam eden protestolar, yüzlerce barikat ve stratejik tesislere uzanan işgaller Bolivya'yı kritik bir dönemece taşımış durumda. Hükümetin baskı politikaları ile sokaktaki direniş arasındaki mücadele sürerken, ülkenin geleceğini belirleyecek siyasi hesaplaşmanın önümüzdeki günlerde daha da sertleşebileceği değerlendiriliyor.
Bolivya'da gözler şimdi hem hükümetin atacağı adımlarda hem de sokaktaki hareketin gücünü koruyup
koruyamayacağında.
Kaynak: evrensel
