Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün yönetmen Bingöl Elmas’ın “Şiirli Oda’nın İzinde” adlı belgeseli için verdiği yapım desteğini faiziyle birlikte geri istemesi, sinemada kamu desteklerinin sınırları ve ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Bakanlığın resmi bildiriminde filmin proje dosyasındaki senaryoyla uyumlu olmadığı ve teknik koşulları karşılamadığı gerekçeleri yer aldı. Elmas ise Bakanlık yetkilileriyle yaptığı telefon görüşmelerinde kendisine filmin “politik” bulunduğunun ve Kapadokya’daki tahribata ilişkin anlatının eleştiri konusu yapıldığının söylendiğini aktarıyor.
Pusula Bülten’e konuşan Elmas, yaşadığı sürecin yalnızca kendi belgeseli üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyor. Yönetmene göre asıl tartışılması gereken mesele, kamu desteklerinin hangi ölçütlerle verildiği, tamamlanan filmlerin kimler tarafından değerlendirildiği ve bu süreçlerin sanatçılar üzerinde otosansür yaratıp yaratmadığı.
Kapadokya’nın hafızasının izinde
“Şiirli Oda’nın İzinde”, Kapadokya’da yaşayan yerel tarihçi ve çevre aktivisti Mükremin Tokmak’ın hikâyesini merkezine alıyor. Film; bölgenin kültürel hafızasını, mübadeleyi ve yerel tarihi anlatırken Kapadokya’da turizm ve ekonomik faaliyetlerle birlikte yaşanan dönüşümü ve tahribat iddialarını da ele alıyor.
Elmas, bu başlıkların projeye sonradan eklenmediğini, Bakanlığa sunulan sinopsis ve senaryoda da yer aldığını belirtiyor. Buna rağmen tamamlanan filmin kabul edilmemesini ve desteğin faiziyle geri istenmesini eleştiriyor.
Elmas, Bakanlığın resmi gerekçeleriyle kendisine telefon görüşmelerinde aktarılanların birbirinden farklı olduğunu savunarak şöyle konuşuyor:
“Asıl gerekçe bu değil, hepimiz biliyoruz. Asıl gerekçe, Kapadokya’daki tahribatı anlattığım ve filmin bir bölümünde bundan bahsettiğim için kendisini bu tahribattan sorumlu hisseden Bakanlığın bunu muhalefet olarak görmesi ve dolayısıyla cezalandırmak istemesiydi.”
Bu ifadeler Elmas’ın Bakanlık kararına ilişkin değerlendirmesini oluşturuyor.
“Belgeselde senaryoya birebir bağlılık beklenemez”
Bakanlığın gerekçelerinden biri olan “senaryoyla uyumsuzluk” meselesine de itiraz eden Elmas, belgesel sinemanın gerçek kişileri ve gelişen olayları takip eden yapısı nedeniyle proje aşamasındaki senaryonun değişmez bir metin olarak değerlendirilemeyeceğini söylüyor.
Karakterlerin yaşamında yeni gelişmeler yaşanabileceğini ve hikâyeye yeni katmanlar eklenebileceğini belirten Elmas, kendi filminin ise buna rağmen başvuruda sunduğu çerçeveyle örtüştüğünü savunuyor. Filmin teknik olarak da ulusal ve uluslararası festivallere başvurabilecek standartlarda olduğunu ifade ediyor.
“Bakanlık versiyonu” tartışması
Söyleşinin dikkat çeken bölümlerinden biri ise Elmas’ın sinema sektöründe kullanılmaya başladığını söylediği “Bakanlık versiyonu” ifadesi.
Elmas’a göre bazı sinemacılar kamu desteğine başvururken projelerinin içeriğini daha baştan bu mekanizmaya göre şekillendiriyor:
“Bakanlığa sunulacak proje ya da ‘Bakanlık versiyonu’ diye adı konulan bir durum var. Bunun anlamı şu: Siz her konuyu oraya sunamıyorsunuz. Ya da gönderdiğiniz filme istediğiniz her şeyi eklemiyorsunuz.”
Elmas, verilen desteğin daha sonra faiziyle geri istenebilmesi ihtimalinin özellikle ekonomik olarak kırılgan durumdaki bağımsız sinemacılar üzerinde caydırıcı bir etki yaratabileceğini düşünüyor.
“Yalnızca ekonomik bir yaptırım değil”
Elmas’a göre desteğin faiziyle geri talep edilmesi yalnızca maddi sonuçları olan bir karar olarak değerlendirilmemeli.
Yönetmen bunu, “Hem ekonomik olarak sizi iş üretemez hâle getirmek hem de diğer sinemacılara gözdağı vermek” sözleriyle değerlendiriyor ve destek mekanizmasının içerikleri belirleyen bir araca dönüşmemesi gerektiğini savunuyor.
Kamu kaynaklarının sanatçının eleştirel tutumundan bağımsız olarak erişilebilir olması gerektiğini söyleyen Elmas, “Kamu demek biz demek, bizim vergilerimiz demek. Bu desteklere erişebilmek de sanatçı olarak hakkımız” diyor.
Kabul sürecinde şeffaflık tartışması
Elmas’ın gündeme getirdiği bir başka başlık, tamamlanan filmlerin kabul sürecindeki değerlendirme mekanizması.
Yönetmen, destek aşamasındaki kurul ile filmin tesliminden sonraki değerlendirmeyi yapan yapının farklı olduğunu; ikinci aşamada karar veren kişilerin kimlikleri, sektörel deneyimleri ve değerlendirme ölçütleri konusunda yeterli bilgi sahibi olmadıklarını söylüyor.
Ayrıca verilen kararlara karşı etkili bir itiraz veya yeniden değerlendirme mekanizmasının bulunmadığını belirterek sistemin daha özerk ve sektör temsilcilerinin daha belirleyici olduğu bir yapıya kavuşturulması gerektiğini savunuyor.
“Bunlar zaten oluyor”
Elmas, kendi yaşadığı sürecin sektörde tek örnek olmadığını da öne sürüyor. Görüştüğü bazı sinemacılardan filmlerin belirli sahnelerin çıkarılması talebiyle geri gönderildiğini duyduğunu belirten yönetmen, bu kişilerin kamuoyu önünde konuşmadıkları için söz konusu örneklerin ayrıntılarını paylaşamayacağını özellikle ifade ediyor.
Bu noktada Elmas’ın anlattıkları, kendi görüşmeleri ve edindiği duyumlara dayanıyor.
Sinemada görünürlüğü giderek azalan konular arasında LGBTİ+’ları, Kürtçe filmleri ve Kürt meselesini, kadın haklarını, çevre mücadelelerini ve Gezi’yi sayan Elmas, bu alanlarda doğrudan bir yasaktan ziyade destek, festival seçkileri ve finansmana erişim aşamalarında oluşan görünmez sınırların tartışılması gerektiğini düşünüyor.
Pusula Bülten’in, “Bugün ‘politik’ denilerek kabul edilmeyen bir belgeselin yarın başka bir yönetmene ‘fazla çevreci’, ‘fazla kadın odaklı’, ‘fazla muhalif’ ya da ‘fazla rahatsız edici’ denilerek reddedilmeyeceğini kim garanti edebilir?” sorusuna Elmas’ın yanıtı kısa:
“Bunlar zaten oluyor. Ama insanlar bu kavgaya katılmak istemiyor.”
“Şiirli Oda’nın İzinde” üzerinden başlayan tartışma böylece tek bir filmin kabul edilip edilmemesinin ötesine geçiyor. Tartışmanın merkezinde, kamu kaynaklarıyla desteklenen sinemada kararların hangi ölçütlerle verildiği, sanatçının kamu kurumlarını eleştirme alanının nerede başlayıp nerede bittiği ve destek sisteminin içerik üzerinde caydırıcı bir etki yaratıp yaratmadığı soruları bulunuyor.
Kaynak:Evrensel Gazetesi