İsrail merkezli Israel Hayom gazetesinin haberine göre Suudi Arabistan, Yemen’de Sanaa yönetimine bağlı güçlerin Babülmendep çevresindeki faaliyetlerini engellemek amacıyla bölgesel ve uluslararası destek arayışına girdi.
Haberde, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın bu kapsamda Körfez ülkeleri ve Mısır’la doğrudan temas kurduğu, İsrail’e yönelik talebin ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) üzerinden iletildiği öne sürüldü.
Riyad’ın öncelikli talebinin istihbarat desteği ve Yemen güçlerinin Babülmendep üzerindeki etkisini sınırlandırmaya yönelik başka türden askeri ve güvenlik yardımları olduğu aktarıldı.
Riyad aynı anda üç cephede sıkışıyor
Suudi Arabistan açısından sorun yalnızca Yemen sahasındaki gelişmelerden ibaret değil.
Krallığın petrol ihracatını dünya piyasalarına ulaştırmasında kritik öneme sahip güzergâhlar aynı anda ciddi bir güvenlik baskısıyla karşı karşıya. Doğuda Hürmüz Boğazı, güneyde Babülmendep ve Kızıldeniz hattı Riyad açısından stratejik kırılganlık alanlarına dönüşmüş durumda.
Bu tablo, Suudi Arabistan’ın yıllardır ABD güvenlik şemsiyesine dayanarak oluşturduğu bölgesel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor.
Washington’ın askeri gücüne yaslanan Körfez monarşileri, bölgedeki dengelerin değişmesiyle birlikte kendi güvenliklerini doğrudan sağlayabilecek kapasite sorunuyla karşı karşıya kalıyor.
Yemen sahası Riyad için giderek büyüyen sorun
Yemen savaşı Suudi Arabistan açısından yeni bir mesele değil. Ancak Riyad’ın yıllardır sürdürdüğü askeri ve siyasi müdahale, Yemen’de beklenen sonucu yaratmadı.
Bugün gelinen noktada Suudi Arabistan, Yemen’deki güçlerin Kızıldeniz ve Babülmendep hattındaki etkisini sınırlandırmak için yeniden dış desteğe ihtiyaç duyuyor.
İsrail basınına yansıyan son gelişmeler, savaşın Riyad açısından yalnızca Yemen sınırları içerisinde yürütülen bir mücadele olmaktan çıktığını gösteriyor. Enerji ihracatının güvenliği, deniz ticaret yolları ve bölgesel askeri dengeler doğrudan savaşın parçası haline geliyor.
Körfez ülkeleri İran’la görüşmek zorunda kalıyor
Riyad’ın yaşadığı sıkışmanın bir diğer göstergesi ise Körfez ülkelerinin İran’la temaslarını artırması.
Umman’da Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması planlanan görüşme bu açıdan önem taşıyor. Görüşmelerin merkezinde Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenliği ve geçici bir düzenleme oluşturulması bulunuyor.
Buradaki temel çelişki açık: Körfez monarşileri bir yandan İran’ı bölgesel tehdit olarak tanımlayan ABD merkezli güvenlik politikasının parçası olurken, diğer yandan enerji ve ticaret yollarının güvenliği için Tahran’la diplomatik temas kurmak zorunda kalıyor.
Bu durum, Washington’ın bölgeye dayattığı güvenlik mimarisinin sınırlarını da ortaya koyuyor.
Washington’dan beklenen destek gelmeyince hesaplar değişiyor
Riyad’ın Washington’dan Yemen sahasında daha güçlü bir müdahale talep ettiği, ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın doğrudan askeri müdahaleye sıcak bakmadığı belirtiliyor.
Suudi yönetimi açısından bu tutum ciddi bir uyarı niteliğinde.
Çünkü Riyad’ın yıllardır dayandığı temel denklem, ABD askeri gücünün Körfez monarşilerinin güvenliğini garanti altına alması üzerine kuruluydu. Ancak bölgesel çatışmaların genişlediği ve aynı anda birden fazla stratejik hattın tehdit altında bulunduğu koşullarda Washington’ın sınırsız bir güvenlik garantisi vermemesi, bu denklemin sorgulanmasına yol açıyor.
İsrail’den destek arayışının da bu nedenle CENTCOM üzerinden yürütülmesi dikkat çekiyor. Böylece İsrail’in bölgesel güvenlik denklemindeki rolü ile ABD askeri komuta yapısı arasındaki bağ bir kez daha görünür hale geliyor.
Körfez monarşileri kendi çıkmazlarını yaratıyor
Körfez ülkelerinin İran’la diplomatik temas arayışı, Washington çizgisinden bütünüyle kopuş anlamına gelmiyor.
Ancak Riyad ve diğer Körfez başkentleri açısından artık başka bir gerçeklik ortaya çıkıyor: ABD’nin askeri gücüne bütünüyle yaslanarak bölgesel güvenliği garanti altına alma politikası giderek daha fazla sorgulanıyor.
Bir tarafta Hürmüz, diğer tarafta Babülmendep ve Kızıldeniz...
Enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması için hayati önemdeki güzergâhların aynı anda baskı altına girmesi, Körfez monarşilerini diplomatik manevralara zorluyor.
Bu nedenle Umman’daki görüşmeler yalnızca İran ile Körfez ülkeleri arasındaki bir diplomatik temas olarak okunmamalı. Görüşmeler aynı zamanda Washington’a verilen bir mesaj niteliği taşıyor: Körfez yönetimleri, ABD’nin bölgesel savaşlarda kendileri adına sınırsız risk üstlenmesini bekleyemeyeceklerini görüyor.
Ortadoğu’da yıllardır savaş, silahlanma ve dış müdahale üzerinden kurulan düzenin faturası ise giderek büyüyor. Yemen, Gazze, Lübnan, Kızıldeniz ve Hürmüz hattındaki gelişmeler, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiğini gösteriyor.
Riyad’ın bugün İsrail’den, hem de CENTCOM üzerinden yardım araması ise bu tablonun en çarpıcı göstergelerinden biri.
Suudi Arabistan’ın içine sürüklendiği çıkmaz, yalnızca Yemen savaşının sonucu değil; ABD ve İsrail merkezli bölgesel güvenlik düzenine bağımlılığın da doğrudan sonucudur.
Kaynak:Yakın Doğu Haber
