Gazze’de geçen yıl ekim ayında yürürlüğe girdiği açıklanan “ateşkes”, Filistin halkına güvenlik ve yaşam hakkı sağlamadı. Aksine İsrail, anlaşmanın oluşturduğu diplomatik sis perdesinden yararlanarak sivillere, yerinden edilmiş ailelere ve Filistinli direniş örgütlerinin komuta kademesine yönelik saldırılarını kesintisiz biçimde sürdürdü.
Filistin kaynaklarının aktardığı verilere göre İsrail ordusu, ateşkesin ilanından bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 600 saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılarda 1.200’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Ateşkes öncesinde günde ortalama beş olarak açıklanan can kaybının son dönemde 10’a kadar yükselmesi, anlaşmanın sahadaki karşılığının ateşkes değil, kontrollü ve zamana yayılan bir imha politikası olduğunu gösterdi.
Bir günde 10 ayrı saldırı
İsrail’e ait insansız hava araçları, salı günü Gazze’nin nüfus yoğunluğu yüksek bölgelerinde sivil araçları ve halkın toplandığı noktaları hedef alan en az 10 saldırı düzenledi.
Gazze kentinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Emniyet Kavşağı yakınlarında gerçekleştirilen saldırıda bir sağlık çalışanı ile bir çocuk öldürüldü. Şeyh Aclin Mahallesi’nde sivil bir aracın vurulması sonucu Filistin İslami Cihad Hareketi’nin askerî kanadı Kudüs Tugayları komutanlarından Nemr İrşi yaşamını yitirdi, 10 Filistinli yaralandı.
Cibaliya Beled’in doğusundaki Halava Kampı’nda ise İsrail güçleri, yerlerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı çadırlara ateş açtı. Saldırıda yaşlı bir Filistinli hayatını kaybetti.
Reşid Caddesi üzerindeki 17 Kavşağı yakınlarında sivillerin hedef alınması sonucu bir kişi daha öldürüldü. Pasaportlar bölgesindeki başka bir saldırıda aralarında bir kadın ile çocuğun da bulunduğu üç Filistinli yaralandı.
Saldırıların birbirinden bağımsız askerî olaylar olmadığı; Gazze’de yaşamın yeniden kurulmasını engellemeyi, halkı sürekli ölüm tehdidi altında tutmayı ve Filistin direnişinin kadrolarını tek tek ortadan kaldırmayı amaçlayan sistematik bir stratejinin parçaları olduğu değerlendiriliyor.
İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde dahi ateşkesten bu yana Gazze’de “hiç durmayan bir takip operasyonu” yürütüldüğü kabul ediliyor. Bu tablo, ateşkes kavramının Tel Aviv yönetimi tarafından saldırıları durdurmak için değil, saldırıların biçimini değiştirmek için kullanıldığını ortaya koyuyor.
Kassam’ın Refah komutanına suikast
İsrail’in suikast politikasının son hedeflerinden biri, Hamas’ın askerî kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd oldu.
“Ebu Atiyye” adıyla bilinen Ebu Ubeyd’in, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’a bağlı Mevasi bölgesinde düzenlenen hava saldırısında öldürüldüğü açıklandı. Kassam Tugayları yayımladığı taziye mesajıyla komutanın ölümünü doğruladı.
Ebu Ubeyd, Mayıs 2025’te öldürülen Muhammed Şebane’nin ardından Refah Tugayının komutasını üstlenmişti. Daha önce Refah Tugayı Komutan Yardımcılığı ile Tel Sultan ve Yebna taburlarının komutanlığını da yürüten Ebu Ubeyd, Gazze’nin güneyindeki önemli saha komutanlarından biri olarak gösteriliyordu.
Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, saldırının sorumluluğunu üstlenirken İsrail ordusu ile iç istihbarat teşkilatı Şin Bet de operasyonun ortaklaşa gerçekleştirildiğini açıkladı.
Ebu Ubeyd’e yönelik suikast, Kassam Tugayları ve Kudüs Tugaylarının farklı bölgelerdeki saha komutanlarının art arda hedef alındığı bir dönemde gerçekleşti. Ateşkes koşulları altında sürdürülen bu saldırılar, İsrail’in anlaşmayı Filistin direnişinin askerî ve siyasi kadrolarını tasfiye edebilmek için kullandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Netanyahu’nun sandık hesabı Gazze’de can alıyor
Gazze’deki askerî tırmanışın İsrail iç siyasetinden bağımsız olmadığı belirtiliyor. Netanyahu yönetiminin seçimler öncesinde sağcı ve aşırı sağcı tabanını bir arada tutabilmek için savaşı ve suikastları siyasi araç olarak kullandığı değerlendiriliyor.
ABD yönetiminin tutumu ise Tel Aviv’in bu politikasını sınırlamak yerine ona diplomatik koruma ve zaman kazandırıyor. Aralarında Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın da bulunduğu Amerikalı yetkililerin, Hamas ile arabulucu ülkelerin Netanyahu üzerindeki seçim baskısını dikkate alması gerektiğini savunması, Gazze’deki anlaşmanın Filistinlilerin yaşam hakkına göre değil İsrail Başbakanı’nın siyasi geleceğine göre şekillendirildiğini gösteriyor.
Bu yaklaşım, Netanyahu hükümetine anlaşmanın ikinci aşamasına geçmekten kaçınma ve Gazze’de öngörülen idari düzenlemeleri belirsiz bir tarihe erteleme olanağı sağlıyor. Böylece Washington’ın “barış planı” olarak sunduğu süreç, sahada İsrail’in günlük saldırılarını ve siyasi suikastlarını sürdürebildiği bir oyalama mekanizmasına dönüşüyor.
Kushner, Yalta Avrupa Stratejisi Konferansı’ndaki konuşmasında İsrail’in 9 Eylül 2025’te Doha’da toplantı yapan üst düzey Hamas yöneticilerine yönelik saldırısının askerî açıdan başarısız kaldığını ve Tel Aviv’i uluslararası alanda yalnızlaştırdığını söyledi. Washington’ın bu tabloyu İsrail’e anlaşma imzalatmak için kullandığını belirten Kushner, Gazze’de kurulması planlanan yeni yönetimin görevi ancak silahsızlandırma konusunda ilerleme sağlandıktan sonra devralmasının beklendiğini ifade etti.
Bu koşul, Filistin halkına siyasi gelecek vadetmekten çok direnişi silahsızlandırmayı merkeze alan emperyalist bir vesayet planı olarak öne çıkıyor. Gazze’nin yönetiminin Filistinlilerin iradesine değil ABD ve İsrail’in güvenlik şartlarına bağlanması, “barış” söyleminin gerisindeki sömürgeci yaklaşımı açığa çıkarıyor.

Trump’tan Gazze’deki ölümlere küçümseyici sözler
ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de yaşananları “önemsiz” gösteren açıklamaları, Washington’ın İsrail saldırıları karşısındaki tutumunu bir kez daha ortaya koydu. Trump, İrlanda’da gazetecilere yaptığı açıklamada Gazze’nin artık eskisi kadar konuşulmadığını ileri sürdü.
Gazze’de çocuklar, sağlık çalışanları ve yerinden edilmiş siviller öldürülürken yapılan bu açıklama, ABD yönetiminin katliamı sona erdirmek yerine gündemden düşürmeye çalıştığını gösteriyor. Washington’ın askerî, siyasi ve diplomatik desteği sürdükçe Tel Aviv yönetimi, ateşkesi herhangi bir yaptırımla karşılaşmadan ihlal edebileceği geçici bir düzenleme olarak görüyor.
Bölgesel arabulucuların İsrail’in yüzlerce saldırısına karşı etkili bir yaptırım geliştirmemesi de bu cezasızlık düzenini besliyor. Her ihlalin yalnızca “endişe” açıklamalarıyla karşılanması, İsrail’e yeni saldırılar için daha geniş bir hareket alanı açıyor.
Yeni hedef Mescid-i Aksa’nın statüsü
Gazze’de saldırılar sürerken İsrail’in işgal altındaki Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yönelik girişimleri de yoğunlaşıyor. Hamas Siyasi Büro üyesi Besim Naim, Yahudi bayramları döneminde Mescid-i Aksa’ya yönelik hazırlanan planların külliyenin tarihî ve hukuki statüsünü değiştirme tehlikesi taşıdığı uyarısında bulundu.
Aşırı sağcı İsrailli siyasetçilerin açıklamaları, yerleşimci grupların baskınları ve Mescid-i Aksa’nın avlularında gerçekleştirilen Talmudik ayinler, bölgedeki mevcut durumun adım adım değiştirilmek istendiğine işaret ediyor.
Naim; ülkeleri, parlamentoları, siyasi örgütleri ve bölge halklarını geç olmadan harekete geçmeye çağırdı. Mescid-i Aksa’nın Filistin tarihinde işgale karşı toplumsal ayaklanmaların simgesel merkezlerinden biri olduğunu belirten Naim, İsrail’in tırmanışı sürdürmesinin geniş çaplı sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.
Gazze’de ateşkesi suikast rejimine dönüştüren İsrail yönetiminin Kudüs’te de fiilî durum yaratmaya çalışması, saldırganlığın yalnızca askerî hedeflerle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Amaç, Filistin halkının siyasal iradesini kırmak, direnişin kadrolarını ortadan kaldırmak ve işgal altındaki toprakların tarihî, hukuki ve demografik yapısını geri dönülmez biçimde değiştirmek.
Ateşkes perdesinin arkasındaki emperyalist düzen
Ortaya çıkan tablo, Gazze’deki ateşkesin Filistin halkını koruyan bağlayıcı bir anlaşma olmaktan çıkarıldığını gösteriyor. İsrail saldırmaya, ABD yönetimi siyasi ve askerî koruma sağlamaya, arabulucular ise ihlalleri sonuçsuz açıklamalarla geçiştirmeye devam ediyor.
Netanyahu’nun seçim hesapları uğruna Gazze’deki ölümlerin normalleştirilmesi, emperyalist merkezlerin “insan hakları” ve “uluslararası hukuk” söylemlerinin ne kadar seçici olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Filistinlilerin yaşam hakkı, Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ortaklığın ve İsrail iç siyasetinin ihtiyaçlarına feda ediliyor.
Gazze’de sivillere yönelik saldırılardan direniş komutanlarına düzenlenen suikastlara, Mescid-i Aksa’nın statüsünü değiştirme girişimlerinden Filistin’in geleceğini dışarıdan belirleme planlarına kadar uzanan süreç, birbirinden kopuk gelişmelerden oluşmuyor. Bütün bu adımlar, ABD desteğindeki İsrail işgalinin Filistin halkını teslim almaya yönelik çok yönlü savaşının parçalarını oluşturuyor.
Kaynak:Yakın Doğu Haber
