Suriye’de SDG’nin geleceği ve HTŞ ile entegrasyon tartışması
Yeryüzü TV’de yayımlanan programda Suriye’deki son gelişmelerin merkezinde, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Şam yönetimiyle yürüttüğü entegrasyon süreci yer aldı.
Alptekin Dursunoğlu, SDG’nin kendisini feshederek HTŞ yönetimiyle bütünleştiği yönündeki değerlendirmelerin, Suriye’de yeni bir siyasi ve güvenlik mimarisinin ortaya çıktığını gösterdiğini söyledi.
Dursunoğlu, Türkiye’de bazı çevreler tarafından gündeme getirilen “Suriye Kürtlerinin ikinci sınıf olmaktan çıktığı” ya da “Kürtlerin kimliklerini kazandığı” yönündeki söylemlerin ise mevcut metinlerle örtüşmediğini savundu.
Anlaşma çerçevesinde Kürtçenin eğitim alanındaki kullanımına ilişkin düzenlemelerin, merkezi eğitim sisteminin dışında ve sınırlı bir çerçevede ele alındığını belirten Dursunoğlu, bunun kapsamlı bir siyasi veya anayasal özerklik anlamına gelmediğini ifade etti.
“Suriye’de Kürtlerin kimliği yoktu” iddiasına itiraz
Programda Suriye’de Kürtlerin kimlik sorunu yaşadığı yönündeki iddialar da tartışıldı.
Dursunoğlu, Suriye'deki kimlik meselesinin yalnızca Kürtlerle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını belirterek, vatandaşlık statüsü bulunmayan farklı toplulukların da bulunduğunu söyledi.
Kürtlerin önemli bir bölümünün Suriye toplumunun ekonomik, eğitimsel ve bürokratik hayatında yer aldığını ifade eden Dursunoğlu, Suriye devletinin etnik kimlikler üzerinden kurulmuş bir devlet olmadığını savundu.
Bu noktada Suriye'nin resmi adının “Suriye Arap Cumhuriyeti” olduğuna dikkat çeken Dursunoğlu, devlet yapısının laik niteliğinin göz ardı edildiğini söyledi.
“Suriye Nusayri devleti değildi”
Dursunoğlu, Suriye'nin geçmiş yönetimine ilişkin “Nusayri devleti” tanımlamasını da eleştirdi.
2012 yılında Şam'daki Ulusal Güvenlik binasına düzenlenen saldırıyı örnek gösteren Dursunoğlu, saldırıda hayatını kaybeden üst düzey devlet yöneticilerinin farklı dini ve etnik kimliklerden geldiğini belirtti.
Dursunoğlu, dönemin Savunma Bakanı Davud Raciha'nın Hristiyan, İçişleri Bakanı Muhammed Şaar'ın Sünni, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hasan Türkmani'nin Türkmen ve Sünni, Asıf Şevket'in ise Alevi olduğunu hatırlattı.
Bu tabloyu Suriye devletinin mezhepçi bir yapı olarak tanımlanmasına karşı bir örnek olarak gösteren Dursunoğlu, Suriye'nin demokratik yapısı, yönetim biçimi ve siyasi uygulamalarının eleştirilebileceğini ancak bunun “Nusayri devleti” şeklinde genellenemeyeceğini savundu.
Suriye'deki savaş ve “iç savaş” tartışması
Programın dikkat çeken başlıklarından biri de Suriye'deki çatışmaların “iç savaş” olarak tanımlanması oldu.
Dursunoğlu, Suriye'deki savaşın yalnızca ülke içindeki aktörlerin çatışmasından ibaret olmadığını, dünyanın farklı bölgelerinden gelen silahlı grupların da çatışmalara dahil olduğunu söyledi.
Nijerya, Kırgızistan, Kanada ve farklı ülkelerden Suriye'ye gelen yabancı savaşçıların varlığına dikkat çeken Dursunoğlu, bu nedenle Suriye'deki çatışmaların klasik anlamda bir iç savaş olarak değerlendirilmesine itiraz etti.
Dursunoğlu'na göre Suriye'deki süreçte dış aktörlerin müdahalesi belirleyici oldu ve ülkenin siyasi yapısı bu müdahaleler sonucunda büyük ölçüde dönüştürüldü.
PYD, YPG ve SDG'nin ortaya çıkışı
Programda Kürt siyasi hareketinin Suriye savaşındaki konumu da ele alındı.
Dursunoğlu, savaşın ilk döneminde PYD'nin muhalif yapılara katılmak yerine “üçüncü yol” olarak tanımladığı bir çizgi izlediğini söyledi.
Bu dönemde Suriye yönetiminin bazı yerel savunma güçlerine silah ve destek sağladığını belirten Dursunoğlu, söz konusu uygulamanın yalnızca Kürtler için değil, ülkenin farklı bölgelerindeki topluluklar için de hayata geçirildiğini ifade etti.
2014'te IŞİD'in Kobani'ye yönelmesiyle birlikte ABD'nin PYD/YPG ile ilişkilerinin derinleştiğini belirten Dursunoğlu, daha sonraki süreçte SDG'nin ABD'nin Suriye'deki temel ortaklarından biri haline geldiğini söyledi.
“ABD Suriye'nin petrol ve tahılına erişimini kontrol etti”
Dursunoğlu, Fırat'ın doğusundaki petrol, tarım ve su kaynaklarının Suriye'nin ekonomik kapasitesi açısından kritik olduğunu vurguladı.
ABD destekli SDG'nin kontrolündeki bölgelerin Suriye'nin petrol ve tarımsal üretiminin önemli bölümünü barındırdığını belirten Dursunoğlu, Şam yönetiminin ekonomik kaynaklara erişiminin sınırlandırılmasının ülkenin ekonomik çöküşünü hızlandırdığını savundu.
Suriye ordusunun ve kamu çalışanlarının düşük maaşlarla yaşamaya çalıştığını belirten Dursunoğlu, devletin ekonomik kapasitesinin giderek zayıflamasının siyasi çözülmede önemli rol oynadığını ifade etti.
Bu nedenle Beşşar Esad yönetiminin askeri bir yenilgiden ziyade ekonomik ve kurumsal çöküş sonucunda devrildiğini savunan Dursunoğlu, Şam'ın enerji, tarım ve finansal kaynaklar bakımından ciddi bir kuşatma altında kaldığını söyledi.
“Suriye'deki dönüşümün kazananı İsrail”
Dursunoğlu, Suriye'deki gelişmelerin bölgesel sonuçlarını değerlendirirken İsrail'in konumuna özel bir parantez açtı.
Ona göre Suriye'nin parçalanması ve merkezi devlet yapısının zayıflaması, İsrail'in bölgedeki askeri ve siyasi hareket alanını genişletti.
Dursunoğlu, Suriye'nin geçmişte İsrail karşısında bir “bariyer” işlevi gördüğünü savunarak, ülkenin parçalanmasıyla birlikte İsrail'in Suriye topraklarında daha fazla hareket alanı kazandığını söyledi.
Bu durumun Türkiye açısından da önemli bir sonuç doğurduğunu belirten Dursunoğlu, Türkiye'nin artık güneyinde İsrail'in askeri varlığının bulunduğu bir Suriye ile karşı karşıya olduğunu savundu.
Colani tartışması: “Esad'a yapılan teklifler neydi?”
Programda HTŞ lideri ve Suriye'nin geçiş dönemindeki yöneticisi Ahmed eş-Şara'nın geçmişi ve İsrail ile ilişkileri de gündeme geldi.
Dursunoğlu, geçmişte Beşşar Esad yönetimine İsrail'le ilişkileri normalleştirmesi, İran ve Lübnan Hizbullahı ile bağlarını zayıflatması yönünde çeşitli tekliflerin yapıldığını ileri sürdü.
Esad yönetiminin bu teklifleri kabul etmemesinin Suriye'ye yönelik dış baskının nedenlerinden biri olduğunu savunan Dursunoğlu, bugün ise Şam yönetiminin İsrail ve ABD ile farklı bir ilişki biçimi geliştirdiğini söyledi.
Dursunoğlu, HTŞ lideri Ahmed eş-Şara'nın geçmişte ABD tarafından terör örgütü lideri olarak tanımlanmasına rağmen bugün Washington tarafından muhatap alınmasını da eleştirel bir çerçevede değerlendirdi.
Colani'nin reklam paylaşımına Çağlar Tekin'den ironik gönderme
Programın sunucusu Çağlar Tekin ise Suriye'nin terör destekleyen ülkeler listesinden çıkarılmasının ardından Colani'nin yaptığı Visa ve Mastercard temalı reklam paylaşımına ironik bir gönderme yaptı.
Tekin, HTŞ liderinin geçmişi ile bugün geldiği siyasi konum arasındaki çelişkiye dikkat çekerek, Suriye'deki yeni düzenin hangi güç merkezleriyle ilişkili olduğunu sorguladı.
Programda bu paylaşım, Suriye'deki siyasi dönüşümün geldiği noktanın sembolik bir göstergesi olarak ele alındı.
İran-ABD savaşı: Yeni cephe ve ateşkes tartışması
Programın ikinci bölümünde İran ile ABD arasındaki savaşın askeri boyutunun yanı sıra ekonomik ve siyasi sonuçları değerlendirildi.
Dursunoğlu, İran'ın savaş sırasında askeri açıdan direnç göstermesine rağmen asıl sınavın ekonomik alanda yaşanacağını belirtti.
İran'ın petrol, doğal gaz, tarım ve su kaynakları bakımından güçlü bir ülke olduğunu ifade eden Dursunoğlu, ancak ekonomik kuşatmanın uzun süre devam etmesi halinde savaşın toplumsal sonuçlarının ağırlaşabileceği uyarısında bulundu.
Dursunoğlu'na göre İran açısından mesele yalnızca cephede askeri üstünlük sağlamak değil, savaş sonrasında ülkenin ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlayacak mekanizmaları da oluşturmak.
Hamaney'in uyarısı: “Direniş ekonomisi” vurgusu
Programda İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ekonomik sorunlara ilişkin açıklamaları da ele alındı.
Hamaney'in hükümete yönelik mesajlarında ekonomik sorunların çözülmesi ve “direniş ekonomisi” anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Dursunoğlu, İran hükümetinin de Hamaney'in direktiflerine uyacağını açıklamasının önemli olduğunu ancak bunun yalnızca siyasi söylem düzeyinde kalmaması gerektiğini söyledi.
İran'ın askeri alanda elde ettiği kazanımları ekonomik alanda sürdürememesi durumunda uzun süreli bir kuşatmanın ülke üzerinde ciddi baskı oluşturabileceğini belirten Dursunoğlu, ekonomik dayanıklılığın savaşın devamlılığı açısından belirleyici olacağını ifade etti.
İran Cumhurbaşkanı'nın ekonomi açıklamalarına tepki
Programda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ihracat, enflasyon ve yaptırımlar konusundaki açıklamaları da eleştirildi.
Pezeşkiyan'ın ihracattaki düşüşe ve ekonomik sorunlara ilişkin değerlendirmelerini yorumlayan Dursunoğlu, savaş halindeki bir ülkenin cumhurbaşkanının ekonomik tabloyu bu şekilde sunmasının ABD'nin yaptırım politikasına karşı yürütülen mücadele açısından sorunlu olduğunu savundu.
Dursunoğlu, “yaptırımların etkisiz olduğu” yönündeki söylemlerin İran'ın yaşadığı ekonomik sıkıntılarla çeliştiğini belirterek, bunun ABD'nin ekonomik baskı politikasına istemeden destek veren bir görüntü oluşturduğunu söyledi.
“Anlaşma masasında saldırı” vurgusu
İran-ABD müzakereleri ve ateşkes tartışmaları sırasında yaşanan saldırılar da programın gündemindeydi.
Dursunoğlu, İran açısından temel sorunun yalnızca ateşkes veya anlaşma yapmak olmadığını, karşı tarafın yapılan anlaşmaya bağlı kalacağına dair güvence bulunmaması olduğunu söyledi.
Geçmişte yapılan anlaşmaların ihlal edildiğini belirten Dursunoğlu, İran yönetiminin yeni bir müzakere sürecinde karşı tarafın anlaşmayı uygulamamasına karşı güvence aramasının doğal olduğunu ifade etti.
Bu nedenle İran'ın müzakere masasına otururken yalnızca ateşkes koşullarını değil, anlaşmanın uygulanmasını güvence altına alacak mekanizmaları da gündeme getirmesi gerektiğini savundu.
İran'ın önündeki temel sınav: Ekonomik bağımsızlık
Programın sonunda İran'ın savaş koşullarında ekonomik bağımsızlık sorununa dikkat çekildi.
Dursunoğlu, İran'ın bazı temel ürünleri uzak coğrafyalardan ve karmaşık tedarik zincirleri üzerinden almak zorunda kalmasının kırılganlık yarattığını belirtti.
Rusya ve Pakistan gibi yakın coğrafyalardaki ülkelerle ticaretin geliştirilmesinin, İran'ın dışa bağımlılığını azaltabileceğini ifade eden Dursunoğlu, özellikle gıda ve enerji tedarikinin savaş dönemlerinde stratejik önem taşıdığını söyledi.
Dursunoğlu'na göre İran'ın askeri alanda direnebilmesi tek başına yeterli değil. Ülkenin ekonomik yapısının da savaşın yarattığı baskıya dayanabilecek hale getirilmesi gerekiyor.
Programda öne çıkan değerlendirme
Yeryüzü TV'deki programda Suriye ve İran başlıkları, yalnızca güncel gelişmeler üzerinden değil, bölgesel güç dengeleri ve ekonomik savaş perspektifinden ele alındı.
Suriye konusunda SDG'nin Şam yönetimiyle entegrasyonu, Kürtlerin siyasi ve kültürel hakları, ülkenin etnik ve mezhepsel yapısı, HTŞ'nin yükselişi ve İsrail'in Suriye'deki artan etkisi tartışılırken; İran bölümünde ise savaşın askeri sonuçlarından çok ekonomik dayanıklılık, yaptırımlar, ateşkes ve müzakere süreçlerinin geleceği üzerinde duruldu.
Dursunoğlu'nun değerlendirmesinde her iki dosyanın ortak noktası ise ekonomik ve siyasi bağımsızlık meselesi oldu. Programda, Suriye'nin ekonomik kaynaklarının kontrolünü kaybetmesinin devlet yapısındaki çözülmeyi hızlandırdığı savunulurken, İran'ın da benzer bir ekonomik kuşatmayla karşı karşıya kalmaması için “direniş ekonomisi” anlayışını somut politikalara dönüştürmesi gerektiği vurgulandı.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Kaynak: Haber Merkezi
