Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde yıllardır dile getirilen yolsuzluk, rant ve baskı iddiaları, yönetimler değişse de sona ermiyor. Nükhet Hotar döneminin ardından göreve gelen Bayram Yılmaz ile birlikte tablo değişmek bir yana, sağlık emekçilerine göre daha da ağırlaşıyor.

Hastane içerisinden konuşan sağlık emekçileri, kamusal bir sağlık kurumunun adım adım piyasacı bir yapıya dönüştürüldüğünü, çalışanların ise sistematik baskı ve güvencesizlikle sindirilmeye çalışıldığını ifade ediyor.

"Paran kadar sağlık" düzeni

İddialara göre hastanede sağlık hizmeti, ihtiyaca göre değil, ödeme gücüne göre şekilleniyor. Çevrimiçi randevu sistemi üzerinden 8 bin liraya varan ücretlerle hasta kabul edildiği belirtilirken, ücretsiz randevuların saniyeler içinde tükenmesi dikkat çekiyor.

MR, ultrason ve tomografi gibi temel tetkikler, ücretli başvurularda hızla yapılırken; ödeme gücü olmayan yurttaşlar aylar süren bekleme listelerine mahkûm ediliyor. Emekçilere göre bu tablo, “paran kadar sağlık” anlayışının kurumsallaşmış hali.

Nükleer riskin üstü örtülüyor?

Daha önce “nükleer sızıntı” iddiasıyla gündeme gelen ve çalışanların yeterli önlem alınmadan temizlik yapmaya zorlandığı öne sürülen bina, bu kez “Aritmi Bölümü” olarak yeniden açıldı.

Herhangi bir şeffaf açıklama yapılmadan atılan bu adımın, hem çalışanlar hem de hastalar açısından ciddi bir risk barındırdığı ifade ediliyor. Emekçiler, “risk ortadan kalktı mı, yoksa üstü mü örtüldü?” sorusunu gündeme getiriyor.

Deprem gerçeği ve insanlık dışı koşullar

Depreme dayanıklı olmadığı iddia edilen servislerin kullanılmaya devam etmesi ve kanser hastalarının yağmur, soğuk demeden korumasız sedyelerle taşınması, hastanedeki ihmaller zincirinin bir başka boyutu.

Bu manzara, “sağlıkta dönüşüm” söylemlerinin sahadaki karşılığını gözler önüne seriyor.

Mobbing bir yönetim pratiği mi?

Sağlık emekçilerine göre hastanede liyakat yerini açık bir baskı rejimine bırakmış durumda. Başhekimlik ve idari yapı üzerinden çalışanlara sistematik mobbing uygulandığı, itiraz edenlerin sürgün ve görev değişiklikleriyle cezalandırıldığı iddia ediliyor.

Özellikle engelli çalışanlara yönelik ayrımcı uygulamaların görmezden gelindiği ve çalışma barışının tamamen ortadan kalktığı belirtiliyor.

"Bu hastane bizim"

Daha önce de yolsuzluk iddiaları, usulsüz ihaleler ve hizmet krizleriyle gündeme gelen hastanenin, artık kamusal niteliğini büyük ölçüde yitirdiği ifade ediliyor.

Ancak sağlık emekçileri geri adım atmıyor. “Bu hastane piyasacıların değil, halkın” diyen çalışanlar, mücadeleyi büyüteceklerini ve kamusal sağlık hakkını savunmaya devam edeceklerini vurguluyor.

Kaynak: Sol Haber