Yasin Yeter Kaouther Ben Hania’nın Hind Rajab’ın Sesi filmini inceledi; “Gerçek bir trajediden ilham alan Hind Rajab’ın Sesi, izleyiciyi bir çocuğun yardım çağrısı üzerinden insanlığın suskunluğuyla yüzleştiriyor.”
Sinemanın en sarsıcı gücü, bazen büyük hikâyelerde değil, tek bir sesin yankısında saklıdır. Hind Rajab’ın Sesi, tam da bu noktadan hareketle izleyiciyi derin bir vicdan muhasebesi yapmaya zorluyor. Film, savaşın istatistiklere indirgenen yüzünü parçalayarak, bir çocuğun korkusu, çaresizliği ve hayatta kalma mücadelesi üzerinden çok daha çarpıcı bir gerçeklik algısı kuruyor.
Film, adını taşıdığı Hind Rajab’ın gerçek bir olaydan ilham alan hikâyesini merkezine alıyor. Küçük bir çocuğun, çatışma ortamında yardım çağrısı yaptığı o anlar, sadece bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda modern dünyanın duyarsızlığına tutulmuş bir ayna gibi sunuluyor. Yönetmen, bu hikâyeyi dramatize etmek yerine olabildiğince yalın bir anlatımı tercih ederek, izleyicinin duygularını manipüle etmekten kaçınıyor. Bu da filmin etkisini daha da artırıyor.
Filmin görsel dilinde sadelik hâkim. Savaşın yıkıcılığı abartılı sahnelerle değil, sessizlikle, boşlukla ve bekleyişle anlatılıyor. Kamera çoğu zaman Hind’in bakış açısına yaklaşarak, izleyiciyi doğrudan olayın içine çekiyor. Bu tercih, filmi izlerken bir tanık olma hissini de güçlendiriyor; hatta yer yer bu tanıklık, izleyici için ağır bir yük hâline geliyor.
Filmin en güçlü yanlarından biri seslerin kullanımı. Adeta bir karaktere dönüşen ses tasarımı, Hind’in yardım çağrısını sadece işitsel bir unsur olmaktan çıkarıp filmin ana omurgasına yerleştiriyor. Sessizlik anları ile kesilen bu çağrı, izleyicide kalıcı bir yankı bırakıyor. Bu yönüyle film, yalnızca görsel değil, işitsel bir deneyim de sunuyor izleyiciye.
Hind Rajab’ın Sesi, politik bir film olmasına rağmen slogan atma yanılgısına düşmüyor. Aksine, büyük politik tartışmaları tek bir insan hikâyesi üzerinden kurarak daha güçlü bir etki yaratıyor. Film, “kim haklı?” sorusundan çok “kim duyuyor?” sorusuna odaklanıyor. Belki de bu yüzden izleyiciyi rahatsız ediyor. Çünkü izleyiciler akıllarında ki sorulara kolay cevaplar bulamıyor film boyunca.
Ancak film, bu yoğun duygusal yükü taşırken yer yer ritim sorunları da yaşıyor. Bazı sahnelerin gereğinden uzun tutulması, anlatının akışını durağanlaştırabiliyor. Fakat bu tercih, yönetmenin bilinçli bir kararı olarak da okunabilir; çünkü bekleyiş ve çaresizlik hissi tam da bu yavaşlıkla inşa ediliyor.
Sonuç olarak Hind Rajab’ın Sesi, izlenip geçilecek bir film değil; izleyenin içinde kalmaya devam eden bir deneyim olarak öne çıkıyor. Savaşın soğuk yüzünü bir çocuğun sesiyle anlatan bu yapım, sinemanın en temel işlevlerinden birini hatırlatıyor bizlere;
Unutmamak ve unutturmamak.