DÜNYA ADALETSİZ ÇOCUK – EŞİTLENECEĞİZ!

Pınar Bayram

09-04-2026 00:08

“Çıkar boynundan at o ipi çocuk!
Salıncaklar mı yok sana?
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana?

En sevdiklerimi verdim ölüme de;
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim.
Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün…
Görmedim Ademoğlunun dalından koparılır gibi koparıldığını…

…ve böylelikle umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden.

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden aldıkları umut!
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba.

Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda.
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi iyi belle, Bahara kalmaz, gelirim yanına.”

Nazım Hikmet

23 Nisan’da çocuklara bayram armağan eden bir ülkede, çocukların hâlâ işçi, mülteci, istismar mağduru, şiddet kurbanı, yoksul ya da çocuk gelin olarak yaşamaya zorlanması, en büyük çelişkidir. Nazım Hikmet’in “Dünya adaletsiz çocuk” dizesi, bu çelişkinin en yalın ifadesidir. Çocukların gülüşleriyle kurulması gereken bir dünya, onların gözyaşlarıyla ayakta kalmaya çalışıyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporlarına göre, 2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu ölümler tarımda, sanayide ve hizmet sektöründe yoğunlaşıyor. Çocukların oyun çağında çalışmaya zorlanması, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık vaadine en sert saldırıdır.

Çocukların güvenlik hakkı, en temel insan hakkıdır. Ancak istismar ve şiddet vakaları, hem yerelde hem küresel ölçekte, adalet sisteminin ve toplumsal vicdanın zayıflığını gösteriyor. Türkiye’de çocuklar çoğu kez korunması gereken yerde yalnız bırakılırken, Epstein adasında ortaya çıkan vahşetler, çocukların ve gençlerin sistematik biçimde istismar edilmesiyle dünya çapında bir utanç tablosu yarattı.Epstein adası, yalnızca bireysel suçların değil; güç, para ve iktidarın çocukların bedenleri ve hayatları üzerinde kurduğu korkunç tahakkümün sembolüdür. Bu olay, küresel sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne sererken, Türkiye’deki istismar vakalarıyla yan yana düşünüldüğünde, çocukların dünyanın her yerinde aynı adaletsizliğin kurbanı olduğunu gösteriyor.

Çocuk yaşta evlilikler, patriyarkanın ve yoksulluğun en acımasız kesişim noktasında ortaya çıkar. Yoksul aileler, ekonomik çaresizlikten dolayı kız çocuklarını erken yaşta evlendirmeye zorlanır. Bu evlilikler, çocukların eğitim hakkını ellerinden alır, sağlıklarını tehdit eder ve onları ömür boyu sürecek bir eşitsizlik döngüsüne hapseder.Çocuk gelinler, çocukluklarını kaybederken toplum da geleceğini kaybeder. Çünkü her çocuk gelin, bir okul sırasının boş kalması, bir hayalin yarım bırakılması, bir özgürlüğün gasp edilmesi demektir. Çocuk yaşta evlilikler, bireysel bir trajedi değil; kolektif bir suçtur. Bu suç, patriyarkanın ve yoksulluğun el ele vererek çocukların hayatlarını kararttığı bir düzenin en çıplak göstergesidir.

Göçmen çocuklar, savaşların ve zorunlu göçlerin en ağır yükünü taşıyor. Çoğu, eğitim hakkından mahrum bırakılıyor; kimliksiz, güvencesiz ve geleceksiz bir hayatın içine sürükleniyor. Türkiye’de ve dünyada göçmen çocuklar, ucuz iş gücü olarak sömürülüyor, sokaklarda çalışmaya zorlanıyor, kimi zaman da şiddet ve istismarın en kolay hedefi haline geliyor.Bu tablo, “dünya zorba” ifadesinin somut karşılığıdır: sınırlar ve devletler, çocukların oyun hakkını değil, hayatta kalma mücadelesini dayatıyor. Göçmen çocukların görünmezliği, sistemin en büyük suçlarından biridir.

Küba, çocuk hakları konusunda dünyada en ileri örneklerden biridir. Çocuk işçiliği yasak, eğitim ve sağlık ücretsizdir. 2022’de kabul edilen Aile Yasası ile çocukların kendi hayatları hakkında söz sahibi olması güvence altına alınmıştır. Ancak ABD’nin 1960’lardan bu yana sürdürdüğü ekonomik ve ticari abluka, bu kazanımları sürekli baltalamaktadır.Abluka yüzünden engelli çocuklar için gerekli ilaçlar ve tıbbi ekipmanlar temin edilemiyor; serebral palsi ve müsküler distrofi gibi hastalıklarla mücadele eden çocuklar yürüyemiyor. 331 özel eğitim okulu, temel malzemelere erişimde zorluk yaşıyor. Küba’nın çocuk hakları konusundaki ilerlemeleri, küresel adaletsizlikler tarafından sürekli tehdit ediliyor.ABD’nin ablukası, yalnızca bir ülkenin ekonomisini değil, doğrudan çocukların yaşam hakkını hedef alıyor. Bu, insanlık dışı bir politikadır. Küba örneği bize şunu gösteriyor: Çocukların eşit yurttaşlık temelinde korunması mümkündür, ama küresel güç dengeleri bu imkânı sürekli engellemektedir.

Çocukların ölümü, istismarı ve sömürüsü, yalnızca bireysel suçların değil; sistemin bütün çarpıklığının kanıtıdır. İSİG Meclisi’nin verileri Türkiye’deki tabloyu, Epstein adası küresel ölçekteki vahşeti, çocuk gelinler patriyarkanın en acımasız yüzünü, Küba ise alternatif bir modeli gösteriyor. Ancak ABD’nin ablukası, bu alternatifin önünü kesiyor.

Bu tablo, bir tercih meselesi değil; bir vicdan meselesidir. Çocukların gülüşleriyle kurulacak bir dünya, adaletsizliğe karşı en güçlü cevaptır.

Bir çocuğun boynuna ip geçirilmişse, bu sadece bireysel bir trajedi değildir; bu, toplumun ortak vicdanına vurulmuş bir darbedir. Salıncağın neşesi yerine betonun soğukluğu dayatılıyorsa, hepimiz suç ortağıyız. Çünkü çocuklarımızın yaşam hakkı, en temel hakkımızdır.

Bugün, bir boynun kırılışıyla birlikte bir ömrün de orta yerinden kırıldığını gördük. Ademoğlunun dalından koparılır gibi koparılışına tanıklık ettik. Ve böylelikle umut etme kabiliyetimizi elimizden aldılar. Umut, bir toplumun en büyük sermayesidir; onu kaybettiğimizde yalnızca bireyler değil, bütün bir gelecek yıkılır.

Dünya adaletsizdir, dünya zorbadır. Ama bu gerçeği kabul etmek yetmez. Bizim görevimiz, bu zorbalığa karşı sesimizi yükseltmektir. Çocuklarımızın yaşam hakkını savunmak, sadece bir insani sorumluluk değil, aynı zamanda politik bir zorunluluktur.

“Bahara kalmaz, yanına geliriz

Bahara kalmaz, hep birlikte yeniden doğarız

Bahara kalmaz, sokaklarda, meydanlarda, çığlık oluruz.”

DİĞER YAZILARI Kızanlık’ın Kapısında :Kükürtlü Taş Ocaklarının Kara Mirası, Yeşilin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Karanlıktan Filizlenen Umut: İşçi Sınıfının Direnişi ve 1 Mayıs’ın Kaçınılmaz Çağrısı 01-01-1970 03:00 Okul Saldırıları: Çocukların Elindeki Silah Değil, Hegemonyanın Çöküşü Tetikte 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetçilik, Laiklik ve Eşitlik: Bugünün Çelişkileri 01-01-1970 03:00 Çürüme, Yüzeyselleşme ve Sosyalist Praxis’in Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 ‘POLİTİK PAÇOZLUK’ TAN KURTULMAK 01-01-1970 03:00 Yasın Hak Görülmediği Dünyada – Toplumsal Hafıza ve Direniş 01-01-1970 03:00 EŞİTLİK SADECE CİNSİYETTE DEĞİL, SINIFTA DA KAZANILIR! 01-01-1970 03:00